“Suçlu Masumlar” Veya Delhi Crime

İşlemediğiniz veya işlenmesine hiçbir şekilde katkıda bulunmadığınız bir suçtan dolayı kendinizi sorumlu hissettiğiniz oldu mu? Örneğin yakınlarınızda bir yerde bir çocuğa tecavüz edildiğinden haberdar olmanız, içinize kara bir boşluğun dolmasına yetti mi? Ya da sokak ortasında öldürülen bir kadının ölümünden çok, öldürme eylemini gerçekleştiren kişi ile aynı mahallede yaşıyor olduğunuzu düşünmek midenize kramplar girmesine neden oldu mu? Hiç başkasının cürmünün sorumluluğunu omuzlarınızda hissettiniz mi? Yanıtınız evet veya benzeri bir olumlama içeriyorsa, Terry Eagleton’un deyişiyle siz bir “suçlu masum”sunuz. Bazen iyi bir insan olmak yetmez. Bazen iyi bir insan olmanızın, kimseye zarar vermeden yaşamınızı sürdürmeye çalışmanızın anlamının olmadığının ayrımına vardığınız gün çıka gelir hayatın hay huyu içinde ve insan olmak bir an için suça dönüşür vicdanınızın epeyce görünür bir yerinde.

2012 yılında Hindistan’da, sonrasında kayıtlara “Nirbhaya Vakası” olarak geçecek bir olay gerçekleşir. Pek çok sıradan insanın vicdanında derin bir yara ve suçluluk hissi yaratan bu olay, bırakınız bizzat yaşamayı veya tanık olmayı, yalnızca yaşandığını bilmiş olmakla bile insanın kanını donduran ve “insan” kavramının içine neleri alabildiğini düşünmek zorunda bırakan bir dehşet içermektedir. Erkek arkadaşıyla sinemadan çıkmış, evine ulaşmaya çalışan bir genç kız bindikleri otobüste, otobüs hareket halindeyken altı kişinin tecavüzüne uğrar. Olay tecavüzle sınırlı kalmamış, genç kızın iç organları demir bir çubuk ve tecavüzcülerden birinin ellerini kullanmasıyla parçalanmıştır. Hafif yaralı olan erkek arkadaşıyla birlikte çırılçıplak soyulmuş halde, hareket halindeki otobüsten atılmış ve tecavüzcülerin onları ezme girişiminden bir şekilde kurtulmuşlardır. Yaralılar yol kenarında bulunur, hastaneye götürülürler. Erkek arkadaş hafif yaralı iken, genç kız yaşam mücadelesi vermektedir. Olaya el koyan emniyet müdür yardımcısı ve onun emrindeki küçük bir ekip dört gün süren bir insan avının ardından suçluları yakalarlar. Olayı haber aldığı ve genç kızı hastanede gördüğü andan itibaren emniyet müdür yardımcısının yüzüne inmiş olan suçluluk, sorumluların yakalanması için insanüstü bir çabanın verilmiş olmasının altında yatan nedendir. Kamu vicdanını harekete geçiren bu olay, asla anlayamayacağı bir eylemin suçluluğunu taşıyan insanların verdiği mücadelenin genç kızın hayatını kurtaramasa da başınızı öte yana çeviremeyecek denli suçlu hissetmenin önemini dünyanın gözleri önüne sermiştir.

Yukarıda özetlenen bu olay Netflix tarafından bir televizyon dizisi olarak çekildi ve bellekleri tazeledi: Delhi Crime. Aslına olabildiğince sadık kalınmaya çalışıldığı ve bu nedenle de bir parça belgesel tadı veren yedi bölümlük yapım izleyicinin de kendisini suçlu hisseden bir masumiyetle ekran başına kilitlenmesine neden olan bir başarı içeriyor. Yapımcılığı ve yönetmenliği Richie Mehta tarafından yapılmış olan dizi, olayın içerdiği karanlığı izleyicisine de aktaran gerçekçi dili ile etkileyici bir seyre dönüşüyor. Kadın emniyet müdür yardımcısının kararlılığı, bütçe sıkıntıları, eleman yetersizliği, politikacıların durumu yarara dönüştürme heveslerinin verdiği sıkıntı arasından sıyrılıyor. Görev bilincini de aşan inat, emniyet müdür yardımcısının yüzüne sinmiş olan o suçlu masum olma hissini size de sirayet ettiriyor.

Takip sırasında astlardan birinin üstüne sorduğu, “Bir insan bunu diğerine nasıl yapabilir?” sorusuna verilen yanıt, gelişmemişlik, gelir dağılımı eşitsizliği, eğitimsizlik vurgusu arasında insan olmaya dair çaresizliği hissetmenize neden oluyor. Hindistan’ın kendine özgü sorunlarının da altının çizildiği, böyle bir toplumda kadın olmanın anlamının yer yer vurgulandığı, işlemediği bir suçun sorumluluğunu duyan insanların kararlılığı olmaksızın ne toplum ne de insan olmanın başarılamayacağının alttan alta sezdirildiği yapım, iyi vakit geçirmeyi amaçlayan izleyiciden ziyade kaçınılmaz sorgulamalarla yüzleşmekten çekinmeyen izleyiciyi hedefliyor.

“Bitkiler gibi insanlar da büyür; kimi aydınlıkta, kimi de gölgede. Pek çokları ışığa değil, gölgelere gerek duyar.” diye yazmıştı Jung, Kırmızı Kitap adlı eserinde. Delhi Crime yalnızca gölgelerden gelenlerin eylediklerini değil, gölgeleri yaratan insanlığımızdan da suçluluk duymamıza neden olacak bir hikâye anlatıyor. Masumiyetine güvenip, suçluluğundan korkmayacak olanlar için.