Zaman ve Roman

Bir süredir “Netflix döneminde romanın yaşama şansı var mı?” sorusunu soruyor, aklıma gelenleri bir takım toplantılarda dillendiriyor ya da burada olduğu gibi yazıya dökmeye çalışıyorum. Belli ki bu soru beni ilgilendiriyor.

Şundan:  Son iki kitabım, yani 29. ve 30. kitaplarım,  roman türünde oldu. (“Babıali’de Cinayet: Gazeteciyi Kim Öldürdü?”  ve “Ada”)   Son iki yılımı roman yazarak ya da roman konuşarak geçirdim de diyebilirim. Şimdi de üçüncüsü üzerinde çalışıyorum.  Roman yazarlığını sevdim.  Romanın bana başka türlerde bulunmayan bazı ifade olanakları sağladığını keşfettim. Onun yerine geçecek bir şey bulunmadığına göre, ağır bir şaşkınlık  krizi geçirmekte olan insanlığın romana ihtiyacı olduğu sonucına vardım.  Şiir gibi roman da bir kenara itilirse dünyanın daha  renksiz, insanlığın ise daha da sığ ve sıkıcı (ve dahi, yıkıcı) bir hale geleceğinden kaygılandım.

Ve,  bir yayıncının “Artık roman basmaya korkuyoruz, çünkü bizdeki roman okurları,  yani A/B Grubundaki kadınlar,  şu aralar gece gündüz Netflix’te dizi seyretmekten başka bir şey yapmıyorlar.”  dediğini duydum!

Zaten farkındaydım:  Yeni bir dizi seyretme tarzı oluşmuş, İngilizce “binge-watching” diyorlar. “Binge”in sözcük anlamı  “bol bol yiyip içmek, alem yapmak”.  Tiryakinin sigaraları birbirine eklemesi misali epizodları birbirine ekliyorlar, saatlerce, günlerce doyasıya,  hatta öğüresiye seyrediyorlar ya da tıkınıyorlar.  Roman okumak bir yana, başka hiçbir şeye zaman kalmıyor!

ZAMAN VE TÜKETİM

“Zaman” deyince duracaksın.  Çünkü “zaman” hayat denen sınırlı fırsatın özüdür.  Onun ana sermayesidir.  İyi yaşanmış bir hayatla kötü yaşanmış bir hayatın temel ayracı zamanın nasıl geçirildiğidir.  Etken anlamda “geçirildiği” diyorum, yoksa zaman, açık kalmış bir musluk gibi,  nasıl olsa akıp gider ve biter. İnsanın bir şey yapmasına gerek yoktur.

İnsanın ana sermayesi olunca, insanla ilgilenenlerin de “zaman”la  ilgilenmesine şaşmamak gerekir. Aristo’dan Marx’a ve tabii günümüzün pop-feylesoflarına kadar herkes bu kavram üzerinde durmuştur. Zamanı “iyi” kullanma konusunda nice  tartışmalar patlak vermiştir. Hayatı anlamlandırmak için ilkin eldeki zamanı –‘an’ı –  anlamlandırmanın önemi üzerinde durulmuştur.  Bazı etkinlikler bazılarınca “zaman israfı” olarak sınıflandırilmıştır. İnsanıın “Ben şu an ne yapıyorum?” sorusunu sormasının  post-modern yaşam bilincinin merkezinde yer aldığını söyleyebiliriz.

Zamanın nasıl kullanıldığı konusu pek çok alanı ilgilendiriyor:  Çalıştırdığı kişilerden “emek-zaman” satın alan eski moda kapitalistler kadar Tüketim Toplumu’nun pazarlamacılarını da.  Kim, ne zaman ne yapıyor? Bunun kalıpları nasıl değişiyor?  Tüm ona ulaşma çabaları, televizyonlarda program çizelgeleri, reklam blokları ve içerikleri buna göre ayarlanacaktır.*

Kitle televizyonculuğunda amaç tüketiciyi bir şekilde yakalayıp zaman trenine bindirmek ve orada mümkün olduğu kadar tutmaktır. Artık o türden dikey televizyonculuk devrini doldurmuş olsa da,  yeni yayın sistemlerinde, bu arada dijital platformlarda (ya da “çevrimiçi video akış” platformlarında) ve tabii  Netflix’te de,  amaç odur:  Tüketiciyi cazip davetlerle bir şekilde yakala, sonra mümkünse hiç bırakma!  Öyle ki, çalışmak ve uyumaktan başka hiçbir şeye vakti kalmasın.  “Zamanı” ve hayatı senin olsun!

ASIL RAKİP KİM?

Uykudan söz etmişken, dünyanın dört bir yanına çalı yangını gibi yayılıp yüz milyonlarca insanın zamanına ve hayatına el koyan Netflix’in baş yöneticisi Reed Hastings bu yıl bir kaç kez  “En büyük rakibimiz uyku” demiş.**  Yani, bütün diğer rakipler sindirilmiş, sıra rüyaların ülkesi uykuya gelmiş.  Ancak, yapısal engeller söz konusu:  Bir gün 24 saat, o asla uzatılamıyor; onun bir kısmı zorunlu işlere, hayat gailelerine gitmek zorunda, geri kalan saatlerin ise talibi pek çok.

Ve işin kötüsü, insan vücudunun uykuya ihtiyacı var.  Eninde sonunda o gelip bastırınca gözler kapanıyor ve insancıklar Netflix’i (Evet, Netflix’i bile!) terketmek zorunda kalıyor.

İşte en başta andığım soru, yani çağımızda romana yer olup olmadığı ile ilgili soru işte bu bağlamda kendisini gösteriyor.  Zaten elektriğin evrenselleşmesi ile gittikçe daralmış olan uyku bölgesini daha da sınırlamaya istekli olduğu anlaşılan açgözlü Netflix yöneticisine insanların ne zaman roman okuyacaklarını sorsak ne yanıt verirdi acaba?  “Canım okumayı versinler,  dizi uyarlamalarını izlesinler” mi derdi?  Öyle derse ona hangi sorular sorulabilirdi?

Bir romanı okumakla, ondan esinlenmiş diziyi seyretmek yaşamsal deneyim olarak aynı şey midir?  Yoksa ikisi apayrı, birbirinin yerine ikame edilemez deneyimler midir?  Örneğin Homeros’un epik İlyada’sını okuyanla ondan esinlenmiş BBC’nin  berbat The Fall of A City (Netflix’te gösteriliyor) dizisini seyreden aynı  pınardan su içmiş sayılabilirler mi?   Yoksa dizisi ye da filmi ne kadar iyi olursa olsun,  romanı okumak “özgün, “benzersiz”, “emsalsiz” bir deneyim midir?

Hayatının çeşitli evrelerinde televizyonculuk da yapmış ve roman yazmaya  geç kalmış biri olarak ben romanın insana verdiğinin özel –“özgün”, “benzersiz”, “emsalsiz”– olduğuna ve bu yüzden mutlaka yaşaması gerektiğine inanıyorum.  Bu Netflix furyası da gelip geçici bir modadır,  insanlar zamanla ondan bıkıp asıl şeylere, yani kendilerini daha insanileştirecek, derinleştirecek, özgürleştirecek şeylere  döneceklerdir diye avunmaya  çalışıyorum.  Belki de kendimi kandırıyorum.  Belki de çağdaş insana yaraşan, eğlence tıkınmaya dayanan bencil bir yüzeyselliktir.  Belki de uyku da yasaklandıktan sonra hala roman okuyanları  Aldous Huxley’in Brave New World’teki “vahşi adam” gibi kafeslere kapatıp teşhir edeceklerdir!  Belki de onları romansız bırakmamak için yazmak gerekir!

*Boş zamanlar konusunun felsefi yansımalarını, zaman kullanımının değişimlerini ve bunların televizyonla ilintilerini  merak edenlere neredeyse 40 yıl önce yazılmış bir makalemi tavsiye ederim.  Haluk Şahin ve John P. Robinson, “Beyond the Realm of Necessity: Television and Colonization of Leisure, Media, Culture and Society, 3:1, 1980, 85-95.

**En son veriler Netflix’in asıl rakibinin uyku değil YouTube olduğunu gösteriyor.  Özellikle Hindistan gibi pazarlarda YouTube  Netflix’ten ve diğer dijital platformlardan daha hızlı büyüyormuş.  Aynı şekilde, seyrederek geçirilen zaman açısından YouTube  önde gidiyormuş.  Ve bu durum Netflix yöneticilerinin uykusunu kaçırıyormuş!  (Kaynak Manish Singh, venturebeat.com,

 

 

 

​Vitalica Wellness, Bodrum’da….

Hem geleneksel hem de modern tıbbın en etkili uygulamalarını içeren ve ‘’kişiye özel’’ olarak belirlenen zengin programlarıyla beklentilerin ötesinde wellness ve sağlık hizmetleri sunmayı hedefleyen Vitalica Wellness, dünya çapında 3 ödül alan LUX* Bodrum Resort&Residences bünyesinde de hayata geçiyor. Dünya wellness ekonomisinin büyüklüğü ise 4.2 trilyon dolar.

Vitalica; yaşamsal gücü, canlılığı, dinginliği ve zindeliği tanımlıyor.“Come alive” mottosuyla yola çıkan Vitalica Wellness, konuklarını; fiziksel, ruhsal, duygusal ve zihinsel sağlığını geliştiren bir atmosferle buluşturuyor.

Geleneksel Tıp ile Modern Tıbbın doğrularından birleştirerek Wellness konseptini oluşturan MYC Partners Yönetim Kurulu Başkanı Doktor Murat Akdoğan, 28 Şubat Perşembe günü Raffles İstanbul Hotel’de düzenlenen Witalica Wellness lansman toplantısında yaptığı konuşmasında Avrupa, Uzak Doğu, Çin ve Hint gibi dünyanın farklı kültürlerine ait yaklaşımların en başarılı uygulamalarını bir araya getirerek fark yaratan bir konsept oluşturduklarını belirtti.

Dr. Murat Akdoğan, 1990’lı yıllarda beyin ve böbreklerindeki rahatsızlık nedeniyle tedavisi için yurtdışına gitmek zorunda kalıyor. Dünyada, bu hastalıkla mücadele eden 14 vaka tespit edilmiş ve 13’ü ölümle sonuçlanıyor. Akdoğan, modern tıp sayesinde bu hastalık karşısında hayatta kalan tek kişidir. Yaşadığı bu deneyim ile hastaneciliğe adım atarak ethica ve estethica hastanelerini kuruyor. Sağlık sektöründeki deneyimlerini de geliştiren Akdoğan; asıl olması gerekenin tamircilik değil koruyuculuk olduğunu ilke edinerek bunun sürdürülebilirliğini sağlamak için “Koruyucu Hastane Modeli”ne geçiş sürecini başlatıyor.

Vitalica Wellness programları, batı tıbbını temsil eden MYC Partners bünyesinde yer alan ethica ve estethica Hastaneleri’nin; Avrupa, Çin, Hindistan ve Ortadoğu’dan geleneksel tıp doktorlarından oluşan bir kurul tarafından hazırlandı.

MYC Partners Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Murat Akdoğan, programların, dünyada tanınmış wellness merkezlerinin ötesinde içeriklerden oluştuğunu söyledi.

Vitalica Wellness’ın kendine ait organik bahçesinden sağlanan doğal yiyecek ve içeceklerden oluşmuş özel menüleri ile dikkat çektiğine değinen Dr. Murat Akdoğan ‘’ Detoks uygulamalarını, yenilenme uygulamalarını, zihin ritüellerini barındırıyor. Bunlara ek olarak; doktor yönetimindeki modern medikal cihaz ve ekipmanlarla, holistik klinik tedavileri, anti aging tedavileri, güzellik ve estetik uygulamaları ile de fark yaratıyor. Vitalica Wellness bu programları; Ege’nin incisi olarak tabir ettiğimiz, en yüksek oksijen oranına sahip, doğal güzellikleri, denizi, güneşi bir arada barındıran LUX* Bodrum Resort & Residences’ da uyguluyor ‘ diye konuştu.

Uzun ve sağlıklı yaşamak isteyenleri hedefliyoruz

Dünyada wellness ekonomisini 4.2 trilyon dolar olduğunu açıklayan Dr. Murat Akdoğan şöyle devam etti:’’ Bu sağlığı korumak ve sağlığı geliştirmek ile ilgili bütçe. Bu Türkiye’de çok düşük. Bunun uluslararası turizmine baktığımızda 2018’de 700 milyon dolar olduğunu görüyoruz. Yüzde yüzde 6-7 e giden çok hızlı büyüyen bir ekonomi. Türkiye’nin buradan pay alması gerek. Türkiye 8. sırada. Birinci sırada Almanlar yer alıyor. Oysa Türkiye potansiyel olarak liderliği hak ediyor. Dünyada bir ilk olarak modern tıp ile geleneksel tıbbı bir araya getiriyoruz. Hint, Çin, Ortadoğu gibi güçlü yönleri alınmış koruyucu modelle geliştirilmiş bir programdan bahsediyorum. Bugün Sağlık Bakanlığı tarafından hacamat, bağışıklık sistemini güçlendiren uygulamalar olarak kabul ediliyor.

Wellness konseptinde detox, ozon tedavileri, damardan vitaminler gibi çeşitli uygulamalar yer alıyor. Eğitim seviyesi, kültür seviyesi yüksek ve gelir seviyesi iyi insanlar sağlıklı yaşlanabilmek adına bu tedavileri tercih edecek. Wellness ile ilgili İstanbul’da 1 hastane 3 klinik açacağız. Sonra Almanya, Amerika başta olmak üzere yurtdışına açılmayı hedefliyoruz. Hastalarımızın yüzde 90’ı yurtdışından gelecek. Avrupa’da hiç bir kliniğin arkasında hastane gücü yok. Bu proje için 2 yıl çalıştık. 3 profosör, 2 docent 5 uzman doktor ile çalışıyoruz. ‘’

Mazhar Alanson ile Senfonik Bir Gece

Mazhar Alanson, Şef Turhan Yükseler yönetimindeki Cemal Reşit Rey (CRR) Senfoni Orkestrası ile muhteşem bir konser verdi.

“Mazhar Senfoni” başlıklı konser, 3 Mart Pazar akşamı CRR Konser Salonu’nda gerçekleşti.

Konseri; aralarında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Fecir Alptekin, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. İskender Pala, Endonezya Büyükelçisi Mahmut Erol Kılıç, KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, BAYKAR Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar, SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, İBB Kültür Daire Başkanı Rıdvan Duran, İBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Kemal Kaptaner, oyuncular Hasan Kaçan, Kadir Çöpdemir, İpek Tuzcuoğlu ve müzik yazarı Doç. Dr. Michael Kuyucu’nun da bulunduğu yaklaşık bin kişi izledi.

Alanson konsere “Yandım” şarkısıyla başladı. “Ah Bu Ben”, “Sarı Laleler” , “Yağmur Var”, “Tam Ortası”, “Yaşın 19”, “Ali Desidero” ve “Ele Güne Karşı” konserde seslendirilen diğer eserlerdendi.

Konser dinleyicilerin yoğun alkışlarıyla son buldu.

AdColony’den Kobilere Destek Kampanyası

LinkedIn’in Türkiye satış ortağı AdColony, LinkedIn’in profesyonel ortamını Kobilerin daha etkin kullanması için bir destek kampanyası hazırladı.

Bilinirlik ve ticari faydaları Kobilere sunmak isteyen LinkedIn mecrasında farklı ticaret kuruluşlarına üye olan, yurtdışına ihracat yapan,  kısıtlı kaynağa sahip her büyüklükteki firmaların küçük ve orta ölçekli projelerine destek olmak üzere fırsat sunuyor.

Bu fırsat sayesinde şirketler, AdColony aracılığıyla yaratılan reklam hesapları üzerinden gerçekleştireceği yayınlarında 1.000$ tutarındaki ilk harcamalarında sadece tutarın yarısı kadar faturalandıracak. Kısaca AdColony şirketlere 500$ değerinde bir teşvik fırsatı sağlamış olacak.

AdColony Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika Pazarları Büyüme ve Müşteri İlişkileri Direktörü Melike Kırtepe, konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Türkiye’de ki küçük ve orta ölçekli girişimlerin gelişip büyümesine yardımcı olmayı hedefliyoruz. Hali hazırda birçok firma ile buluşarak LinkedIn’i tanıtıyor, LinkedIn pazarlama çözümleri ve dijitalde reklam kullanımı hakkında eğitimler düzenliyoruz. LinkedIn reklam yönetimi sürecinden bahsettiğimiz eğitimlerle iş ortaklarımızın LinkedIn’i verimli kullanarak yatırımlarının karşılığını alacağı bir iş planı tasarlıyoruz.  “ dedi

Dijital reklamın gücü yadsınamaz ama  bir yandan da internet kullanıcılarının kafasındaki en büyük soru işareti ulaştıkları içeriklerin güvenilirliği! AdColony  ve Nielsen yaptıkları araştırma ile bu sorunun cevabını aradılar. Araştırmanın sonuçlarına göre 18-55 yaş arası internet kullanıcılarının en güvenilir buldukları sosyal mecra LinkedIn oldu!  Farklı sosyal medya araçları ile karşılaştırıldığında kullanıcılar LinkedIn’i alanında tek olması yönü ile daha değerli buluyor. Sosyal medya kullanıcılarına göre en güvenilir içeriklere LinkedIn’de ulaşılıyor. LinkedIn üyelerine göre bu mecrayı diğer sosyal medyalardan ayıran özellikler kendilerini geliştirmesine yardımcı olması, sektörden güncel haberleri barındırması ve tecrübe, bilgi, deneyim ve başarı hikayelerine erişilebilen bir platform olması. AdColony de bu sebeple en doğru reklam çözümünü  küçük ve orta ölçekli işletmelere LinkedIn kampanyası yaratarak sunuyor.

Çocuğunuzu Risk Faktörlerine Karşı Hazırlayın

Ülkemizde 2018 yılında yapılan bir araştırma 15-34 yaş arasında ortalama her 3 kişiden 1’inin hayatında en az bir kez madde kullandığını gösteriyor. Yüksekliği nedeniyle düşündürücü olan bu oran, ergenlik çağındaki gençlerin madde ile temasının giderek daha da kolaylaştığı sonucunu da gözler önüne seriyor. Yalnızca madde değil, internet, oyun, alışveriş gibi davranışsal bağımlılıklarda da riskin arttığını ancak bunların tedavi edilebilir beyin hastalıkları olduğunu söyleyen Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, özellikle madde bağımlılığının tedavisinde aile ile ergen genç arasında sağlıklı ve kesintisiz iletişimin en belirleyici etken olduğuna dikkat çekiyor.

“Çocuğunuzu risk faktörlerine hazırlayın”

Ergenlik dönemindeki bir gencin risklere karşı kendini koruyabilme becerisinin ilk olarak ailesi tarafından verilebileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, maddeyi ve bağımlılığı yok saymamanın ve bu konular hakkında konuşabilmenin gencin madde ile temas durumunda ‘hayır’ diyebilmesine önemli katkıda bulunacağını vurguluyor. Gençler; maddeye dair yaşadıkları sorunları ailesiyle konuşabileceğini, sorun büyümeden ailesinden yardım alabileceğine dair bilgileri, açık iletişim sayesinde alabilir. O nedenle açık iletişim çok önemli. Aksi durumda yanlış kişilere yönelmesi ve daha çok zarar görmesi olası hale geliyor.

“İletişimi asla koparmayın”

Ergenlik dönemi, gelişmekte olan bireyin merak duygusunun ve kendisini tanımlama isteğinin yüksek olduğu bir dönem. Son derece üretken ve doyuma yönelik olabilecek bu yüksek ruhsal enerji, risk alma davranışı ve akran grubu etkisiyle birleştiğinde ne yazık ki ‘zarar görmekten kaçınmama’ ile sonuçlanabiliyor.

Aile ile ergen birey arasında sağlıklı bir iletişimin her zaman önemli olduğunu, ancak bir madde bağımlılığı durumunda bunun üstesinden gelinmesi için en kritik etkenin iletişim olduğunu belirten Dr. Meral Akbıyık, erişkinlerce kısıtlanmaya cevap olarak, “yasağı bozma” çabasının ergen birey için ayrı bir motivasyon yaratarak madde ile teması kolaylaştırabildiğine vurgu yapıyor. Ailelerin gencin veya çocuğun mahremiyetine saygı duymaya özen göstermesi gerektiğini belirten Akbıyık, genci zorlamak ya da kendisinden habersiz olarak idrarını tahlile götürmek gibi davranışların olumsuz sonuç verdiğini belirtiyor. “Aileler bunun yerine kaygılarını gençle açıkça paylaşıp onunla iletişim kanallarını açık tutabilmeli, en uygun çözüm için onun hayatına ve özerkliğine saygı duyarken bir yandan da destek olmaya devam etmeli” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Akbıyık, iletişim problemi yaşadığını hisseden aile bireylerinin bir psikolog ya da psikiyatristten yardım almasının hem sorunun ilerlemeden çözülmesini hem de tedavi sürecinikolaylaştıracağının altını çiziyor.

“Bağımlılığın tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu unutmayın”

Bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olduğuna ve kişiye özel ihtiyaçlar değerlendirilerek planlanan tedavilerin daha başarılı sonuçlar verdiğine dikkat çeken Akbıyık hem bağımlılığa neden olan hem de bağımlılığı sürdüren duygusal faktörlerin mutlaka ele alınarak bireysel psikoterapi sürecine dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu belirtiler sizi düşündürmeli

Ergenlik dönemindeki bir gencin madde ile temas etmesinin normal hayatına yansıyan bazı belirtileri beraberinde getirdiğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, aileleri aşağıdaki durumların gözlenmesi durumunda çocuklarıyla uygun biçimde iletişim kurmaları ve vakit geçirmeden bir uzmanla görüşmeleri yönünde uyarıyor:

  • Gencin rutin hayatında olağandışı farklılıklar ortaya çıkması
  • Arkadaş çevresi değişimi
  • Daha fazla yalnız kalmak istemesi
  • Uyku düzeninin bozulması, okul başarısının düşmesi
  • Harcadığı paranın artması ya da parasını temel ihtiyaçlarına harcamaması
  • Yakınındakiler tarafından gözlemlenebilecek şekilde konuşma biçiminin bozulması
  • Ruh halinde dengesizlikler olması ya da “sarhoş gibi” hallerine tanıklık edilmesi
  • Odasında ya da diğer kullanım alanlarında kuru ot parçaları, tozlar veya haplar bulunması

Geçmeyen Omuz Ağrısını Önemseyin!

Geçmeyen omuz ağrılarına dikkat çeken Çevre Hastanesi doktorlarından Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. M. Yavuz Çırpıcı; iki grupta incelemesini, ağrının omuzdan mı, yansıma bir nedenden mi kaynaklandığının araştırılması gerektiğini söyledi.

Op. Dr. M. Yavuz Çırpıcı; “Omuz ağrılarını iki grupta incelemek her zaman doğru olacaktır. Birinci grupta, omuzun kendisinden kaynaklanan ağrıları,ikinci grupta, vücudun başka bir yerinden herhangi bir rahatsızlığın yansıyan ağrılarını incelemek gerekir. Yansıyan ağrılar; safra kesesi taşından, boyun fıtığından, damarda ki ve kalpteki rahatsızlıklardan kaynaklanabilir. Vücudun her hangi bir yerinde gelişen ve kanser hücrelerinin yayılması sonucu oluşan metastaza bağlı ağrılarda omuza yansır. Bu yüzden omuz ağrıları önemlidir. Omzun kendisinden kaynaklanan ağrılar, omuz eklemlerinden, omuz kaslarından oluşabilir. Omuz 360 derece hareket edebilen eklemlerdir. Dört tane büyük kas tarafından tutulur. Boşluklarda oluşan iltihaplanmalar ve kas yırtılmaları şiddetli ağrılara neden olur. Gece uykusunu olumsuz etkiler ve uyku bozukluğuna sebep olur. Tedavi sadece sebebi ortadan kaldırmakla mümkündür” dedi.

Omuz Ağrılarının Tedavisinde Başarı “Egzersiz” İle Sağlanır

Omuz ağrıları için iki tedavi uygulandığını, bunlardan birinin ilaç, diğerinin ise egzersiz olduğunu söyleyen Op. Dr. M. Yavuz Çırpıcı; sadece ilaç tedavisinin yetersiz olduğunu belirtti. İlaçla birlikte egzersizin bir tık daha başarılı olduğunu, sadece egzersizin ise çok daha başarılı sonuçlar doğurduğunu sözlerine ekledi ve şöyle konuştu: “Omzun kendi sorunlarından ya da diğer nedenlerden dolayı oluşan ağrılar sonucu hasta omzunu uzun süre hareketsiz bırakmamalıdır. Omuz hareketlerinin tamamen kısıtlandığı durumlarda ‘donmuş omuz’ diye nitelendirilen ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Hastalığın aşamalarına göre ameliyatsız ve ameliyatlı çözümler vardır. Ağır paket ve yükler taşıyarak omzunuzu zorlamayın, uzun süre kollarınızı yukarıda tutmanıza yol açan çamaşır asma, perde asma, yüksek raflardan cisimler indirme gibi hareketlerden mümkün olduğunca kaçınınçocuklarınızın okul sıralarında doğru oturmasına dikkat edin ve ağır okul çantaları taşımasına izin vermeyin.”

M1 Adana Icsc Avrupa Alışveriş Merkezleri Ödülü 2019, Finalisti Oldu!

Ödül kazanan projelere ödülleri, 10 Nisan’da Barselona, İspanya’da gerçekleştirilecek olan 2019 European Conference & Exhibition’da verilecek.

ICSC, gayrimenkul sektöründe yer alan seçkin projeleri, başarıları, geleceğe tuttukları ışık için cesaretlendirmek ve “İyinin En İyilerini – Best of the Best” ödüllendirmek amacı ile yarışma programları düzenliyor. Bu programlar, sektörde mükemmeliyet ve prestijin en önemli başarı kriteri olarak değerlendiriliyor.

M1 Adana AVM, Metro Properties ve Fiba Commercial Properties ortak projesi olarak; 2000 yılındaki açılışından bu yana Adana’nın ve bölgenin en iyi alışveriş merkezi olma özelliğini korudu. 2017 yılında gerçekleştirilen renovasyon ve büyüme projesi ile müşterilerinin değişen ihtiyaçlarını her zaman göz önünde bulunduran bir alışveriş merkezi olarak bölgenin çekim merkezi haline geldi.

Bugünün değil, geleceğin projelerini yaratma hedefi ile hareket eden M1 Adana, 90 bin metrekare kiralanabilir alanda, daha geniş çerçevede hizmet veren ulusal ve uluslararası tam 200 mağazaya sahip.

Metro Properties Gayrimenkul Yatırım A.Ş. Genel Müdürü ve Asya Bölge Müdürü Gündüz Bayer; “ Gelecekte her şey mevcutta olanın üzerine inşa edilecek. Bütün alışveriş merkezleri, zamanın dinamiklerine uygun hareket edebilmek için değişime ayak uydurmak, konseptlerini ve mağaza karmalarını buna göre yenilemek isteyecek. Başarının sürdürülebilir olmasını garantilemek, sadece değişime odaklanarak sağlanabilir,” diyerek, M1 Adana’nın yenilenme, değişim ve dönüşüm sürecinde attığı önemli adımları vurguladı, “Projemizin 2019 yılı ICSC SC Ödülleri’nde finalist olması, bu başarının ödüllendirilmesi anlamına geliyor, bundan dolayı gururluyuz, Barselona’da ödülün sahibi olmayı bekliyoruz,” dedi.

2017 yılında gerçekleştirilen renovasyon ve büyüme projesi sonrasında M1 Adana Alışveriş Merkezi’nin başarısını daha da üst noktalara taşındığına değinen Fiba Commercial Properties CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman, “Ziyaretçilerimizin ve perakende sektörünün değişen ihtiyaçlarını her zaman göz önünde bulunduruyoruz. Bu bakış açısıyla gerçekleştirdiğimiz yenileme ve büyütme projesi sonrası M1 Adana AVM bölgenin önemli çekim merkezlerinden biri haline geldi. Sektörün en iyilerini ödüllendiren ICSC SC Ödülleri’nde böylesine anlamlı bir başarı elde ettiğimiz için mutluyuz, ödülün 2019 European Conference’ da tarafımıza verilmesi bizi daha çok memnun edecektir,” dedi.

İşitme Kayıpları ve Nedenleri!

“İşitme kayıplarının, birçok farklı nedeni vardır. İşitme kayıplarında hastalarımızın en sık yaptığı hata; kulaklarını kulak çubuğu ile temizlemeye çalışmalarıdır ve biz hekimler bunu kesinlikle istemeyiz” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Sertan Şahin, işitme kayıplarını ve tedavi yöntemlerini anlattı.

İnsanoğlu çağlar boyunca; gerek sosyal, gerekse zihinsel gelişimi açısından her zaman diğer bireyler ile iletişim halinde olmuştur. Hepimizin bildiği gibi, hepsi birbirinden önemli beş duyu organımız mevcuttur ve bunlardan özelikle işitme duyumuz, iletişim gerekliliği konusunda çok önemli role sahiptir.

İşitme Kaybının Nedenleri Nelerdir?

İşitme kayıplarının; birçok farklı nedeni ve nedene bağlı olarak değişen farklı tedavi uygulamaları vardır. Yeni doğan bir bebekte fark edilen işitme kayıpları sıklıkla genetik olan ve çok ileri derecede kayıplardır. Bu nedenle ülkemizde her yeni doğan bebeklere işitme taraması yapılmaktadır ve işitme kaybı tespit edilen bebeklere mümkün olan en kısa sürede, dil gelişimi ve zeka gelişimi olumsuz etkilenmeden işitme cihazı veya koklear implant (biyonik kulak) gibi tedaviler uygulanarak normal işitme ve zeka düzeylerine erişmeleri hedeflenmektedir.

Çocuklarda İşitme Kaybı Tedavisi Daha Kolay

Çocuk yaş grubunda ise neden daha çok; nispeten daha iyi seyirli, ilaç tedavisine yanıt veren orta kulak iltihapları veya orta kulakta sıvı toplanmalarıdır ve bunlar ilaç veya basit kulak zarına tüp takma ameliyatlarıyla çözülebilmektedir. Erişkin dönemde problemler biraz değişir. Genellikle kulak zarında oluşan delikler, işitmeyi sağlayan örs, üzengi, çekiç kemiklerindeki kopukluklar veya tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına bağlı orta kulaktaki yapısal sorunlar işitme kaybına neden olmaktadır. Bu sayılan nedenlerin çok büyük bir kısmının tedavisi ise ameliyattır. Buna ek olarak bu dönemde gürültülü ortamlarda çalışan bireylerde çınlamayla beraber gelişen işitme kayıpları da izlenebilmektedir. Yaşlanmanın doğal sonucu olarak görme yetisinin, hareket kabiliyetinin azalması gibi işitme yetisi de giderek azalır. İleri yaş grubunda (buradan kastedilen 65 yaş ve üzerindeki bireyler) neden daha çok sinirsel işitme kaybıdır, yaşlılığa bağlı olarak gelişir ve tedavide işitme düzeylerini yükseltmemizi sağlayan işitme cihazı uygulamaları önerilir.

İşitme Kaybı Şüphesi Varsa Ne Yapılmalı?

Bir birey işitme kaybından şüpheleniyorsa ilk yapması gereken şey vakit kaybetmeden bir kulak burun boğaz hastalıkları hekimine başvurmak olmalıdır. Burada yapılacak kulak muayenesi ve işitme testleriyle, işitme kaybının seviyesi ve nedeni saptanarak uygun olan tedavinin hastada kalıcı hasar kalmasına fırsat vermeden bir an önce başlanması önem arz etmektedir.

Kulak Çubuğu Kullanımına Dikkat!

Hastalarımızın en sık yaptığı hata, kulaklarını kulak çubuğu ile temizlemeye çalışmalarıdır ve biz bunu hekimler olarak kesinlikle istememekteyiz. Birçok hasta kulaklarını temizlerken kulak zarını patlatıp ameliyat olmak zorunda kalmaktadır.

Kulaklık ile Yüksek Ses Müzik Dinlemek Zararlı!

Bir diğer önemli konu ise gürültülü ortam kontrolüdür. Özellikle gürültülü ortamda çalışan işçilerde ve yüksek sesle müzik dinleyen insanlarda çınlamanın eşlik ettiği işitme kayıplarını çok sık görmekteyiz. Bunu önlemek için gürültülü ortamda çalışan kişilerin kulaklık takması ve çok yüksek sesle müzik dinleyen bireylerin ise uzun süreli ve kulaklık ile yüksek ses maruziyetini azaltmalarını; mümkünse kulaklık kullanmamalarını önermekteyiz. Son olarak; her insanın mutlaka en az bir kere işitme testi yaptırması, risk altındaki bireylerin yılda bir bu testi tekrar etmesi ve işitme kaybı şüphesi olan kişilerin en kısa zamanda bir kulak burun ve boğaz hastalıkları hekimine başvurmasını önermekteyiz.

Teknosa, bu yıl da AVM’lerde 1 Numaralı Marka Seçildi

Teknosa, Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği ve Akademetre işbirliğiyle 10’uncusu düzenlenen “AVM’lerde Tüketicilerin Beğendiği 1 Numaralı Markalar” araştırmasında, bir kez daha “En iyi Teknoloji Perakendecisi” ve “Anchor Mağaza” kategorilerinin birincisi oldu.

Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa, Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği’nin (AYD) Akademetre işbirliğiyle düzenlediği “AVM’lerde Tüketicilerin Beğendiği 1 Numaralı Markalar” araştırmasının sonuçlarına göre, “En iyi Teknoloji Perakendeciliği” ve “Anchor Mağaza” kategorilerinde bu yıl da birincilik ödülüne layık görüldü. Araştırmada, AVM’lerin yer aldığı 14 farklı ilde 1067 tüketiciyle yüz yüze görüşmeler yapılarak, çekim gücü, itibar etkisi, ayrışma gücü gibi kriterler doğrultusunda tüketicilerin beğendiği markalar belirlendi.

Teknosa adına ödülleri, mağazalarda çalışan satış danışmanları ve yöneticilerden oluşan bir ekiple birlikte Teknosa Genel Müdürü Bülent Gürcan aldı. Gürcan konuşmasında, “Teknosa’da en iyi deneyimi sunmak için büyük veriyi işimizin kalbine koyduk. Müşterilerimizin alışveriş yolculuklarının her aşamasını, araştırma evrelerini, ürün tercihlerini, satın alma alışkanlıklarını analiz ediyor, yenilikçi uygulamaları eğilim ve beklentilere göre hayata geçiriyoruz. Omni-channel (çoklu kanal) modelimizle kesintisiz hizmet sağlarken, yıl boyunca ağırladığımız 200 milyona yakın ziyaretçimize eğlenceli, avantajlı ve özel bir deneyim sunmaya odaklanıyoruz. Çalışmalarımızla, tüketicilerin hayatlarına değer katıp, kalplerinde yer edinmek ve onların bir numaralı tercihi olmak bizim için en büyük motivasyon. Bu ödülde emeği olan Teknosa’daki çalışma arkadaşlarım ile iş ortaklarımıza ve bizi 9 yıldır 1 numara seçen halkımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Törene özel bir sürpriz hazırlayan Teknosa ekibi, kendisini başarıya taşıyan tüketiciler başta olmak üzere tüm paydaşları için hazırlanan özel bir şarkı söyledi.

Zeynep Yılmaz, Takipçileri İçin Tullia Jewels’ın Ürünlerini Seçti

Cemiyet hayatının sevilen isimlerinden ünlü mimar Zeynep Yılmaz, stiliyle modayı yakından takip eden kadınlara ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Takı ve aksesuarlar seçimleriyle sıklıkla gündeme gelen Yılmaz, zarif ama bir o kadar da iddialı imajını Tullia Jewels’ın Charms Koleksiyonu ile tamamlıyor.

Günün her anında tercih edilebilecek tasarımlar arasında, farklı formlardaki Charmlar dikkat çekiyor. Pozitif ve enerjik hislerden ilham alınarak hazırlanan Charms Koleksiyonu’ndaki birbirinden şık takılarla, siz de kendi küpe ve kolyelerinizi tasarlayabilirsiniz.

Tullia Jewels’ın zamansız tasarımlarına, tulliajewels.com’dan, Beymen İstinyePark’tan ve İstanbul Bebek’te bulunan Showroom’undan ulaşabilirsiniz.

Exit mobile version