Kategori: Selin Ünaldı
Bu tatili nasıl değerlendirsek?
Selin Ünaldı
Her tatilde anne babalara bir haller gelir, mutlaka gezmeli, yeni yerler görmeli, sınıfta tatil dönüşü ‘’kaliteli’’ anıları olmalı diye.
peki tatil nedir? tatilden bizim beklentilerimiz çocuklarımızın beklentisi nelerdir?
Tatil, yoğun performans gerektiren bir işi yaparken verilen süreli ara, dinlenme demektir.
Bir eğitimci olarak tatil için şunu söyleyebilirim, çocuğunuzun sizinle sakin ve uyum içerisinde hareket etme ihtiyacını, şefkat ihtiyacını karşılayabileceği bir mola, tatil.
Nasıl organize edelim, neler yapalım?
Birlikte planlamak çok önemli. ilgi ve isteklerine göre bir yapılacaklar listesi oluşturabilirsiniz. Açık hava etkinlikleri, sanat galerisi ya da müze gezileri, dağ ya da deniz kenarı yürüyüşleri tam bir ‘’dinlenme’’ etkinliği olacaktır.
Bir de evde etkinlik listesi oluşturabilirsiniz. Birlikte sulu boya ile tatil tablosu yapabilir, kek pişirebilir, poğaça yoğurabilir, pijama partisi yapabilirsiniz.
Okul zamanı organize etmekte zorlandığınız diş kontrol randevularını, minik operasyonları, kuaför / berber randevularınızı da bu tatil günlerinde organize edebilirsiniz.
Süre kısa olduğu için uzun vadeli ya da sizi, onu yoracak yolculuk ve etkinliklerden kaçınmanızı tavsiye ederim.
Temelde bol temaslı, paylaşımlı, sakin, huzurlu ve eğlenceli bir tatil diliyorum sizlere.
Ebeveynlerin çocuklarına söylememesi gereken 10 cümle
Selin Ünaldı
Çocukluğunuzda duyduğunuz ve zihninizden silinmeyen o cümleler gibi cümleler dökülmesin dillerimizden; kalıcı yaralar açmasın minik kalplerde diye bu yazı geldi… buyurunuz…
1- “Ağlama, büyüdün artık. / Bunun için ağlanmaz.”
Çocuklar, duygusal ifadelerini kontrol etme yeteneğine sahip değillerdir. Ağlama, onların bir ihtiyacı veya rahatsızlık belirtisi olabilir. Onlara destek olmak ve ihtiyaçlarını anlamak daha iyidir.
2- “Bunu yapamazsın, dokunma, zarar vereceksin”
Bu cümle çocuğun öz güvenini olumsuz etkileyebilir. Çocukların güvenli alanda yeni şeyler denemesine ve hatalar yapmasına izin vermek önemlidir. Bu, öğrenme süreçlerini destekler.
3- “Oyuncaklarını arkadaşınla paylaş lütfen.”
Çocuklara paylaşmayı öğretmek önemlidir, ancak bu cümle çocuklara paylaşmaları için baskı yapabilir. Benlik ve aidiyet duygusunu olumsuz etkileyebilir. Daha iyisi, örnek olmak ve küçük tiyatral oyunlar ile desteklemektir.
4- “Kardeşin/arkadaşına bak, hiç böyle yapıyor mu ?”
Karşılaştırmalar çocukların kendine güvenini sarsabilir. Her çocuk farklıdır ve kendi hızında gelişir. Onları kendi potansiyellerini keşfetmeye teşvik etmek daha iyidir.
5- “Büyüyünce ne olmak istersin?”
0-3 yaş arasındaki çocuklar gelecekteki hedefler hakkında düşünme kapasitesine sahip değillerdir. Bu tür sorular, gereksiz baskı yaratabilir. Yönlendirmeler ise kişilik gelişimine zarar verebilir.
6- “Böyle davrandığında seni sevmiyorum.”
Bu tür olumsuz ifadeler çocukların öz saygısını ciddi şekilde etkileyebilir. Ebeveynlerin koşulsuz sevgi, kabul ve anlayışlarını ifade etmeleri önemlidir.
7- ‘’Bunu alamayız, o kadar paramız yok’’
Yokluk bilinci ile çocuk büyütmek, büyüdüğünde değerli hissetmeme, kendini layık görmeme ile karşımıza çıkabilir. Kendi biriktirdiği para ile fonlama yapmayı ya da haftalık bütçe / harçlığı yönetmeyi ona bırakabilirsiniz.
8- “Yemeklerini bitirmezsen, hiçbir şey alamazsın.”
Bu tür baskıcı yaklaşımlar, çocukların yemeğe karşı negatif duygusal ilişki geliştirmelerine neden olabilir. Yemek zamanını olumlu ve keyifli hale getirmek daha iyidir. Mümkünse yemek zamanlarını tüm aile birlikte keyifle geçirin.
9- “Öp amcanın / teyzenin elini.”
Mahremiyet eğitiminin bir parçası olan bedenine müdahale ile saygı ve sevgi unsurları karıştırılmamalı, tercihi ve yakınlık ilişkisi kurmak doğru yönetilmelidir.
10- “Sessiz ol, yetişkinler konuşuyor.”
Çocuklar konuşma ve ifade becerilerini geliştirmek için fırsatlar bulmalıdır. Onların duygusal ifadelerine ve düşüncelerine değer vermek önemlidir. O an doğru zaman değilse bunu ifade edip dokunsal teması beklemesi gereken sürede sunmak etkilidir.
Kaş yaparken göz çıkarmak…
Selin Ünaldı
Bu hafta sadece, ailelerin, bir kazanım elde etmek uğruna dozunu ayarlayamayıp farklı durumlara sebep olma örneklerini yazmak istedim.
- Sorumluluk alsın isteyip, yalnızlaştırıyoruz. Sorumluluk, yaşının gerektirdiği kadar verilmeli, tecrübe ile geliştirilmeli.
- Olumlu davranışı pekiştirmek isteyip, ödül- ceza sistemine alıştırıyoruz. Bu da doyumsuzluğun başlangıcı oluyor.
- Yapması normal olan ve rutindeki her iş ya da davranış için teşekkür ediyoruz. Her güzel davranış sonunda takdir bekliyor ve edilmediğinde sevilmediği düşüncesine bürünüyor.
- Şımarmasın diye yeterince sevgi ve şefkat göstermiyor, çocuğun gösterdiği sevgi ve şefkati bir sebeple görmüyoruz. Koşullu sevgiye (beğenilen davranış sonunda gösterilen ya da kabul edilen sevgi) alışan çocuk, yetersizlik ve kabul görmeme duygusu ile tanışıyor.
- Biz ya da çocuğumuz hastayken, yorgunken, zaman yokken, çok mutluyken, tatildeyken vs. bir sebeple izin veriyor, rutin günlerde vermiyoruz. Tutarsızlaşan çocukta öfke nöbetleri ve iletişim kopuklukları, yalan söyleme, gizleme davranışı gelişiyor.
- Kriz anında fazla ya da eksik açıklama yapıyoruz. İki taraflı yaşanılan duygunun o anda ihmal edilmesi ya da görülmemesi, o anda anlık çözümler üretiyor fakat sorunu ve hatayı çözmüyor.
- Çocuğumuzla olan tüm sohbetlerimizi,bir şeyler öğretmek adına yapıyoruz. Bazen sadece dinlemek, onaylamak ve kabul etmek yeterli olduğunu unutuyoruz. Her şeyi bilen anne ve baba imacı ön ergenlik döneminde tepkiye ve direnişe dönüşüyor.
- Deneyimlemesine izin vermek, çocuğu tehlikeye atmak demek değil. Güvenli alanında ayrışma, özgürleşme de mümkün. Fırsat vermek onun öz güven gelişimi için çok kıymetli.
- Çocuğumuzun günde en az 5 konuya karar vermesi gerekliliğini ihmal ediyoruz. Onun adına her şeyi düşünüyor ve uyguluyoruz. 6 aylık olduğunda, oyuncakçıda 2 oyuncak sunun, yöneldiğini, seçtiğini alın. ilk kararını verdi bile. Zamanla, büyüdükçe giyeceği kıyafeti, parkta kullanacağı oyuncağı, akşam yatarken okuyacağı kitabı, 2 seçenek arasından akşam yemeğini, odasının duvar rengini, defter kabını kendisi seçebilir. Karakterinin oluşması ve oturması için bu gereklidir.
Işık olması dileğimle…
Böyle böyle alışacak mı?
Selin Ünaldı>
Kreş ve anaokulu serüvenine, bu yıl başlayan anneler burada mı?
Çocuklarımızla birlikte bizim de duygusal anlamda zorlandığımız bir başlangıç oluyor bu okula başlama / alışma evresi. Hislerimizi arkadaşlarımızla, büyüklerimizle paylaşıyoruz, aldığımız cevap çoğunlukla aynı: Böyle böyle alışacak…
Peki bu ‘’böyle böyle alışma’’ evresi bize ve çocuğumuza nasıl etki ediyor?
Önce çocuğunuzun yaşadığı bu zorluklar ve ağlama krizlerine bir ışık tutalım. Sebebi, sizinle güvende hissettiği bir yaşam tarzından, güvenli alanından, çoğunlukla bakımvereni ile birebir, talep ve anında karşılık alma ilişkisinin kurulu olduğu ilişkiden, otoritenin öğretmende olduğu, yalnız değil sınıf arkadaşları ile kurallar ve komutlara uyması, zamansal rutine uyumlanması gerektiği bir ortama başlaması. Daha net olmak gerekirse, uyku saatinin, beslenme saatinin ve tarzının, tuvalet ihtiyacını giderme ve bunu yeni ilişki kurduğu insanlar ile sağlamak durumunda kalması, hem akranları hem de öğretmeni ile ilişki kurma ve problem çözme tarzının değişmesi / evrilmesi, birincil bakımverenin koşulsuz ve anında sevgisini, günün büyük çoğunluğunda hissedememesi vs. oluyor çoğunlukla sebep. Öncelikle biz ebeveynler olarak aynı duruma maruz kaldığımızda, daha da basiti, işimizi, evimizi, aracımızı değiştirdiğimizde, ne hissettiğimizi bir düşünelim…
Bundan çok daha fazlası…
Peki ne yapabiliriz ? Sorumuzu tekrar hatırlayalım ‘Böyle böyle alışacak mı?’ Madde madde belirtmek isterim.
- Süreci ona eğlenceli bir şekilde okula giderken değil, akşam uyumadan önce anlatın. Bir sonraki günü, öğretmeni ile istişare ederek öğrenip anlatabilirsiniz. Neler yaşayacağını bilen çocuk, kendini güvende hisseder.
- Sorgulamayın. Bugün günün nasıl geçti sorusunun cevabını hiçbir zaman alamazsınız ama, bugün en çok neye güldün sorusunun cevabı mutlaka vardır.
- İlk günlerde bağ kurabileceği materyal ya da oyun eşyası ile okula gitmesine izin verin.
- Okulun kapısında kısa ve öz, dramatize etmeden vedalaşın. Okuldan geldiğinde sakin karşılayın.
- Öğretmenine, seçtiğiniz okula, en önemlisi de çocuğunuza güvenin.
- Oryantasyon sürecinde ağlarken terketmeyin. Terkedilmişlik hissi, kaygıyı besler, kaygı yükselirse okulu ve okulla ilgili olan herşeyi reddediş ve öfke başlar. Bu duygu sistematik olarak pekiştirilirse travma oluşabilir.
- Rutinlere sadık kalın. Okulda verilen sorumlulukları birlikte yerine getirin. Alışverişlerinizi birlikte yapın. Etiketleme vs. gibi işlerde katkıda bulunmasına izin verin.
- Okul günlerinde okulda olması gerektiğini bilin ve buna göre konuşun ve davranın. Okulun tercihen gidilebilecek bir yer olmadığı, bunun da bir sorumluluk olduğunu anlatın.
Mutlu, huzurlu, sağlıklı okul yıllarınız olsun.
TRAVMATİK BAŞLANGIÇLARA HAYIR!
Selin Ünaldı
Okullar açılıyor. İlk defa okula başlayacak çocuklarımızın aileleri heyecanlı, kaygılı; özellikle bu ‘’oryantasyon’’ denilen süreçten endişe ediyorlar. Peki doğru ‘’oryantasyon’’ nedir?
Tek cümle ile açıklayabilirim. Doğru oryantasyon, kalıplara sokulmayan bir ‘’okula adaptasyon’’ sürecidir.
Travmatik olmayan bir oryantasyon süreci nasıl yönetilir, aile ve okulun üzerine düşenleri ele alalım.
Öncelik, hem aile hem de okul için şunun bilinmesi : Her çocuk farklıdır, her çocuğun ritmi, mizacı, özellikleri, her ailenin dinamiği, rutinleri farklıdır. bu bilginin her iki taraf için de içselleştirilmiş olması süreci kolaylaştırır. Ne demek istiyorum? Okulun kalıplaşmış bir oryantasyon süreci sunması (ilk gün şu kadar saat, ikinci gün bu kadar saat, haftanın sonunda çocuk hazır gibi bir bilgi vermesi) her aile ve çocuğun dinamiğine, adaptasyon hızına uymayabilir. bu kalıba uymayan aile kendini sürece uyumlayamaz ve çocuğu okula hazır olarak görmeyebilir, süreci doğru yönetememiş olmaktan mutsuz olabilirler. Bunun yerine, okulun çocuğu tanıması, aileyi anlaması ve oryantasyonu her çocuğun farklı olduğunu bilerek çocuğun özelinde sunması süreci destekleyen, aileyi ve çocuğu zorlamayan bir şekilde ilerler.
İkinci öncelik, Pdr ya da psikolojik danışmanın okula uyum haftasında ve sonrasında okula başlayacak olan çocuklara ya da çocuğa destek olmasıdır. Çocuğun gelişimsel özellikleri, motor becerileri, bedensel ve duygusal gelişimi bu uzman tarafından değerlendirerek, doğru öğretmen ve doğru grup ile eşleştirilmeli, çocuğun uyum süreci yine oyunlarla desteklenmelidir.
Uzman aynı zamanda aileye de çocuğun durumu ve gün içinde okuldaki rutini konusunda dönütler vermelidir ki ailenin de çocuktan ayrıldığı ilk günlerde kaygı seviyesi azalsın. Aile mutlu ve huzurlu ise, bu durum çocuğa yansır. Aile okula, öğretmene güvenirse çocuk da güvenir. Aile ile çocuğun bu uyumu aksi durumda da geçerlidir. Ailenin kaygılı ve güvensiz olması, çocuğun da okula, öğretmenine ya da grubuna adaptasyonunu olumsuz etkiler.
Üçüncü öncelik ise, bu işi ciddiye almak. Çocuk okula başladıysa okula gitmeli. Bu noktada da yine rutine ihtiyaç duyuyoruz. Çocuk direnç gösteriyorsa, ikinci önceliği okulla birlikte tekrar değerlendirin, yardım istemekten çekinmeyin. Süreçte zorlanıyorsanız okul bunu bilmeli.
Tüm bu süreçlerin travmatik bir etkisinin bulunmaması için, çocuğun ağlamalarına ailesine tepkisiz kalması, öğretmeninin ailenin kucağından çekiştirerek okula alması, ağladığı için herhangi birinin çocuğu ayıplaması, kızması ya da bir şekilde mahrumiyet, olumsuz pekiştireç sunması söz konusu olmamalıdır.
Sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevgi dolu başlangıçlarınız olsun.
Ne Acelemiz Var ?
Selin Ünaldı
Ne çok duyuyoruz bu soruyu değil mi? Özellikle büyükler, çocuklarımız kreşe, okula, oyun grubuna başlarken sormayı seviyor bu soruyu. Peki gerçekten bir acelemiz var mı? Olmalı mı? Bu soruya yaş grubuna göre nasıl cevap verebiliriz peki? Anlatayım.
0-1 yaş döneminde bir bebeğiniz varsa en kıymetli dönemdesiniz. Harvard Üniversitesi’nin yaptığı çalışmalar bize gösteriyor ki bebeğin beyin gelişiminin %80 i bu ilk 1 yaşta tamamlanıyor. Deneyimsel olarak zengin girdiler sunduğumuz bir ‘’ilk yıl’’ olursa, nöronlar arası sinaptik bağlar oluşuyor, oluşmuş olan gelişiyor, kuvvetleniyor. Kullanılmayan, yeterince aktif olmayan bağlantılar ise zamanla sönüyor. Bu yüzden 0-1 yaş grubu, içinde birçok kritik dönemi kapsıyor. Anne bebek arasındaki güvenli bağlanmanın da temelinin atıldığı ve güçlendiği bir dönem bu. Sizin bu kıymetli dönemde bebeğiniz ve kendiniz için eğitim ve destek almanız, bebeğinizin temel düşünme, problem çözme, alternatif düşünme, dikkat konsantrasyon süresi, özgüven gelişimi, potansiyelini en üst düzeyde kullanma ve akademik başarısını doğrudan etkiliyor.
2-3 yaş ise atılan temeli geliştirme, üzerine koyma zamanı. Tüm kazanımların, ilk 1 yılın yaşantısının dönütlerini görmeye başlarız. Bu dönütler içinde gördüğünüz, görmediğiniz şeyleri sormak, bilmek için bir ‘’bilen’’ aramaya baştabilirsiniz. Kitaplarda yazan, ‘’bu dönemde 50-150 kelime konuşur, ince motor becerisi şöyledir, kaba motor becerisi böyledir, akran iletişimi şöyle olmalıdır, dikkat süresi böyle olmalıdır’’ gibi bilgileri kendinize göre tartmaya ve bebeğinizin gelişimine katkı sağlamaya çalışabilirsiniz. Sonra akranları ile bir araya gelmenin hem ona hem size iyi geldiğini fark eder ve bunun için bir alternatif düşünmeye ve aramaya başlayabilirsiniz. Bu bazen yarı zamanlı bazen tam zamanlı bir kreş, bazen bir oyun grubu olabilir. Bu noktada ise ‘’acelemiz’’; çocuğumuzun, eskiden olduğu gibi bir köy ile büyüyemediği için sosyalleşmesi, akran iletişiminin sağlanması, bununla birlikte gelişimsel takibinin yapılması, ilgi alanlarının fark edilmesi ve daha da desteklenmesi, bakış açısı geliştirmesi, ana dilini doğru ve düzgün kullanmayı öğrenmesi, dikkat süresinin gelişmesi, kendi kendine oyun kurma becerisi edinmesi ve hayal gücünün desteklenmesi ve son olarak okula hazırlık sürecinin desteklenmesi olabilir.
İşte bütün acelemiz bu… Zaman geçiyor, çocuklar büyüyor. Onlar için yapabileceğiniz en büyük yatırım, çocuğunuzun ceplerini bilgi, donanım ve deneyim ile doldurmanızdır.
Mutlu günler.
Bir Süt Meselesi: Emzirmeyi Sonlandırma

Bu konu hassas bir konu olduğundan önce kendinize şu 2 soruyu yöneltin,
- Ben emzirmeyi sonlandırmaya hazır mıyım?
Bazı anneler emzirmekten çok keyif alırlar. Öyle ki sanki bunun için yaratılmış gibilerdir. Emzirdikleri an kusursuzdur. Bebekleri ile ilk emzirmeden itibaren göz göze ve olması gereken bütünlükte ilerlemiştir tüm emzirme süreci.
Bazı anneler emzirmeyi bıraktıklarında bebeğinin hastalanacağından korkarlar. Bazı anneler ise bebeği ile bir bağının kalmayacağından (!) endişe ederler.
Kafanızı kurcalayan her ne olursa olsun, ‘biraz daha emzirmeliyim.’ Dediğiniz noktada memeden kesmeyi biraz ertelemeniz uygundur.
Aynı zamanda emzirmek size sıkıntı veriyorsa, emzirmeyi sevmiyorsanız, içinizden gelmiyor ve ruh halinizi ve bebeğinize davranışlarınızı olumsuz yönde etkiliyorsa, bebeğiniz emmese hayatın daha güzel olacağını düşünüyorsanız; hep diyoruz, anne mutlu ise bebek de mutlu; mutlu olmak ve mutlu kalmak için emzirmeyi sonlandırabilirsiniz.
- Bebeğim memeden kesmeye hazır mı ?
Memeden kesmek için sakıncalı dönemler çok nettir.
- Diş çıkarma
- Evde değişiklik (yatılı misafir) (kardeş doğumu) (yeni evcil hayvan)
- Seyahat
- Yeni rutine alışma süreci (yatak ayırma, babanın uzun iş seyahatine çıkışı, uyku ile ilgili değişiklikler)
- Taşınma
- Atak haftaları (bkz. Wonder weeks / harika haftalar)
- Gribal enfeksiyonlar / hastalık
Bu sebeplerden biri dahi olsa, sizin ve bebeğinizin işini kolaylaştırmak için emzirmeyi bırakma sürecini ertelemek doğru olacaktır.
Buraya kadar her şey size ‘tam zamanı’ dedirtiyorsa, bu süreç ile ilgili yolları anlatan yazımızı Cuma günü okuyabilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim. 🙂
Oyun Grubu Nedir? En Çok Merak Edilenler…
En çok sorulan sorulardan; oyun grubu nedir, nasıl olmalıdır? Hangisini tercih etmeliyiz? Kriterlerimizi nasıl belirlemeliyiz? Dikkat etmemiz gereken özellikler nelerdir?
Aynı zamanda meslektaşlarımızın da çokça soruları geliyor, gelin madde madde bir ele alalım oyun grupları konusunu.
Oyun gurubu nedir?
Oyun grubu, bebeğin ya da çocuğun, psiko-motor, duyusal, bilişsel, duygusal, zihinsel ve fiziksel becerilerini kendi akranları ile sosyal bir ortamda, öğretmen gözetiminde, materyaller eşliğinde geliştirebileceği, sağlıklı ve güvenli koşullarda yapılandırılmış, haftanın belirli gün ve saatlerinde katılım sağlayabileceğiniz, anneli oyun grubu ve alternatif seçenekleri olan programlardır.
Kimler için uygundur?
- Anaokulu için hem bebeği, çocuğu hem kendi hazır hissetmeyen aileler,
- Evde bakıcı ile yeterince deneyim yaşayamayan ve sosyal becerisi desteklenemeyen bebekler ve çocuklar,
- Çocuklarının ve bebeklerinin potansiyelini en üst düzeyde kullanmasını isteyen aileler,
- İçe dönük, sessiz ve utangaç bebekler ve çocuklar,
- Çevresinde akranı olmayan, genelde yetişkinler ile bir arada olan bebek ve çocuklar,
- Bebeği ile evde nasıl kaliteli vakit geçireceğini öğrenmek isteyen bilinçli ve farkındalığı yüksek ailelerin başvuracağı programlardır.
Türkiye’nin dört bir yanındaki oyun gruplarına, hem yabancı hem yerli programlarına zaman zaman öğretmen, zaman zaman bir anne olarak dahil olan bir eğitimci ve aile danışmanı olarak, sorulması gereken soruları sıraladım:
1- Okul ya da merkez ne kadar çocuklara ve bebeklere göre?
Temizlik, güvenlik ve konum gibi kavramlar zaten tüm annelerin ortak olarak hassasiyet gösterdiği bir konu, detaylar ise göreceli fakat okul ya da merkezin, fiziksel özellikleri bebeğimize uygun mu? Eğitimin metodu ile sınıfın ya da salonun düzeni örtüşüyor mu? Çocuklar için tehlike arz eden şeyler bir düzende gizlenmiş mi? Okuldaki öğretmenlerin her durumda sağlık konusunda yeterliliği bulunuyor mu? Ilk yardım sertifikası mevcut mu? Özelikle annenin olmadığı oyun gruplarında önemli olan bu özellikler ailenin yaklaşımına göre anneli gruplarda da sorgulanabilir.
2- Okul ya da merkez kurucuları, eğitimi üstlenen personel, mesleki anlamda yeterli midir?
Çocuk ve bebek eğitimi, özellikle (0-6 yaş) çok önemlidir. Öyle ki daha konuşmaya başlamamış bebeklerin bile bir mimik kırışıklığından tüm duyguları analiz edebildiği bir gerçektir. Yanlış bir üslup ya da çocuğun hazır olmadığı bir davranış, çocukta travmatik etkiye, istenmeyen bir davranışa sebep olabilir. Öğretmenin çocuğu tanıması, mesleki anlamda ve metodu uygulamada bilgili ve tecrübeli olması önemlidir. Mentorunun onu sürekli geliştiriyor, güncelliyor olması, en az onun sürekli araştırmalar yapması ve okuması kadar mühimdir. Çocuk sevgi işidir. Fakat şu da bilinmelidir ki, sadece sevgi yetmez, özveri, bilgi ve tecrübe altın anahtardır. Velilerin bunları bilerek hareket etmesi, bebeğin hayatını ve ilk oyun grubu; aslında ilk okul deneyimini oldukça kolaylaştıracaktır.
3- İçerik, materyal kullanımı ve program oluşturma konusunda okul ya da merkez yetkin midir?
Oyun grubunda içerik, oyunlara uygun olarak hangi materyalin ne kadar sürede, miktarda, nerede kullanılacağını belirlemektir. Çocukların ay gruplarına göre, (ve kişiden kişiye) dikkat konsantrasyon süresinin değişebileceği gibi, hazır bulunuşluk durumları da farklılık gösterebilir. örneğin, 12 aylık bir bebekten genelde doğru kalem tutuşu gözlemlemeyi beklemek yanlış olacaktır. Ya da yaratıcı drama tekniği ile 2 yaşındaki bir çocuğa trafik kazası anını bilinçsizce deneyimletmek ve sebep sonuç ilişkisi kurmasını beklemek travmatik bir etkiye sebep olacak, belki de istemediğimiz davranışlar kazanacak ve çocuk korktuğu için arabaya binmeyi reddedecektir. Bu örneklere göre, her bebeğe ayrı ayrı profil çıkarmak ve her çocuğa uygun olarak oyunları sunmak, çocuğun o oyundan alacağı bilginin kalitesini ve etkisini arttırır.
Materyaller, sağlığa kesinlikle uygun ve güvenli olmalıdır. Çocukların ağza alabileceği materyaller mi kullanılıyor? Boyalar sertifikalı, bilinen güvenilir markalar mı? Duyusal gelişim materyalleri, kimyasal içeriyor mu? Bu gibi soruların sorulması önemlidir.
Program oluşturma konusunda, internet çoğu öğretmenin yardımına koşsa da, hangi yaşın ve hangi çocuğun neler yapabileceğini, hangi oyundan hangi kazanımları edineceğini bilmek de yine bilgi ve tecrübe meselesidir.
4- Son olarak,
- Bebek ve çocuğunuz için seçtiğiniz oyun grubunu kayıttan önce mutlaka deneyimleyin.
- Ayına, yeteneklerine uygun oyunlar oynadıklarından emin olun. Oyunları oynayamayacak kadar karmaşık ve sürekli ‘yapamamayı’ deneyimleyeceği bir programdan uzak durun.
- Dersten sonra bebeğinize ve size oyun grubunun ne kattığını ve beklentilerinizi sorgulayın.
- Birkaç okul ve merkezle görüşüp bebeğinizin mizacına en uygun kurumu tercih edebilirsiniz.
Yazımız hakkında görüşlerinizi ve merak ettiğiniz diğer konuları, @selinbebekaktivite instagram hesabı üzerinden iletebilirsiniz.
Bir Süt Meselesi: Emzirmeyi Sonlandırma 2. Bölüm
Büyük gün geldi. Karar verdiniz ve memeyi bırakma / emzirmeyi sonlandırma süreciniz başlıyor. Ama nasıl?
- Bebeğinizle konuşun.
Bebeğiniz kaç aylık olursa olsun, onu süreç hakkında bilgilendirin. Her konuda olduğu gibi bu konuda da onu bir birey olarak değerlendirin ve kendinizi onun yerine koyun. Puslu bir yolda araba kullanmak çok zordur değil mi? Ama yolu biliyorsanız ya da harika bir navigasyon sisteminiz varsa daha kolaylaşır her şey.
Karar verdikten sonra bir tarih belirleyin. 1 hafta sonra ise bebeğinize, parmaklarınızla gün sayısını göstererek ‘meme 7 gün sonra bitecek. Sen istediğin zaman sevebileceksin memeyi, sütü bardaktan içebilirsin’ deyin. Bu her gün tekrarlanmalı.
Bu sırada ek bilgi; uykuya geçiş anlarında, tüm insanlarda olduğu gibi bebeklerde de derin uyku öncesi bilinçaltının daha iyi algıladığı 3 dakika var. Gözler hafiften kapanır tam dalınmamıştır ya, o anda tekrarlayın bebeğinize. ‘meme 7 gün sonra bitecek. İstediğin zaman memeyi sevebilirsin. Sütü de bardaktan içebilirsin.’ Memeyi neden sevdiriyoruz? Güvendiği, sevdiği, beslendiği şeyden birden kopmaması için. Bilişsel düzey henüz soyut-somut kavramları ayırt edemediği için, memeyi bir daha görmez dokunmazsa yoksunluk ile büyük bir düş kırıklığı yaşamaması için.
Buraya kadar süper değil mi ? psikologlar, pedagoglar, eğitimciler herkes söyledi siz yaptınız. J şimdi bir diyolog örneği:
Anne: ‘tatlım, meme artık dinlenmeli. İstediğin zaman memeyi sevebilirsin, dokunabilirsin. Sütünü de bardaktan içebilirsin.’
Bebek: ‘anneeaaaa memeeeeaaa’
Anne : ‘hayır yavrum. Konuştuk ya artık meme dinlenecek. Gel birlikte cici yapalım memeye.’
Bebek: isyankar ağlama ile (bildiniz mi o çığlığı) hayıııeeerr.
İşte bu noktada anne her şeyi unutur ve memeyi verirse çocuğun istikrar, güven, tutarlılık ile ilgili bütün bildikleri soru işaretine dönüşür.
Peki, anne ne yapmalı? Bebeği bir süre en sevdiği oyunlarla oyalamalı. İnsan beyni, yapmak istediği şeyleri öteledikçe alışkanlık, alışkanlık olmaktan çıkar. Çocuk ve bebek beyninde bu süre daha kısadır. Herhangi bir mekanizmayı çalıştırmazsanız ihtiyaç ya da bağımlılık gittikçe zayıflar. Bundan yola çıkarak,
Anne: ‘aa su ile oynayalım mı ? istersen küveti doldurabiliriz!’ ya da ‘biraz parkta gezmeye ne dersin? Salıncak görürsek biraz sallanabiliriz hem.’ Gibi seçenekler sunarak kriz anını sakinleştirebilirsiniz.
- Memesiz döneme alışırken öncelik bebeğinizin ihtiyaçları olsun.
Bebeğiniz psikolojik olarak alışmaya çalışırken fizyolojik olarak da alışma süreci yaşar. Bu yüzden zamansız acıkmalar olabilir. Ara öğünü dikkate almalısınız. Emme saatlerinde kuru meyve ya da ayına uygun atıştırmalıklar sunabilirsiniz. Kriz anlarında sunmak da iyi bir fikir olabilir. Aynı şekilde bağırsak fonksiyonları da artabilir ya da azalabilir. Bu konuda yumuşatıcı (bol su, zeytinyağı, kuru kayısı, kuru erik vs.) gıdalar veya tutucu (bol su, muz, elma vs) gıdalar iş görebilir. Alerji durumlarını göz önünde bulundurunuz.
- Asla korkutmayın. (ne zaman travmatik olur?)
‘Aaa meme kopar ama şimdi emersen..’ ‘ah bak bant yapıştırdım kanadı koptu ucu. (bir de açıp kontrol ederse vay halinizeJ)’ kıl yapıştırma, acı biber sürme, yara bandı yapıştırma, salça sürüp kanamış gibi yapma ve dahası.. bunların tümü travma sebebidir. Bebeğin tüm güvendiği, kızdığı zaman sakinleştiği, mutluluğunu paylaştığı, canı acıdığı zaman emerek unuttuğu, mayıştığı, şımardığı, doyduğu o güzelliğin, bir anda zarar görmesi hele ki kendini suçlayarak, ciddi travmatik etkileri olabilir. İlerde bağlanma problemleri (aşırı bağımlılık ya da bağlanamama) yaşayabilir.
- Ya başaramazsak?!
Başaramazsanız hazır değilsiniz demektir. Sadece yukarıda da belirttiğimiz gibi, tutarsız ve istikrarsız olmamak için sınırların çevresini iyi belirlemek ve sonradan sıkıntı yaşamamak adına, hem kendinizin hem de yavrunuzun hazır olduğundan emin olun. O zaman başarmamak için hiçbir sebebiniz yok. Ama ani gelişen bir durum oldu ve bırakılmaması gereken bir döneme, bıraktığınızın 2. Günü girdiniz. O zaman bebeğinize aynı şekilde anlatıp ertelemek ister mi diye ona da sorabilirsiniz.
- Kaç yaşa kadar emzirmeliyim?
Her zaman söylediğimiz gibi.. ilk 6 ay sadece anne sütü. Su bile çok çok çok sıcak bir yere gitmezseniz ve anne de susuz kalmadıysa gerek yok. 6-12 ay ek gıda süreci başlar. Bebek hareketlenir, kilo verir boya uzar. Anne sütü verimsizleşir sanılır ama bu inanış doğru değildir. Anne, süt verdiği her dakika bebeği için özel besinler ihtiva eder. Ek gıda sürecinde 2/3 anne sütü, 1/3 ek gıda olmalıdır. (bu konuya yeniden döneceğiz.) 12-24 ay hala ek gıda süreci aslında. 24 ay civarı memeden ihtiyaç duyulduğu takdirde ayrılabilir.
Anne sütünü hafife almayınız. Memedeki süt bezeleri ve meme dokusu, bebekteki ağız mukozası ve tükürükten bebeğin ihtiyacı olan tüm besin ögelerini analiz eder ve sütün içeriğini annenin depolarından bu analize göre oluşturur. Bu yüzden bağışıklığı kuvvetlendirir ve gelişimi hızlandırır.
Unutmayın, anne ne kadar mutlu ise bebek o kadar mutlu ve huzurludur. Annenin hissiyatı bu süreçte çok önemlidir, her bebek bu süreçte farklı tepkiler verir. Aklınıza takılan soruları selinbebekaktivite@gmail.com mail adresine yazabilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim 🙂
Oyun oynayalım; ama nasıl?

- Ne oynayacağınızı çocuğunuz seçmeli.
Başlıyoruz. Gün yeni başlıyor ya da bitiyor. O rutin geldi çattı, yavrunuzla birlikte oyun oynayacaksınız. Emin olun çocuğunuz bu anı çok ciddiye alıyor. Ne demiş Maria Montessori ‘’Oyun, çocuğun işidir.’’ Öncelikle ‘ne oynayacağım?’ ‘hangi oyun oynarsam bir ders veririm?’ diye düşünmeyin. Rahatlayın. Çocuğunuzun yanına oturduğunuzda sizi oyunda görevlendirecek yani rolünüzü size bildirecektir. Bundan sonra sadece yavrunuzun istediğini yapın. Çocuk, ders almak için oynamaz. Çocuk, deneyimlemek için oynar.
- Oyunun kuralı : çocuğunuzun sizi yönlendirmesine izin vermelisiniz.
Bir önceki maddede kısaca oyuna girişi aktardık. Şimdi detaylara inecek olursak, oyun için süper ışıklı, harika şarkılar söyleyen ve takla atabilen arabaya ihtiyacınız yok. Oyun için ihtiyacınız olan siz, bebeğiniz ve çevre. Ev, bahçe, sokak hiç fark etmez. Çocuğunuz kendince oyunlar kurgulayacak, sizi görevlendirecek ve beyninin bir kısmını regüle etmeye başlayacak, dış dünya ile uyumlanacak, sizinle güvenli bağlanacak. En minikken ce-e oyunları ile ne yapıyoruz mesela ? bebeğimizi nesne devamlılığı ve soyut somut kavramlar konusunda uyarıyoruz. ‘anne gider ama geri gelir’ diyoruz. İşe giderken ya da bebeğimizden uzaklaşırkenin provasını yapıyoruz bir yandan. Hem de o gülücükler atan, 30 renkte parıldayan oyuncak bebek olmadan yapıyoruz bunu. Biraz daha büyümüşse sorabilirsiniz: ‘hadi oyun zamanı, ne oynayalım bugün?’ bazen cevap resim yapmak olabilir, bazen bebeklerimizi elimize alıp konuşturabiliriz.
- Amaç öğrenmek değil, eğlenmek..
Tüm bu süreçte çocuğunuzu sorgulamayın, boyama yapıyorsa ‘ne renk o?’ ‘ne çiziyorsun?’ ‘hadi kare yapalım.. ‘ gibi sorular ile yönlendirmelerde bulunmayın. Bunun yerine, ‘çok dikkatli resim yapıyorsun.’ Ya da ‘turuncu güneşin resimde çok parladı.’ Diyebilirsiniz. Bir de bazen, çocuklar, tasvip edilmeyen davranışları oyunda kurgularlar. Mesela çocuğunuz oyunda yalan söylüyorsa, korkmayın. Sadece deneyimleyerek öğreniyor. O anda bir oyun arkadaşı olarak tek yapmanız gereken, çocuğunuzun verdiği görevi yerine getirmek. Böylece onun yanlış yaptığında, karşısındakinin ne hissettiğini deneyimliyor. Ve aynı zamanda oyun ile duyusalı gelişiyor.
- Her zaman kazanmak mı? Kaybetmek mi?
Çocuğunuz biraz büyükse yavaş yavaş kutu oyunları oynamaya başlayabilirsiniz. ‘o parçayı ben koyacaktım. Ama ben kazandım. Hayır, senin yüzünden yıkıldı kule.’ Gibi cümleler de duymaya hazır olun. çocuklar 4 yaş sonrasında biraz mükemmeliyetçi ve hırslı olabiliyorlar. Burada dikkat edilmesi gereken konu, kaybetmenin, gerekirse özür dilemenin, kabullenmenin ve yeniden başlamanın keyfini de deneyimleyebilmesi. Dolayısı ile, yine oyun arkadaşının (sizin) bu noktada aldığınız keyfi gözlemleyecektir. Kaybettiğinizde, kıl payı olduğunda, bloklar devrildiğinde, şaşırın, kahkaha atın, onun adına sevinin ve tebrik edin. Yendiğinizde de teselli edin. Olabildiğince doğal sürecinde olmasına özen gösterin. Yardım isterse yardım edin. Ama tabii genel kural olan oyunu onun kurmasına, ilk başlayana karar vermesine, istiyorsa ve hevesliyse size öğretmesine izin verin.
- Peki ya akran ile oynarken?
Akran iletişimi aslında genel hatları ile müdahaleyi kabul etmez. Bu oyunda da sohbet ortamında da böyledir. Paylaşma ya da paylaşamama anında, güvenli bağlanma sağlanmışsa, fiziksel ya da psikolojik zarar verme davranışı yoksa, bırakın iletişimde kalsınlar. Bir taraf ‘benim.’ Diye direterek topu çekiştirirken, diğer taraf hakkını savunmayı, yardım istemeyi öğrenir. Ya da tam tersi, ‘benim.’ Diye direten taraf, ‘alabilir miyim?’ diye sormaya başlar. Bu iletişimi 3 yaş ve sonrasında beklemeye başlayabiliriz. Şöyle örnekler ile karşılaşabiliyoruz. Kaydırak sırasında bir bebek diğerlerine izin vermeden 3-4 kere üst üste kayınca, ebeveyn ‘dur şimdi izin ver kardeş de kaysın.’ Diyor. Halbuki kardeş halinden memnun. Şöyle düşünün, çok susamışsınız. (çocuk ve oyun ilişkisi için uygun bir tabir) bir arkadaşınız yanınızda ama susamamış. Anneniz gelip ‘iki yudum aldın, şimdi bırak da o içsin.’ Diyor. Susamamış arkadaşınız ve sizin için ne garip bir durum, değil mi? Bırakın bebeğiniz kendini ifade etsin. Israrcı davranan ya da çekimser olan çocuklarımızın iletişime geçerek kendini ifade etmeye ihtiyacı var. Şiddet söz konusu olmadıkça dengeyi bulacaklardır.
Son olarak, bebeğiniz gözünüzde sevildiğini ve kabul edildiğini gördüğünde ‘güvenli bağlanma’ gerçekleşir. Oyun oynarken, gözlerinin içine bakmaya, sevginizi göstermeye çalışın. 10-15 dakikanızı hiç kesintisiz çocuğunuza ayırın. Oyunun konusuna, oyundaki rolünüze ya da çocuğunuzun rolüne itiraz etmeyin. Çocuk yanlışı da doğruyu da hissettiklerini ve hissettirdiklerini de oyunda öğrenir. Mutlu ve sağlıklı oyunlar.
No Poo Devri
No POO yani Saçları şampuansız Yıkama devri başladı. Yurtdışında moda olan bu akımı Netizenlist anneleri ile de paylaşmak istedim 🙂
Amaç, zararlı maddelerden saç ve saç derisini arındırma. Böylece hem saçlar hemde saç derisi zamanla sağlığına kavuşuyor.
Bu akımın en önemli bileşenleri, karbonat ve sirke..
Bebeklerde henüz uzun yıllar şampuan kullanılmadığından arınma daha derin Başlıyor: sadece su ile yıkanıyor.. Biz Yetişkinler için ise bu daha sonraki evre.
Biraz temeline bakalım mevzunun istedim , araştırdım.
Şampuanların temel zararlısı SLS (Sodyum Lauril Sülfat). Bu madde (ya da türevleri) yağ çözücü olarak deterjanlarda ve diğer temizleyicilerde de kullanılıyor. Maalesef şampuanlar da bir çeşit deterjan. Saçı yağdan arındırıyor (bu nedenle temiz hissediyoruz) fakat saç derisine olağandışı etki ettiği için saç derisi kendisini yeniden yağ üretmek zorunda hissediyor. Bu nedenle şampuan – yağ – tekrar şampuan şeklinde bir kısır döngüye giriliyor. Maalesef şampuan kullanmak zorunda hissetmemizi sağlayan, bu duyguyu tetikleyen şampuanın ta kendisi.
1900 lü yıllara kadar sabun ve şampuan denen şey aynıymış. Sentetik sürfaktan’lı ilk şampuanın icadı 1930 lara dayanıyor.
1930 lardan önce (hatta ülkemizde 60-70 lerden önce) insanlar şampuan kullanmıyordu. O zaman da temiz ve parlak saçları vardı.
Şampuansız hayatta saçlarımızı ne bekliyor?
İşte saçımız şampuandan kurtulduğunda başımıza gelecekler
Daha kalın teller
Daha az yağlı saçlar
Çok daha az kıvrılma, bükülme
Cebimize kalan daha çok para
Daha parlak saçlar
Kanserojen ve diğer zararlı etkilerden uzaklaşma
Daha az kimyasal tüketimi ile çevreye daha çok katkı
Öyleyse neden -en azından- denemiyoruz?
Yöntemi:
Şampuan rolünü karbonat üstleniyor, kreminkini ise sirke.
Yöntemde kullanılan doğal şampuan 1 çorba kaşığı karbonatın 1 su bardağı ılık suda eritilmesiyle oluşturuluyor. Saçlar ıslatılıyor ve karbonatlı su ile saç diplerine yoğunlaşarak masaj (bir çeşit şampuanlama) yapılıyor. Ardından saçlar durulanıyor. Parmaklarınız hala yağı hissediyorsa işlemi tekrar ediyorsunuz. İşlem sonrasında durulama kalitesi çok önemli!
Bazik özellikteki karbonatla saçı yıkayıp kirden arındırdıktan sonra asidik olan sirke ile durulama yapılıyor. Bu ph dengesi için gerekli. Durulama için yine 1 su bardağı su ve 1 çorba kaşığı sirkeyi karıştırıyoruz. Bu kez saç diplerine değil saç boylarına yoğunlaşarak uygulama yapıyoruz.
Karbonat alırken içeriğine bakıp sadece karbonat içeren yani farklı maddeler barındırmayan bir karbonat almaya dikkat etmenizi öneriyorum. Ayrıca doğal elma sirkesi kullanmanız memnuniyetinizi arttırır. (Doğal olan sirkenin dibinde tortu birikir. Çalkalayınca kaybolur ancak bir süre sonra yeniden dibe çöker.)
Hazırladığınız karışımlar için boş şampuan kutularını kullanmanız pratik bir uygulama sağlar.
*Zayıf, ince telli ya da kuru saçlara sahipseniz karbonatın miktarını azaltmanız gerekebilir.
*kalın telli, güçlü ve yağlı saçlara sahipseniz karbonatın miktarını arttırmanız gerekebilir.
*Saçınızın yağlanma sorunu devam ediyorsa sirke miktarı sizin için fazla geliyor demektir. Azaltmalısınız. Bu sorunun nedeni sirkeli suyu diplere de uyguluyor olmanız olabilir.
*Karbonat ve sirke ile ilgili sabit bir ölçü verilmiş olmasına rağmen buna uymak pek mümkün olmuyor gibi görünüyor. Bireysel farklılıklarımız buna izin vermiyor. Burada deneme yanılma yöntemi devreye giriyor.
Saçlarınız yıkama sonrasında yağlı kalıyorsa karbonatı arttırmanız gerekiyor.(karbonat temizleyici özelliktedir ve uygun miktarda kullanıldığında temizlememesi mümkün değildir.)
Yıkama sonunda saçınız çok sert ve yapış yapış olduysa bu karbonatın fazla geldiği anlamına geliyor.
Ayrıca saçın kısa/uzun ya da seyrek/gür oluşuna göre malzemeyi yarı yarıya kullanabilir ya da ikiye katlayabilirsiniz.
Yukarıda da belirttiğim gibi saçlarınız yağlı duruyorsa bu kez sirkenin miktarını azaltmanız gerekiyor.
*Önemli olan bir başka konu ise geçiş süreci. İlk yıkamada hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz yüksek ancak tekrar ettikçe durum normale dönüyor ve memnuniyet artıyor.
Geçiş süreci saç derinizdeki kimyasal birikime bağlı olarak kişiden kişiye değişiyor. Yani biraz sabır gerekebilir! Aksi de olabilir!
Yine geçiş sürecinde saçlarınız normalden fazla yağlanabilir çünkü yeni bir denge kuruluyor. (çözümsüz kalırsanız arada bir zeytinyağlı sabundan destek alabilirsiniz, kısa bir süre sonra buna da ihtiyacınız kalmayacak)
* Geçiş sürecini atlatırken saçların toplanarak kullanılması uygulayıcıların bulduğu ortak bir çözüm.
*Karbonat deterjan olmadığından köpürme söz konusu olmuyor ama bu saçın temizlenmediği anlamına gelmiyor. Hatta daha derin bir arınma gerçekleşiyor.
*İlginç olan ise geçiş dönemi atlatıldıktan sonra sadece suyla yıkamaya geçenler var. Aylardır karbonatla devam edenler var. Bunun dışında doğal sabuna geçenler de var. (normalde şampuana alışık saçlarda sabun sertleşme yapar ancak geçiş süreci sonunda yani saçlarınız kimyasalları attıktan sonra bu durum ortadan kalkıyor.) Sabuna geçtikten sonra da sirkeye devam edilebiliyor.
Geçiş sürecini atlatanlar genel olarak:
-Arınmanın hissedilir ölçüde olduğundan,
-saç derisinde kaşıntının ve kepeğin ortadan kalktığından,
-uygulamaya devam ettikçe yıkama suyunun renginin giderek azaldığından (yani saç derisindeki sabit kirlerin/kimyasalların yavaşça atıldığından ve sonrasında da eskisi kadar kirlenmediğinden)
-saçın daha uzun süre temiz kaldığından dolayısıyla yıkama sıklığının azaldığından,
-saçın kokusunun olumlu yönde değiştiğinden,
-saçların daha hacimli ve yumuşak olduğundan; daha kolay şekil aldığından bahsediyor.
