Yazar: Netizen Global
Sanal Ortamda Kaygının Yeri
Kaygının çokluğu, işleyişimizi bozarak hayat kalitemizi düşürecek boyutta olduğunda zarar verse de, hiç olmaması da, farklı şekillerde işleyişimize zarar verecek hale getirebilir.
Sanal ortam, gerçek insanların, diyalog halinde oldukları bir sosyal platformdur. Geçmişte de benzer olarak internetin henüz hayatımızda olmadığı zamanlarda da mektup arkadaşlıkları vardı. Bu ortamlar kaygıdan uzak rahatça kendimizi ifade edebileceğimiz ortamlardır. Fakat insanlarla diyaloglarımızda, söylediklerimizi destekleyen ya da aksini gosteren göz teması, ses tonumuz, jest ve mimiklerimiz çok önemli belirleyicilerdir. Kendimizi olduğumuzdan farklı gösterme özgürlüğümüz gercek hayatta da her zaman vardır ama kimsenin bizi nasıl göründüğümüzle, göz temasımızla, jestlerimiz ve mimiklerimizle değerlendirmeyeceğinden emin olduğumuz, kaygıdan uzak, güvenli bir ortamda bunu gerçekleştirmek çok daha kolaydır. O yüzdendir ki bu aralar popüler olan online terapi hizmetlerimizde de danışanlarımızla mutlaka bir kez canlı görüştükten sonra, sonrasında görüntülü seanslarla devam etmeyi tercih etmekteyiz.
Kaygının öneminden bahsederken ayırıcılığı konusunda örnek vermek gerekirse, çok karıştırılan iki kavram olan asosyallik ile antisosyallikten bahsedilebilir. İkisi arasındaki temel kavram kaygının yogunluğunun asosyallikte işleyişi tamamen bozarken, antisosyalikte hiç olmamasının sonucu olarak kişinin dürtülerini kontrol etme gereği duymamasıdır. Bundandır ki normal hayatta anlaşılacağı kaygısıyla dikkatli diyaloglar kurabilecekken ya da diyalogtan kaçınacakken, kaygımızın hiç olmadığı bir ortamda insanlara kim olduğumuz, mesleğimiz, gelirimiz gibi konularda rahatlıkla olmak istediğimiz tabloyu çizerek kendimizi farklı tanıtabilir, onaylanmayacağını, sapkın bulunacağını düşündüğümüz düşüncelerimizi özgürce ifade edebilir ve bunun için eylemde bulunabiliriz. Sonuçlarını ve olabilecekleri göze almak suretiyle elbette tanımadığımız insanlarla diyalog kurabiliriz, hepimiz seçimlerimizde özgürüz ama özellikle de çocukları ve gençleri bu konuda doğru bilgilendirerek olası tehlikelere karşı donanımlı olmalarına yardımcı olmanın önemini unutmamalıyız.
No Poo Devri
No POO yani Saçları şampuansız Yıkama devri başladı. Yurtdışında moda olan bu akımı Netizenlist anneleri ile de paylaşmak istedim 🙂
Amaç, zararlı maddelerden saç ve saç derisini arındırma. Böylece hem saçlar hemde saç derisi zamanla sağlığına kavuşuyor.
Bu akımın en önemli bileşenleri, karbonat ve sirke..
Bebeklerde henüz uzun yıllar şampuan kullanılmadığından arınma daha derin Başlıyor: sadece su ile yıkanıyor.. Biz Yetişkinler için ise bu daha sonraki evre.
Biraz temeline bakalım mevzunun istedim , araştırdım.
Şampuanların temel zararlısı SLS (Sodyum Lauril Sülfat). Bu madde (ya da türevleri) yağ çözücü olarak deterjanlarda ve diğer temizleyicilerde de kullanılıyor. Maalesef şampuanlar da bir çeşit deterjan. Saçı yağdan arındırıyor (bu nedenle temiz hissediyoruz) fakat saç derisine olağandışı etki ettiği için saç derisi kendisini yeniden yağ üretmek zorunda hissediyor. Bu nedenle şampuan – yağ – tekrar şampuan şeklinde bir kısır döngüye giriliyor. Maalesef şampuan kullanmak zorunda hissetmemizi sağlayan, bu duyguyu tetikleyen şampuanın ta kendisi.
1900 lü yıllara kadar sabun ve şampuan denen şey aynıymış. Sentetik sürfaktan’lı ilk şampuanın icadı 1930 lara dayanıyor.
1930 lardan önce (hatta ülkemizde 60-70 lerden önce) insanlar şampuan kullanmıyordu. O zaman da temiz ve parlak saçları vardı.
Şampuansız hayatta saçlarımızı ne bekliyor?
İşte saçımız şampuandan kurtulduğunda başımıza gelecekler
Daha kalın teller
Daha az yağlı saçlar
Çok daha az kıvrılma, bükülme
Cebimize kalan daha çok para
Daha parlak saçlar
Kanserojen ve diğer zararlı etkilerden uzaklaşma
Daha az kimyasal tüketimi ile çevreye daha çok katkı
Öyleyse neden -en azından- denemiyoruz?
Yöntemi:
Şampuan rolünü karbonat üstleniyor, kreminkini ise sirke.
Yöntemde kullanılan doğal şampuan 1 çorba kaşığı karbonatın 1 su bardağı ılık suda eritilmesiyle oluşturuluyor. Saçlar ıslatılıyor ve karbonatlı su ile saç diplerine yoğunlaşarak masaj (bir çeşit şampuanlama) yapılıyor. Ardından saçlar durulanıyor. Parmaklarınız hala yağı hissediyorsa işlemi tekrar ediyorsunuz. İşlem sonrasında durulama kalitesi çok önemli!
Bazik özellikteki karbonatla saçı yıkayıp kirden arındırdıktan sonra asidik olan sirke ile durulama yapılıyor. Bu ph dengesi için gerekli. Durulama için yine 1 su bardağı su ve 1 çorba kaşığı sirkeyi karıştırıyoruz. Bu kez saç diplerine değil saç boylarına yoğunlaşarak uygulama yapıyoruz.
Karbonat alırken içeriğine bakıp sadece karbonat içeren yani farklı maddeler barındırmayan bir karbonat almaya dikkat etmenizi öneriyorum. Ayrıca doğal elma sirkesi kullanmanız memnuniyetinizi arttırır. (Doğal olan sirkenin dibinde tortu birikir. Çalkalayınca kaybolur ancak bir süre sonra yeniden dibe çöker.)
Hazırladığınız karışımlar için boş şampuan kutularını kullanmanız pratik bir uygulama sağlar.
*Zayıf, ince telli ya da kuru saçlara sahipseniz karbonatın miktarını azaltmanız gerekebilir.
*kalın telli, güçlü ve yağlı saçlara sahipseniz karbonatın miktarını arttırmanız gerekebilir.
*Saçınızın yağlanma sorunu devam ediyorsa sirke miktarı sizin için fazla geliyor demektir. Azaltmalısınız. Bu sorunun nedeni sirkeli suyu diplere de uyguluyor olmanız olabilir.
*Karbonat ve sirke ile ilgili sabit bir ölçü verilmiş olmasına rağmen buna uymak pek mümkün olmuyor gibi görünüyor. Bireysel farklılıklarımız buna izin vermiyor. Burada deneme yanılma yöntemi devreye giriyor.
Saçlarınız yıkama sonrasında yağlı kalıyorsa karbonatı arttırmanız gerekiyor.(karbonat temizleyici özelliktedir ve uygun miktarda kullanıldığında temizlememesi mümkün değildir.)
Yıkama sonunda saçınız çok sert ve yapış yapış olduysa bu karbonatın fazla geldiği anlamına geliyor.
Ayrıca saçın kısa/uzun ya da seyrek/gür oluşuna göre malzemeyi yarı yarıya kullanabilir ya da ikiye katlayabilirsiniz.
Yukarıda da belirttiğim gibi saçlarınız yağlı duruyorsa bu kez sirkenin miktarını azaltmanız gerekiyor.
*Önemli olan bir başka konu ise geçiş süreci. İlk yıkamada hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz yüksek ancak tekrar ettikçe durum normale dönüyor ve memnuniyet artıyor.
Geçiş süreci saç derinizdeki kimyasal birikime bağlı olarak kişiden kişiye değişiyor. Yani biraz sabır gerekebilir! Aksi de olabilir!
Yine geçiş sürecinde saçlarınız normalden fazla yağlanabilir çünkü yeni bir denge kuruluyor. (çözümsüz kalırsanız arada bir zeytinyağlı sabundan destek alabilirsiniz, kısa bir süre sonra buna da ihtiyacınız kalmayacak)
* Geçiş sürecini atlatırken saçların toplanarak kullanılması uygulayıcıların bulduğu ortak bir çözüm.
*Karbonat deterjan olmadığından köpürme söz konusu olmuyor ama bu saçın temizlenmediği anlamına gelmiyor. Hatta daha derin bir arınma gerçekleşiyor.
*İlginç olan ise geçiş dönemi atlatıldıktan sonra sadece suyla yıkamaya geçenler var. Aylardır karbonatla devam edenler var. Bunun dışında doğal sabuna geçenler de var. (normalde şampuana alışık saçlarda sabun sertleşme yapar ancak geçiş süreci sonunda yani saçlarınız kimyasalları attıktan sonra bu durum ortadan kalkıyor.) Sabuna geçtikten sonra da sirkeye devam edilebiliyor.
Geçiş sürecini atlatanlar genel olarak:
-Arınmanın hissedilir ölçüde olduğundan,
-saç derisinde kaşıntının ve kepeğin ortadan kalktığından,
-uygulamaya devam ettikçe yıkama suyunun renginin giderek azaldığından (yani saç derisindeki sabit kirlerin/kimyasalların yavaşça atıldığından ve sonrasında da eskisi kadar kirlenmediğinden)
-saçın daha uzun süre temiz kaldığından dolayısıyla yıkama sıklığının azaldığından,
-saçın kokusunun olumlu yönde değiştiğinden,
-saçların daha hacimli ve yumuşak olduğundan; daha kolay şekil aldığından bahsediyor.
Sentetik Elyaflı ,Tuvaletleri Tıkayan Islak Mendillerin Yerini Alacak Doğal Elyaflar Piyasada
VEOCEL™ Lyocell elyaflar ürün portföyünü Eco Disperse teknolojisi ile genişleten Lenzing, müşterilerine işleme teknolojilerinin uygulanması ve son kullanıcılar için ürün tasarımı konularında daha fazla esneklik sunuyor.
Bu yeni elyaf, Eco Disperse teknolojisi ile üretilen mevcut VEOCEL™ Lyocell elyaf portföyünün etkin performans özelliklerinden ödün vermeden gelişmiş biyolojik ve optimize edilmiş mekanik parçalanma özellikleri sunuyor.
Yeni VEOCEL™ Lyocell elyafları ve ağaç hamurundan yapılan nonwoven elyaflar, INDA/EDANA[1] Tek Kullanımlık Nonwoven Ürünlerin Çözülebilirliğini Değerlendirme Kılavuzunun 2018 Mayıs tarihli dördüncü baskısına göre “tamamen tuvalete atılabilir” olarak onaylıdır.
27 Kasım 2018, İstanbul – Lenzing Grubu (Lenzing), tuvalete atılabilen ıslak mendillerde kullanılmak üzere tasarlanan Eco Disperse teknolojisi ile üretilen yeni VEOCEL™ Lyocell elyafını piyasaya sürdüklerini açıkladı. Yeni elyaf, gelişmiş biyolojik parçalanma özellikleri sergiliyor. Bu yeni elyafın eklenmesiyle çok iyi ıslaklık mukavemeti ve parçalanma performansının yanı sıra, daha fazla tasarım seçeneğini mümkün hale getiriyor. Günlük bakım rutinlerine uygun çok yönlü Lenzing Eco Disperse teknolojisi ile üretilen yeni VEOCEL™ Lyocell elyaflar, optimize edilen tuvalete atılabilirliği ile VEOCEL™ marka portföyünde en gelişmiş elyafı temsil ediyor.
Eco Disperse teknolojisi ile üretilen botanik kökenli VEOCEL™ Lyocell elyaflar güçlüıslaklık mukavemeti, doğada çözünebilme ve etkin sıvı yönetimi özellikleri gösteriyor. 8-12 mm kesim uzunluğunda olan bu selüloz elyaflar, wetlaid teknolojilerinin çoğunda yüzde 20- yüzde 40 karışım oranlarında kullanılıyor. Eco Disperse teknolojisi ile üretilen VEOCEL™ Lyocell elyafı ve ağaç hamuru karışımı içeren nonwoven ürünler, zorlu endüstriyel testleri geçerek INDA/EDANA[[1]] Tek Kullanımlık Nonwoven Ürünlerin Tuvalete Atılabilirlik Değerlendirme Kılavuzunun 2018 Mayıs sayısında “tamamen tuvalete atılabilir” olarak onaylanmıştır.
“Tuvalete Atılabilirlik” özelliği, sadece medya, yönetmelikler ve nonwoven endüstrisi değer zincirinde gündemde olan bir konu olmakla kalmayıp, aynı zamanda dünyanın her yerinde toplumların kanalizasyon altyapısını etkileyen ve giderek büyüyen sosyal bir sorundur. Eco Disperse teknolojisi ile üretilen VEOCEL™ Lyocell elyafların piyasaya çıkışı, daha sürdürülebilir alternatiflerin benimsenmesinde Lenzing’in öncülüğüne olumlu bir örnek oluyor. Ayrıca farklı çekirdek pazarlarda çeşitli ürün ve performans ihtiyaçlarına cevap veriyor.
Lenzing AG Nonwoven Segmenti Global İş Yönetimi Başkanı Wolfgang Plasser, “Kullanım kolaylığını çevreye karşı sorumlulukla birleştiren tuvalete atılabilen ıslak mendillerin temelini atarken proaktif bir yaklaşım izliyoruz. Böylece tuvalete atılabilen nonwoven ürünlere olduğu kadar diğer nonwoven segmentlere de optimum kalite ve performans getirebiliriz” dedi.
Günümüzde ıslak mendillerde kullanılan nonwoven kumaşların en yaygın karışım elyafı olan doğada çözünür olmayan sentetik elyaflara (ör. polyester) karşın VEOCEL™ elyafların çok yönlülüğü, sentetik materyallere sürdürülebilir ve botanik bir alternatif oluşturuyor. VEOCEL™ Lyocell elyaflar, nonwoven ürünlere yüksek emicilik, doğal pürüzsüzlük ve en önemlisi doğada çözünebilme gibi katma değerler katıyor.
Eco Disperse teknolojisi sayesinde yeni VEOCEL™ Lyocell elyaflardan üretilen ıslak mendiller yüksek ıslaklık mukavemeti gösterir ve daha kısa sürede parçalanabilir. Örneğin, yüzde 20 yeni VEOCEL™ Lyocell elyaf ve %80 ağaç hamuru içeren nonwoven kumaşlar, 30 dakika içerisinde yüzde 90’ın üzerinde parçalanma oranına ulaşıyor. Bu oran, INDA/EDANA[1] Tek Kullanımlık Nonwoven Ürünlerin Tuvalete Atılabilirlik Değerlendirme Kılavuzunun 2018 Mayıs baskısında yayınlanan FG502 Ayrıştırma Testindeki kıstasının üzerindedir.
Sürdürülebilir, kapalı döngü bir prosesle üretilen VEOCEL™ Lyocell elyafların üretim sürecinde kullanılan çözücülerin %99’u geri kazanma suretiyle yeniden kullanılabilir. Bu elyaflar, bebek ıslak mendilleri, yüz temizleme mendilleri, tuvalete atılabilir mendiller, genel amaçlı ıslak mendiller ve kişisel hijyen mendilleri gibi nonwoven ürünler için karışım malzemesi olarak kullanılabilir.
Süper İnsan Geliyor
Daha akıllı bir kişi omzunuza yaslanarak kulağınıza doğru cevabı kaç kez fısıldadı? Kendi yaşadıklarımdan bazılarını düşündüğümde,alacağım daha iyi bir yanıt, başarısızlıktan çok beni başarıya götürürdü, bir randevuya gidiyor, bir yatırım yapıyor ya da sadece bir çocuğa yatma zamanını ikna ediyorken bile işe yarardı bu.
İnteraktif ses teknolojisinin ortaya çıkması ve analitik becerilerin artan rezervuarı ile, gelecekte en sıcak teknolojilerden biri, hayatın yolculuğunda günlük koçumuz ve danışmanımız olarak hizmet eden kendi kendine öğrenen bir AI bot veya ajan olacaktır. Alexa veya Siri’nin taşınabilir bir versiyonunu 200 IQ ve en sevdiğiniz talk show host’unun konuşma becerileri ile hayal edebiliyorsanız, ileride neler olacağına dair bir fikir elde edersiniz.
Çok yakında, insan uçlarının ve teknolojinin nereden başladığını söyleyemeyeceğimiz radikal bir dönüşümün kenarındayız. Bu zihin, beden ve teknolojinin birbirine karışması o kadar kesintisiz ve görünmez hale gelecektir ki; teknolojiyle yek vücut olacağız.
Yüzeyde bu, George Orwell’in en kötü kabusu, ilk içgüdülerimizin korkusu, Star Trek’teki Borg gibi devralan makineler korkutucu bir önerme gibi görünüyor. Zihnimizin arkasında kontrol kaybetme gibi derin bir korku var. Sonuçta, Hollywood’un bizi uyardığı şey bu değil mi?
Evet, her zaman şeylerin yanlış gitmesi için bir potansiyel vardır, ancak hayatımıza akıllı ajanlar eklemek çok olumlu bir etkiye sahip olabilir.
Akıllı Ajan Senaryoları
Olasılıkları düşündüğümde, bu tür bir teknolojinin yeteneklerimizi nasıl güçlendireceğini gösteren bir dizi senaryoya adım atmak istiyorum, böylece çoğumuz tipik bir gün boyunca 3-4 kişinin yapacağı işi yapa bilir.
AI gerçekten yararlı olması için,tam bir güven olması gerekir. Tavsiyelerini kabul edebilir veya görmezden gelebiliriz, sonuçta seçim bizim olacak.
Yolculuklarım sırasında günüm görevi bana rehberlik etmek olan kişisel AI ajanım Finley in beni uyandırması ile başlar. Programımda acil bir şey yoksa, Finley yeterince uyuduğumdan emin olduğu zaman beni uyandırmak için bekler.
Bilinçaltını sürekli olarak inceleyen bir sistem aracılığıyla Finley uyku kalıplarını ayarlayacak ve dinlenmeyi optimize etmek için zihnimi sakinleştirmeyi öğrenecektir. Finley sürekli öğrenme modunda olduğundan, iç kafayı susturmak için kullanılan her ayar, her gece mükemmel bir dinlenme durumuna derin bir dalma haline gelene kadar hızlı bir şekilde değerlendirilecek ve düzeltilecek ve yeniden düzeltilecektir.
Finley, hava kimyasını değiştirerek, gerektiğinde oksijen ekleyerek, ışık seviyelerini ve hatta ışık spektrumunu kontrol ederek, arka plan müziğini ayarlayarak ve gerektiğinde sallanan hareketler ve yüzey titreşimleri oluşturarak her odada değişkenleri değiştirme yeteneğine de sahip olacaktır.
Finley’nin hedefi her gün beni en yüksek verimlilikte çalıştırmaktır ve yaklaşımı değişecektir, çünkü her yeni gün tamamen yeni bir operasyonel strateji gerektirir. Kendi AI ajanlarını hayatlarına eklemek için yeni olanlar için, Finley gibi ajanların beni kendimden daha iyi tanımaları uzun sürmez.
Gün boyunca, Finley ile olan sohbetlerim, kim olduğumu ve her görevi önem sırasına göre nasıl yönettiğimin merkezi bir parçası haline geldi.
Duş almak gibi basit rutinler bile, Finley’in suyu mükemmel sıcaklığa ayarlaması, boğaz kaslarını uyarmak için spreyi ince ayarlaması, en uygun miktarda sabun, şampuan ve klima ayarlaması ve hatta alışveriş yaparken bu ürünler hakkında öneriler yapması gerekecek.
Giyinmek söz konusu olduğunda, Finley bana en uygun kıyafeti, renk , stil ve mağazayı seçmeme yardımcı olacaktır. Her gün Finley gardırobumu, ayakkabılarımı ve moda aksesuarlarımı yeniden değerlendirecek. Yenilerini satın almam için Finley’in öneri listesine bakarak ve seçim yapmam yeterli olacaktır.
Her yemekte olduğu gibi kahvaltı planlamak, yapmak istediğim kadar basit veya karmaşık olacaktır. Finley, elimdeki hangi malzemeleri biliyor, Vücudumun her birine nasıl tepki vereceğini biliyor ve günlük performansımı optimize edebilecek yemekler önerecek. Yemek yemeyi tercih edersem, restoranları, Olası teslimat seçeneklerini ve hangi arkadaş ve tanıdıkların sosyal bir deneyim haline getirmenin bir yolu olarak bana katılmaya uygun olabileceğini önerecektir.
Finley, nihai iş dostum
İşe gidip gelmek, “Finley, beni işe götürebilir misin?” İster uber, sürücüsüz bir araba ya da çalışmayan bir kayınbiraderi olsun, hangi seçeneğin en iyi şekilde çalışacağını bilecektir.
Emin olmak için, Finley standart ses komutları ötesinde arayüz seçenekleri bir dizi ile gelecek. Kullanıcılar giriş tarafında saatler, dokunmatik bantlar ve klavyeler gibi çok çeşitli giriş çıkış cihazlarından ve çıkış seçenekleri olarak çeşitli ekranlar, görsel Bindirmeler, titreşim ve duyusal uyarı mekanizmalarından seçim yapabilecekler.
Finley şekil ve formların bir ürün yelpazesine gelecek ve çoğu insan varlığını insanlaştırmak isteyecektir. Seçenekler arasında erkeklerden dişiye geçiş, bir ekranda bir ses ve yüz içeren bir kişilik paketi veya belki de bir ifade modülü, templated kokular, sesler veya riskli bir şey yaptığınızı bildiği zaman küçük “oooo-ooo” sesleri içeren animasyonlu bir kafa eklenecektir. Ama zamanla her ajan mükemmel olmayan insan ortağının kişiliğine doğru çekilecektir.
Standart “kafamdaki Ses” i geliştirmenin yolları olarak, formları değiştirebilir ve daha fiziksel bir varlığı, bir duvardaki konuşan bir portreyi sunan bağımsız bir robota geçebilir veya arkadaşlarımı etkilemek için giydiğim animatronik ayakkabıların şeklini alabilir. Bir asansöre adım attığımda, bir arabaya girerken veya bir yönetim kurulu odasına yürürken, mevcut cihazların her biri ile otomatik olarak çalışacak, yakındaki ekranlara bilgi gönderecek, bir VR/AR kulaklığına bana öneriler verebilecektir.
Her işle ilgili durum, Finley’den farklı şekilde faydalanmamı sağlayacak.
Bir alış veriş durumunda, Finley, alacağım ürünü diğerleriyle kıyaslayıp en iyi fiyat ve kalite açısından en uygun olanı bana tavsiye edecektir.
Bakım pozisyonları için, hangi araçlara ihtiyacım olacağını, parçaların birbirine nasıl uyduğunun diyagramlarını Yukarı çekeceğini, noktadan noktaya Ölçümler yapacağını ve hangi yaklaşımın en hızlı ve en etkili olacağını önerecektir.
Bir ik pozisyonunda, bana her adayla ilgili konuları hatırlatacak, uygunsuz bir şey söylüyorsam veya yapıyorsam beni uyaracak ve yeni politikalar, uygulamalar ve prosedürler hakkında konuşmamı isteyecektir.
Eğer bir bilgisayar programcısı olursam, Finley sonuçlandırmadan önce biçimlendirme hatalarını hatırlatıp, her durum için mümkün olan en iyi algoritma önerilerini, online veri tabanlarından hazır verileri seçip kodları test edecektir.
Pek çok açıdan, Finley benim denetleme kurulum, müttefikim, koruyucum, strateji ortağım ve sırdaşım. Bununla birlikte, diğer insanların yerini almaya niyeti olmayacaktır. Tam tersi, Finley’in temel programlamasının bir kısmı, sosyal hayatımı iyileştirmek, her etkileşim için doğru zamanı ve yeri bilmek ve gerçek bir sorun haline gelmeden önce çeşitli endişeleri çözmek olacaktır.
Zihinsel sağlık sorunları olan insanlar bile, bu tür AI ajanları duygularını sakinleştirecek ve karar vermelerine yardımcı olacak şekilde iyileştirme yeteneğine sahip olacaklar. Kendi günlük rutinlerine hakim olduktan sonra, ek beceriler geliştirme ve birçok durumda anlamlı bir iş bulma becerisine sahip olacaklar.
İnsanlarda olduğu için, her eylem belirli bir risk miktarı ile birlikte gelir, Finley, gün boyunca hedeflerimi bilmenin ve beni günlük mayın tarlasından yönlendirmenin bir yolunu bulacak ve felaketten felaketi yaşamadan haberim olacak.
AI ajanları geliştikçe, hastalıkları teşhis etme, her yaralanmanın sınırlamalarını anlama ve fiziksel olarak uyum ve zihinsel olarak uyarmamızı sağlayacak sağlıklı yaşam rutinleri aracılığıyla bize rehberlik etme yeteneğine sahip olacaklar. Hastalık durumunda, tedavi seçeneklerini, ilaçları, terapileri veya uygun olabilecek her şeyi önerecektir.
Benim koruyucum olarak, Finley sürekli olarak alanıma giren her kişiyi, nesneyi, aracı ve hayvanı değerlendirir. Bu kapasitede, tehlikeyi görüyor, içeceğime bir şey ekleyip eklemediğimi, desenleri incelediğimi, yakın ihtimalleri hesaplayıp ve muhtemelen yanlış gidebilecek herhangi bir şeyi önleye bilir.
Cartier, Bu Yıl Odak Noktasını En Eski Kol Saati Modelleri Arasında Yer Alan Tonneau’ya Çeviriyor.
Koleksiyonerler ve saat tutkunları için seçkin bir kürasyon sunan Cartier’nin yeni erkek saat koleksiyonu Cartier Privé, 2015’te Crash ve 2017’de Tank Cintrée’nin yeniden yorumlanmasının ardından Masion de Cartier’nin ikonik modelleriyle farklı erkek saat şekillerini kutlamaya devam ederek yeni bir sayfa daha açıyor. Cartier, tasarımın talepkar gerekliliklerine hizmet eden ileri teknolojisiyle, saat ustalığını en üst noktaya taşımak için bu anı kaçırmıyor; mekanizmalar ve kalibreler saatin formunun zorunluluklarına uyum sağlarken, şekillerin zamana meydan okuyan güzelliğini benzersiz ve sınırlı edisyonlar dahilinde sunulan tasarımlarına ayak uyduruyor. Cartier bu yıl bu efsanevi saat şeklini, yeniden tasarlanmış bir akrep ve yelkovan modeli ve iskelet çift zaman dilimiyle kutlarken, 100 parçayla sınırlı Cartier Privé, tüm modelleriyle saat estetiğini yeni bir boyuta taşıyor.
Başlangıç Noktası; Bir Vizyonerin Saati
Cartier, bu yıl odak noktasını en eski kol saati modelleri arasında yer alan Tonneau’ya çeviriyor. 1904 yılında tasarlanan Santos de Cartier’nin ardından 1906’da tasarlanan Tonneau, yuvarlak cep saatleri geleneğini bir kez daha sınanmaya tabi tutmuştu. Peki Tonneau? Varil anlamına gelen Tonneau, özellikle de modern saatlerin müjdecisi haline gelecek bir model için enteresan bir isim seçimi gibi gelebilir.
Bu isim, o zaman da tuhaf bulunmuştu ama saatin şekli hem güçlü hem de sadeydi. Kadran, dikdörtgen ve ovalin tam kesişim noktasında yer alırken kasa, hafif kıvrımlarıyla bileğe daha iyi oturmasını sağlayacak ilk önemli modifikasyonlardan biri haline gelmişti. Cartier, birçok saatin altından yapıldığı bir çağda,Tonneau’yu avangart estetik anlayışını vurgularcasına platin kapladı. Çerçeve kulaklarını süsleyen “vis armurier” stili tüp vidalar, 1910’larda bile ayrıntıya verilen önemi kanıtlar nitelikte. Sade ve doğal bir materyal olan deri kayışı değerli taşlarla bir araya getiren Louis Cartier, saatin güzelliğine bu sadelikle vurgu yaptı; saat çok moderndi ve insanlar sevmişti.
Alışverişin Kara Cuması İnternet Duvarını Yıktı
Muhteşem Cuma, Efsane Cuma gibi farklı isimlerle de adlandırılan “Black Friday”,, fiziksel mağazalarda olduğu gibi, sanal dünyada da ticareti hareketlendirdi. E-ticaret platformlarına altyapı hizmetleri sunan Medianova’nın verilerine göre, geçtiğimiz yıl Black Friday’de e-ticaret sitelerinde görülen trafik artışı yüzde 90 ile yüzde 160 arasında gerçekleşirken, bu yılki artış oranı yüzde 850’ye kadar çıktı.
Konu ile ilgili bilgi veren Medianova CEO’su Serkan Sevim, otomobil ve emlak sitelerindeki trafiğin aynı seviyelerde kalmasına karşın, perakende satışa yönelik sitelerin trafik artışına dikkat çekti. “Bu özel güne yönelik kampanya düzenleyen şirketlerin trafiklerinde çok önemli artışlar olduğunu gözlemledik” diye konuşan Serkan Sevim, “Özellikle beyaz eşya, dayanıklı tüketim ve tüketici elektroniği başlıklarında ciddi artışlar yaşandı. Dikkat çekici diğer bir oran ise lüks segment tekstil firmalarının sitelerinde görülen trafik artışının yüzde 575’e ulaşması. Bu genelde karşılaşılan bir durum değil. Doların artışı ile birlikte ithal malların fiyatlarının yükselmesine karşılık Black Friday’de yapılan indirimler, talebin adeta patlama yapmasına neden oldu” dedi.
Online kuyumculara da ilgi arttı
Geçtiğimiz yıl Black Friday’de en az trafik artışının online kuyum sektöründe olduğunu ifade eden Sevim, “Online kuyumda geçtiğimiz yıl görülen yüzde 10’luk trafik artışı bu yıl yüzde 70’e yaklaştı. Dolayısıyla tüketicilerin bu yıl online kuyumculardaki kampanyaları da çok sıkı takip ettiklerini söylemek mümkün. Oyuncak sektöründeki trafiğin ise bu yıl ortalama yüzde 110 oranında arttığını görüyoruz. Geçen yıl oyuncak satan sitelerdeki trafik artışı yüzde 186 olmuştu, dolayısı ile burada artış oranında bir gerileme söz konusu” diye konuştu.
Medianova’nın verilerine göre, hareketlilik online perakende ile de sınırlı kalmadı. Fiziksel perakendede indirim sağlayan mobil uygulamaların trafikleri geçen yıl yüzde 47 oranında artış gösterirken, bu yıl kaydedilen yüzde 61’lik artış, tüketicilerin online araçları kullanarak fiziksel mağazalardaki indirimlerden yararlanmayan yönelik ilgilerinin de arttığını gösterdi.
1 saniyelik gecikme bile satışları olumsuz etkiliyor
Türkiye’nin en hızlı CDN platformunu Medianova’nın sunduğunu söyleyen Serkan Sevim, “E-ticarette sitelerin yüklenme hızı satışlar açısından çok büyük önem taşıyor. Araştırmalara göre, ziyaretçilerin yüzde 46’sı, yavaş çalışan bir internet sitesini tekrar ziyaret etmeyeceğini söylüyor. Site performansında meydana gelen 1 saniyelik gecikme, satışa dönme oranını yüzde 7, sayfa görüntülenme oranını yüzde 11, müşteri memnuniyetini ise yüzde 16 düşürüyor. Ayrıca mobilden alışveriş yapan müşterilerin yüzde 53’ü, 3 saniyeden fazla süren yüklemelerde alışverişi yarıda bırakıyor. Tüm bunlar, yüksek performansa sahip CDN kullanımının e-ticaret markaları için neden kritik önemde olduğunu açıkça gösteriyor” dedi.
Engelleri Kaldıran Teknolojiler Geliyor
Sabancı Vakfı’nın sivil toplum, özel sektör ve kamu temsilcilerini uluslararası uzmanlarla buluşturan Filantropi Seminerleri, 11’inci yılında yaşam teknolojilerinin engelli bireylerin hayatlarına etkisini tartışmaya açacak. Teknolojinin insan hayatına etkisi arttıkça engellerin nasıl ortadan kalkabileceğinin örnekleriyle konuşulacağı “Engelsiz Yaşam Teknolojileri” başlıklı seminer, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ev sahipliğinde 4 Aralık Salı günü Sabancı Center’da düzenlenecek.
“Teknoloji, engelli bireylerin hayat kalitesini nasıl etkiliyor?” ve “Teknolojik gelişmeler ile bağımsız yaşama ulaşmak mümkün mü?” sorularına yanıt arayacak seminerin ana konuşmacısı görme engelliler için etrafındaki dünyayı betimleyen; insanları, nesneleri ve metinleri anlatan yapay zekâ uygulamasının geliştiricisi Saqib Shaikh olacak. Kendisi de görme engelli olan Shaikh, seminerde uygulamayı geliştirme sürecinden ve deneyimlerinden bahsedecek.
Seminerde engellilere yönelik teknolojilerin konuşulduğu bir panel de düzenlenecek. Panelde görme engellilerin ihtiyaçları doğrultusunda akıllı bastonu geliştiren Kürşat Ceylan, işitme engelli çocuklar için iki dilli hikaye kitabı tasarlayan Melissa Malzkuhn, fiziksel engelliler için online harita geliştiren Jason Da Silva kendi deneyimlerini anlatırken; engelli politikalarıyla ilgilenen akademisyen Volkan Yılmaz Türkiye’deki engelli bireylerin sosyal haklarını tartışacak.
Ayak parmaklarıyla korno çalan Alman sanatçı Felix Klieser’in açılış gösterisiyle başlayacak konferansta, engelli ve engelsiz bireylerin birlikte oluşturduğu Avusturyalı dans grubu “Ich Bin OK” de performans sergileyecek.
Engelleri kaldıran teknolojiler sergilenecek
“Engelsiz Yaşam Teknolojileri” bu yıl engellilerin hayat kalitesini etkilemeyi amaçlayan inovasyonların tanıtılacağı etkinliğe de ev sahipliği yapacak. Tübitak ödüllü genç yazılımcı Arda Mavi tarafından geliştirilen ve işaret dilini konuşma diline çeviren Sesgoritma, yazılı metinleri bir eldiven aracılığıyla Braille’e çeviren Gloveye, çevredeki sesleri işitme engellilerin anlayacağı görsel uyarılara çeviren Abilisense, işitme engelliler için çevredeki konuşmaları yazıya çeviren Trelens ve merdiven çıkan tekerlekli sandalye Topchair’in de aralarında bulunduğu pek çok teknoloji sergide yer alacak. Katılımcılar bu teknolojileri deneyimleme fırsatı bulacak.
E-imza iş hayatını kolaylaştıracak
Türkiye Bilişim Derneği ve Kadir Has Üniversitesi tarafından organize edilen 12. İstanbul Bilişim Kongresi’nde, kurumları dönüştüren ve hayatı kolaylaştıran teknolojiler değerlendirilecek. Bilginin ve verinin e-dönüşümü hızlandırması ile geleceğe etkisi tartışılacak. Kamu, üniversite, özel sektör, bilişim merkezi yöneticilerinin ve uzmanlarının, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının katılımlarıyla düzenlenecek Kongre, 6 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilecek.
E-GÜVEN Türkiye’nin bilişim toplumu olmasına destek veriyor
- kez düzenlenecek kongrede geleceğin yeni veri otobanı ve interneti olarak görülen 5G, KVKK, veri madenciliği, yeni nesil veri dönüşüm çözümleri gibi konular irdelenecek. Ayrıca katılımcılara, yeni kazanç fırsatlarına kapı aralayan girişimciler, e-para, yeni finansal sistemler ve regülasyonlar hakkında bilgi verilecek. E-GÜVEN, Türkiye’nin bilişim toplumu olma yolunda katkı sunan İstanbul Bilişim Kongresi’ne ana sponsor olarak destek verecek. Kongre’nin açılış konuşmacıları arasında olan E-GÜVEN Genel Müdürü Can Orhun, TBD İstanbul Şube Onur Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Erdal Balaban moderatörlüğünde gerçekleştirilecek “Dijital Dönüşümde Verinin Önemi” panelinde verinin küresel dönüşümü, veri yönetimi, veriye bakış açısının değişimi hakkında katılımcılara bilgi verecek.
E-imza iş ve özel hayatı kolaylaştırıyor
E-GÜVEN İş Geliştirme ve Satış Direktörü Cenk Özcan ise e-şirket, e-fatura, e-defter, e-kimlik, e-imza, KEP, e-kurum, e-ticaret ve e-devlet konularının irdeleneceği panele konuşmacı olarak katılacak. TBD İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Karayağız moderatörlüğündeki panelde e-dönüşüm uygulamalarına, e-imzanın iş ve özel hayatı nasıl kolaylaştırdığına ilişkin paylaşımlarda bulunacak. E-dönüşümün temel basamaklarından olan elektronik imzanın sağladığı avantajlar sadece maddi kazanımla sınırlı değil. İşlemlerin dijital ortamda çok daha hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayan e-imza; aynı zamanda kağıt ve kartuş-toner gibi sarf malzemelerinden tasarruf sağlayarak çevrenin korunmasına katkıda bulunuyor.
Sanayi 4.0’ı Yakalamak İçin
Mitsubishi Electric, Almanya’nın Nuremberg kentinde 27-29 Kasım tarihlerinde düzenlenecek olan SPS IPC Drives 2018 Fuarı’nda üretimde dijital dönüşüme imkan tanıyan yeni nesil teknolojilerini sergileyecek. Sanayi 4.0’a uyumlu akıllı üretim için fabrikalara inovatif çözümler sunan Mitsubishi Electric, mühendislik, üretim ve bakım uygulamalarını ziyaretçilerle buluşturmaya hazırlanıyor.
Mühendislikte akıllı entegrasyon
Mitsubishi Electric’in SCADA sisteminin en yeni versiyonu olan MAPS 4 (Mitsubishi Electric Adroit Process Suite 4), mühendislik uygulamaları için harcanan geliştirme sürelerinin kısaltılmasına imkan tanıyor. Nesneye dayalı fonksiyonlarıyla öne çıkan MAPS 4, Mitsubishi Electric markalı cihazların yanı sıra farklı markalara yönelik ekipmanları da hızlı ve kolay bir biçimde sisteme entegre edebiliyor. Yaşam Çevrimi Yönetimi aracı ise ölçeklenebilirlik özelliği sayesinde bulut bağlantısı ve yüksek esneklik sağlıyor.
Üretim için akıllı otomasyon
Fabrika otomasyon sektöründeki inovatif ürünleriyle dikkat çeken Mitsubishi Electric, akıllı otomasyonun üretimin farklı seviyelerinde uygulanmasına olanak tanıyan çözümler sunuyor. Yeni başlayanlar için güncel SCARA robot paketiyle desteklenen entegre robotik teknoloji, optimum intralojistik için Smart Carriage teknolojisiyle geliştirilen Lineer Transfer Sistemi (LTS) ve daha etkili enerji yönetimi için kapsamlı MEnergy konsepti bu çözümlerin sadece bir kısmını oluşturuyor.
Bakımda akıllı sistem yönetimi
Sanayi 4.0 çağında bakım, kestirimci bakım uygulamalarıyla üretim sisteminin korunması anlamına geliyor. Bu noktada Mitsubishi Electric, robot bakımı için entegre AR uygulamasının yanı sıra makine teşhisi için “GOT Drive” çözümünü sunuyor. Bu çözüm, servo kontrol cihazlarının ve frekans inverterlerinin friksiyon ve vibrasyon verilerini doğrudan GOT2000 serisi HMI’ya iletmesine olanak tanıyor. “GOT Mobile” fonksiyonu sayesinde ise üretim verileri herhangi bir lokasyondan sorgulanabiliyor ve alarm mesajları cep telefonu, tablet veya PC aracılığıyla alınabiliyor. Mitsubishi Electric, bu ve bunun gibi daha pek çok çözümü sayesinde şirketlerin akıllı üretim projelerinin planlanmasına ve uygulanmasına büyük destek sağlıyor.
Yerli Yazılımda Yazılım Testi İle Zaman ve Maliye Tasarufu
Yazılım testinin hatasız ürün kullanımın yanı sıra farklı avantajlar da sağladığını söyleyen Keytorc Test Hizmetleri Yöneticisi Berk Dülger, “Özellikle savunma sanayinde örneklerini gördüğümüz büyük ölçekli yazılım projelerinde doğru yazılım testi uygulamaları sayesinde, cari açığın kapatılmasına yardımcı olacak ölçüde tasarruf yapmak mümkün” dedi.
Kurumlara yazılım testi alanında danışmanlık hizmetleri sunan Türkiye merkezli Keytorc’un Test Hizmetleri Yöneticisi Berk Dülger, yazılım testinin kullanıcılara hatasız yazılımlar sunmanın yanında birçok avantajı da beraberinde getirdiğini söyledi. Dülger, “Yerli yazılımlarda, doğru test uygulamaları sayesinde, savunma sanayinden telekomünikasyon ve finansa kadar farklı sektörlerde ciddi miktarlarda tasarruf etmek mümkün” diye konuştu.

Berk Dülger, devasa yazılım projelerinin hayata geçirildiği savunma sanayi gibi sektörlerdeki yerli projelerin son dönemde hız kazandığına dikkat çekerek, “Bu yazılımların doğru testlerden geçirilmesi, kamu harcamalarının önemli ölçüde azalmasını sağlayacağı gibi, cari açığın kapatılması konusunda da ülkemize katkıda bulunacaktır” dedi.
Uluslararası araştırmalara göre, dünya genelindeki yazılımlarda satır başına 3,6 dolarlık bir teknik borç maliyeti bulunduğunu ifade eden Dülger, “Büyük ölçekli projelerde milyonlarca lira olarak ifade edebileceğimiz bu maliyetin temelinde, yazılım testleri sırasında fonksiyonel olmayan gereksinimlerin doğru ve eksiksiz ele alınmaması bulunuyor. Firmalar genelde, yazılımın sunduğu işlevi doğru şekilde yerine getirip getirmediğine odaklanırken, nasıl yerine getirdiğinin kontrolü ikinci planda kalıyor. Bu da kullanıma sunulan yazılımda güvenlik, performans, kullanılabilirlik ve genişletilebilirlik gibi konularda önemli sorunları beraberinde getiriyor. Statik kod analizi gibi, doğru zamanda gerçekleştirilen statik ve dinamik test yaklaşımları ile tüm bunlar engellenebiliyor” dedi.
Türk Zeytinciliğine Dijital Destek
Son yıllardaki teknolojik gelişmelerle birlikte, zeytin üretiminde verimlilik hızla artıyor. Ve bu alanda yapılan yatırımlar fazlalaşıyor. Bu anlamda zeytin üretiminde sürekliliği sağlamanın tek yolu, akıllı teknolojileri kullanmaktan geçiyor.
Zeytin, her yerde yetişen bir ağaç türü olmadığı için ülkemiz adına çok değerli bir kaynak. Uluslararası Zeytin Konseyi’ne sunulan bilgiler ve yapılan tahminlere göre, 2017-2018 dönemi, geçen sezona göre, Türkiye’de zeytin alanında yaklaşık 2 milyon ton ile üretim artışının yaşandığını gösteriyor. Diğer yandan dünyaya bakıldığında, tarım alanlarının sınırlı olduğu ve toplam karasal alanın yüzde 10’unda tarım yapılabildiği gözlemleniyor. Ve bu alan her geçen gün azalıyor. Bu sebeple, hem tarımda hem de ağaç başına elde edilen zeytin üretiminde verimliliği sürdürmek ve arttırmak gerekiyor. Bu da ancak akıllı ve yenilikçi tarım uygulamalarını tarım alanında kullanarak mümkün oluyor.

BUBA Ventures bünyesinde kurulan tarım ve teknolojileri girişimi TreeT’in Genel Müdürü Mustafa Tamer, konuyla ilgili şu sözleri dile getiriyor:
“Özellikle sahip olduğu coğrafi konum ve Akdeniz iklimi ile bu yıl zeytin üretiminde 4. sırada yerini alan Türkiye için verimliliği arttırmak öncelikli konumuz. Tarım ve Orman Bakanlığımızın destekleriyle dikilen ağaç sayısı ile Türkiye, İspanya’dan sonra yaklaşık 174 milyon ağaç adedi ile dünyanın en çok ağaca sahip ikinci ülkesi konumunda.
Tarımda bu alanda teknoloji ile elde edebildiğimiz büyük veri, önümüzdeki 10 yılda daha çok analizi gerçekleştirmemizi mümkün kılacak yeni bir devrin kapılarını aralıyor. Zeytin hasadından son ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan süreçte yapılan tüm işlemler, teknolojik gelişmelerle güncellendi. Biz de artık bu alanda sadece tarım yapmıyor, var olan bütün teknolojileri kullanarak tarıma yön vermek istiyoruz. Türkiye’nin ve dünyanın buna ihtiyacı var. Sensörlerle donatılmış tarım makinaları, topraktan sofraya takip sistemleri ve IoT(Nesnelerin İnterneti) teknolojilerini kullanarak zeytin ağaçlarından elde edilen verimi maksimum oranda arttırmayı amaçlıyoruz. IoT çerçevesi içerisinde önümüzdeki yıllarda giderek yaygınlaşacağını tahmin ettiğimiz sensör ağları ve bu ağlardan toplanacak veriler, bizim, çiftçilerimizin tarımsal faaliyetlerini ve tarlaların durumunu gerçek zamanlı olarak takip edebilmemize olanak sağlıyor. Bu verilerden çok farklı bilgi ve çıkarımlara ulaşmamız mümkün. Özellikle tarımcılık alanında yatırım yapmak isteyen beyaz yakalılar için İstanbul’danbaşka bir bölgeye giderek tarım arazisi yönetmek çok da kolay bir iş değil. Teknoloji bize bu imkanı sunuyor. Gece gündüz farkı, rüzgar yönü veya hava sıcaklığı gibi verimlilik hakkında bilmemiz gereken gerekli bilgiyi bizim adımıza toplayabiliyor.
Biz de TreeT Tarım ve Teknolojileri olarak konvansiyonel tarımın yanı sıra, tarıma yön verecek tarım teknolojilerini arazimizde kullanarak, yatırımcılarımızla birlikte büyümeyi hedefliyoruz.”
Aston Martini de Yoldan Çıktı
Otomotiv dünyasında son yıllarda daha çok ilgi görmeye başlayan ‘SUV’ segmentine, Aston Martin’de katıldı. ‘En Teknolojik SUV’ olarak tanıtımını yaptığı DBX modelinin prototipinin kamuflajlı fotoğraflarını kamuoyu ile paylaştı. 2019’un son çeyreğinde piyasada olması beklenen DBX, St. Athan tesisinde üretilecek. Firma “En Teknolojik SUV” olacağını belirttiği bu modelin çalışmalarına şimdiden başlamış durumda. Aston Martin Lagonda Başkanı ve Grup İcra Kurulu Başkanı Andy Palmer yeni DBX ile ilgili yaptığı açıklamada “Hareket edebilen bir DBX prototipi görmek, ilk SUV modelimizin hikayesinde çok önemli bir bölüm. Bu otomobil bizim St. Athan fabrikasında hayata geçireceğimiz ilk modelimiz olacak ve firmamızın köklü geçmiş hikayesine kalın harflerle yazılacak bir anı olacak” açıklamasını yaptı.
ZARİF, DİNAMİK VE SPORTİF
Yeni DBX, dünyanın en zorlu etaplarına sahip Welsh Rally sahnesinde testlerden geçiyor. Bu, DBX’in hem arazi hem de asfalt deneyimlerini en iyi şekilde yansıtması adına önemli bir süreç. Bunun yanında asfalt performansı da Nürburgring’de test ediliyor. DBX, Aston Martin ruhunu tam anlamıyla yansıtıyor. ‘Zarif, dinamik ve sportif’ yapısının yanında SUV segmentine ihtişamı da getiriyor. Teknoloji konusunda da iddialı olan DBX, off-road özellikleriyle de dikkatleri üzerine çekiyor. Aston Martin Baş Mühendisi Matt Becker DBX ile yaptığı açıklamada “Bir mühendis olarak, DBX’i geliştirmek gerçekten heyecan verici. DBX, çok farklı bir Aston Martin olacak. Her koşulda testleri gerçekleşecek. Böylece kanaat rozetine layık bir sürüş deneyimi sunacağız” dedi.
Türkiyenin İlk Sosyal Robotu Nely Smart Future Expo Fuarında
Türkiye’nin en büyük teknoloji ve dijital dönüşüm etkinliği Smart Future Expo, Türkiye’nin geleceğine ışık tuttu. İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen zirvede 100’den fazla konuşmacı, sunumlar, paneller ve oturumlarda Sanayinin Dönüşümü, Büyük Veri, IoT, Yapay Zeka, Bulut Bilişim gibi Geleceğe Yön Verecek Teknolojiler, Akıllı Şehirler ve Dijital Altyapılar, Girişimcilik ve Yatırımcılık Ekosistemlerinin Yarını, Enerjinin Geleceği gibi tema başlıkları altında, çok kıymetli bir gelecek vizyonunun oluşmasına katkıda bulundular.
Nely Robot basın ekipleri ile röportaj gerçekleştirdi.
Açılış salonunun bir diğer önemli oturumu da Murat Erdör ve Talar Süslü moderatörlüğünde, HumanAge Technology CEO’su Faik Berk Güler eşliğinde sahnede keyifli bir sohbet gerçekleştiren Türkiye’nin ilk ve tek sosyal robotu Nely oldu. İlgili bir ziyaretçi kitlesi karşısında robotlar ve geleceğin dünyası hakkında görüşlerini dile getiren Nely Robot, sunumunun ardından alandaki röportaj noktalarındaki basın ekipleri ile röportaj gerçekleştirerek, Türkiye’de bir ilke imza attı.
İki gün boyunca eş zamanlı olarak iki salonda birden devam eden Smart Future Expo Zirvesi kapsamında Tansu Yeğen, Prof. Samuel Linares ve Suat Sağıroğlu açılış salonunda keynote konuşmalarını gerçekleştirdiler. İki gün boyunca 20’den fazla sunum ve oturumda ziyaretçiler gerçek sektörün lider firmalarının yöneticileri, kamu temsilcileri ve STK yönetimleri ile bir araya gelerek Akıllı Gelecek üzerine farklı bakış açılarını dinleme şansına sahip oldular.
Yazarımız Atıf Ünaldı Paraşüt Blog’una Verdiği Röportajda Türkiye’de Dijital Dönüşümü Anlattı
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansal operasyonlarının daha verimli yönetebilmesini destekleyen Paraşüt Şirketi’nin Blog Sayfasına Röportaj veren Atıf Ünaldı; Paraşüt Blog Yazarının sorularını şu şekilde yanıtladı;
Öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz? Atıf Ünaldı neler yapıyor?
Şu aralar, Bloomberg Businessweek dergisinde köşe yazarlığı yapıyorum. Her hafta teknoloji alanındaki gelişmeleri bu dergide paylaşıyorum.
Aynı zamanda markaların özel organizasyonlarında vizyon açıcı açılış (keynote) konuşmaları yapıyorum. Uzun zamandır beklettiğim beşinci kitabıma da başladım.
Teknoloji yazarı olarak Türkiye’de dijital dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce ortaya çıkan ihtiyaçlar neler ve Türkiye bu konunun neresinde?
Ben genel olarak bu alanda en büyük problemin, strateji belirleme noktasında olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de ne yazık ki yöneticiler işin kolayına kaçıp daha önceden hazırlanmış reçetelerle dijital dönüşümlerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Tabii tek bir reçete ile yapılan dijital dönüşümün her gelen hastaya antibiyotik yazmaktan hiçbir farkı yok. Hem kişilerin hem de toplumun sağlığına ciddi zararı var.
Bu nedenle stratejiye zaman ve kaynak ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Bu gerçekleşmeyince dijital dönüşüm başarısız olur. Türkiye’de dijital dönüşüm fikri yeni dünyada ayakta kalmanın tek çözümü olarak görüldüğü için iş dünyası tarafından çabuk kabul edildi. Ama strateji olmazsa, dijital dönüşümü kabul etmeyen kurumlarla kabul edenler arasında fark olmaz.
Dijital dönüşüm hangi sektörler tarafından daha çok kullanılıyor ve KOBİ’lere faydaları neler?
Türkiye’de dijital dönüşümde en önde olan kurumlar da dahil, kimse daha bu alandaki faaliyetlerini ne yurt içinde ne de dünyada bitirebilmiş değil. Bu nedenle eleman çalıştıran, müşteriye dokunan, iş ağı içinde bulunan, bir ürün veya değer oluşturan her kurumun dijital dönüşüme ihtiyacı var.
KOBİ’ler için dijital dönüşüm sadece bir yatırım değil mecburiyettir. Bu konuda yöneticileri bilinçlendirmek amacı ile faaliyet gösteren bir çalışma grubu da kurduk. KOBİ’lere danışmanlık yapacak yeni arkadaşlarımızı eğitmek için standartları oluşturmaya başladık.
Dijital dönüşümde teknoloji altyapısı olarak eksiklerimiz var mı sizce? Varsa bunlar neler? İyileştirmek için neler yapılmalı?
Kurumlar dijital dönüşüme başladıklarında, tabii ki teknolojik altyapı eksikleri de ortaya çıkıyor. Bu her kurumda farklı şekil alıyor. Danışanlarım arasında bu altyapı eksikliklerini bilişim sektöründe yaşayanlar da olurken, ürün ve markalaşmada altyapı eksiklikleri olan şirketlerle de yaygın şekilde karşılaşıyoruz.
Tabii dijital dönüşüm uzun bir yol, bu nedenle altyapı eksiklikleri olan şirketlere en önemli önerim, en kısa zamanda bir danışmanla oturup yol haritalarını çıkarmaları olacaktır.
Türkiye’deki girişimcilik ekosistemine de değinmek istiyoruz. Girişimcilik konusundaki atılımları nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de bu konuda ne gibi fırsatlar var?
Türkiye’de asıl girişimcilik alanında ciddi altyapı eksikleri var. Finansman yapımız ve yatırımcı ilişkileri ne yazık ki şu an dürüst bir girişimcinin ihtiyacı olan kaynaklara ulaşmasına imkan vermiyor. Dünyanın birçok yerinde ilk finansmanı en yakındaki banka şubesinden alan girişimcinin, Türkiye’de mevzuat gereği bunu yapması mümkün değil. Ayrıca belli bir büyüklüğe ulaşan girişimcilerin halka açılması da Türkiye’de çok kolay olmuyor.
Türkiye’nin bu sorunları acilen çözmesi ve yatırımları girişimcinin yenilikçi ve rekabetçi çözümler üretebileceği şekilde yönlendirmesi lazım.
Başarılı bulduğunuz girişimcilerde gözlemlediğiniz özellikler neler? Yeni işini kuracak girişimcilere önerileriniz var mı?
Türkiye’de birçok girişimciye danışmanlık ve koçluk yapmış, iki üç girişimde bulunmuş biri olarak, başarılı girişimlerde gördüğüm en önemli ortak nokta hepsinin işe başlamadan önce bir destek almış, büyük bir müşteri bulmuş, hazır bir pazara ulaşmış veya bir iş ağına bağlanmış olmaları. Bunlardan biri olmadan iş fikri ne kadar umut vadedici olursa olsun başarıya ulaşılması bana mümkün gelmiyor.
Bir girişimci dijital dönüşüm için yatırım yaparken sizce nelere dikkat etmeli?
Strateji ve planlama olmadan, pazardaki hazır reçetelerden birini uygulamaya kalkmak sadece zaman ve kaynak kaybı olur. Önce strateji, planlama, yol haritası arkasından işe başlama. Aksi sadece zaman ve para kaybı.

