Reflüsü Olan Bebeğinizi Rahatlatacak 6 Öneri

Bebeklerde en sık görülen rahatsızlıkların başında reflü geliyor. Kusma, aşırı huzursuzluk, meme reddi ve kilo alamama gibi şikayetler bebeklerde reflü belirtisi olabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşe Selimoğlu, bebek reflüsü ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Devam eden reflü şikayetlerine dikkat!
Mide içeriğinin yemek borusuna doğru geri kaçması olarak tanımlanan gastroözofageal reflü bebeklerin neredeyse %60’ında görülmektedir. Bebeklerde mide ve yemek borusu arasındaki kapakçığın henüz tam olgunlaşmamış olması, genellikle yatar pozisyonda olmaları, midelerinin küçük olması ve sıvı gıda ile beslenmeleri reflü belirtilerinin sık yaşanmasına neden olmaktadır. Bebeklerde görülen ve genellikle bir yaşa kadar kendiliğinden geçen reflü bir hastalık değildir. Ancak belirtiler 1-2 yaşın ötesinde devam ediyorsa ya da genel sağlığı bozan bulgular ortaya çıkmışsa hastalık olarak kabul edilir.

Bebeğinizi beslenme ve sonrasında gözlemleyin
Fizyolojik olduğu kabul edilen bebek reflüsünde; bebek iyi büyür, mutlu ve keyiflidir, herhangi bir hastalık bulgusu yoktur, sadece beslenmelerden sonra öğürmeksizin mamaları geri çıkarır, bazen ağız kenarından sızdırır. Bu geri çıkarma özellikle ani hareketler ve alt değiştirme esnasında bacakların havaya kaldırılması gibi zorlayıcı durumlarda ortaya çıkar. Oysa bebeklerde yaşanan reflü hastalığı;

  • Bulantı, kusma
  • Aşırı huzursuzluk, ağlamalar
  • Meme reddi
  • Beslenirken kendini geriye atma
  • İnatçı hıçkırıklar
  • Büyümede yavaşlama
  • Tekrarlayan öksürükler
  • Solunumla birlikte hışıltı
  • Tekrarlayan orta kulak iltihabı gibi belirtilerle kendini belli edebilir.

Bu önlemlerle bebeğinizin reflüsünü giderebilirsiniz
Bebeklerde görülen geçici reflüler için tanısal bir teste ihtiyaç yoktur. Öykü ve bebeğin muayenesi ile kolaylıkla tanı koyulur. Gastroözofageal reflü hastalığının teşhisinde ise en güvenilir yöntem asit ölçümü olarak bilinen 24 saatlik pH-metre/impedans analizidir. Teşhis için endoskopik muayene de yardımcıdır. Bebeklerde görülen geçici reflüde ilaçlı tedavi gerekmemektedir.

  • Özellikle mama ile beslenen veya tamamlayıcı beslenmeye başlanmış bebeklerde öğün miktarının fazla olmamasına, az ve sık beslenmeye dikkat edin.
  • Bebeği besledikten hemen sonra yatırmayın
  • Yatağının baş tarafını 30-45 derece yükselterek, sola yan olarak yatırın.
  • Ani hareketlerden kaçının, kucağınıza aldığınızda karnından kavrayarak tutmayın.
  • Beli lastikli giysiler giydirmeyin.
  • Mama ile besleniyor ve fazlaca kusuyorsa reflüye özel olarak tasarlanmış kıvamı artırılmış mamalardan faydalanın.

“Bebektir büyüyünce geçer” demeyin
Bebeklerde görülen fizyolojik reflü geçicidir ama tedavi edilmeyen reflü hastalığı tehlikelidir; boy kısalığı, kansızlık, diş çürükleri ve kronik akciğer hastalıklarına yol açabileceği gibi yemek borusunda darlık ve hatta erişkin çağlarda yemek borusu kanserine bile yol açabilir.

Hastalıkların Önceden Önlemini Alabilirsiniz

Büyüme bir çocuğun sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi oluyor. Çocuğun sağlığını olumsuz etkileyen sorunlar geliştiğinde, bu ilk olarak büyümeyi etkiliyor ve çoğu kez büyüme eğrisindeki duraksama veya sapmalar bu sağlık sorunlarının ilk habercisi olabiliyor. Çocuklarda büyüme ve gelişme takibi birçok hastalığın erken teşhisi ve tedavisinde hayati önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Umut Mansuroğlu, “15 Nisan Büyümenin İzlenmesi Günü” kapsamında, çocuk sağlığı takibinin önemi ve yapılması gereken kontroller hakkında bilgi verdi.

4 yaşına kadar senede birkaç kere kontrol şart

Bir bebeğin sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi; boy, kilo, baş çevresinin persentil denilen sağlıklı çocuklar ölçülerek hazırlanmış, standart büyüme eğrilerinde normal aralıkta olması ve takibinde büyüme hızına uygun olarak ilerlemesidir. Bebeklerin ilk 1 ay doğumdan sonraki ilk kontrolünden sonra duruma göre haftada bir ya da iki haftada bir kontrolleri yapılması gerekmektedir. Daha sonra 1. ve 6. ay arası en az ayda bir, 6. ve 24. ay arası en az 3 ayda bir, 2 yaş ve 4 yaş arası en az 6 ayda bir, 4 yaşından sonra da en az yılda bir büyüme ve gelişim takibi yapılması gerekmektedir.

Geç kapanan bıngıldak birçok hastalığın habercisi olabilir

Büyüme ve gelişme takibindeki rutin kontroller sırasında yapılan baş çevresi takibi beyin gelişiminin en önemli ölçütüdür. Baş çevresi büyümesinin aniden durması ya da normalden fazla artması beyin gelişimini etkileyen birçok kronik hastalığın habercisi olabilmektedir. Muayene sırasında bakılan bıngıldağın normalden geniş olması, erken ya da geç kapanması başta hipotiroidizm olmak üzere birçok metabolik hastalık ve vitamin eksikliğinin belirtisi olabilir. Bu hastalıkların erken teşhisi ve tedavisi bu ölçümler sayesinde mümkün olabilmektedir.

Bebeklikte yapılan kontroller ile ileri yaşlardaki obezite önlenebilir

Boy, kilo ve vücut kitle indeksi takibiyle boy kısalığı, malnütrisyon ve obezite gibi hastalıkların erken teşhisi sağlanabilmekte ve önüne geçilebilmektedir. Özellikle obezite son yılların ciddi bir problemi olmuştur. Obezitenin önüne geçilerek ilerde oluşabilecek şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, kemik ve eklem hastalıkları, uyku apnesi gibi hastalıkların önlenebilir. Büyüme takibi sırasında tam bir fizik muayene yapılmaktadır. Böylelikle konjenital kalp hastalıkları, inmemiş testis, şaşılık gibi rahatsızlıklar erken tespit edilebilir.

Otizmin belirtileri gözlemleniyor

Bebeklerin büyüme gelişme kontrolleri sırasında psikososyal gelişim takibi de yapılır. Özelikle son zamanlarda giderek artmakta olan otizmin belirtileri erken fark edilir ve gerekli bölümlere yönlendirilerek önüne geçilmesi sağlanabilir. Ayrıca kontroller sırasında yapılan hemoglobin taraması, idrar yolu enfeksiyon taraması, kalça ultrasonografisi, 3 yaşından sonra bakılan kan basıncı ölçümü ile kansızlık, kalça çıkığı, böbrek hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın erken teşhisi sağlanır.

Çocuğunuzda Olabilecek Hastalıkların Önlemini Önceden Alabilirsiniz

Büyüme bir çocuğun sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi oluyor. Çocuğun sağlığını olumsuz etkileyen sorunlar geliştiğinde, bu ilk olarak büyümeyi etkiliyor ve çoğu kez büyüme eğrisindeki duraksama veya sapmalar bu sağlık sorunlarının ilk habercisi olabiliyor. Çocuklarda büyüme ve gelişme takibi birçok hastalığın erken teşhisi ve tedavisinde hayati önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Umut Mansuroğlu, “15 Nisan Büyümenin İzlenmesi Günü” kapsamında, çocuk sağlığı takibinin önemi ve yapılması gereken kontroller hakkında bilgi verdi.

4 yaşına kadar senede birkaç kere kontrol şart

Bir bebeğin sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi; boy, kilo, baş çevresinin persentil denilen sağlıklı çocuklar ölçülerek hazırlanmış, standart büyüme eğrilerinde normal aralıkta olması ve takibinde büyüme hızına uygun olarak ilerlemesidir. Bebeklerin ilk 1 ay doğumdan sonraki ilk kontrolünden sonra duruma göre haftada bir ya da iki haftada bir kontrolleri yapılması gerekmektedir. Daha sonra 1. ve 6. ay arası en az ayda bir, 6. ve 24. ay arası en az 3 ayda bir, 2 yaş ve 4 yaş arası en az 6 ayda bir, 4 yaşından sonra da en az yılda bir büyüme ve gelişim takibi yapılması gerekmektedir.

Geç kapanan bıngıldak birçok hastalığın habercisi olabilir

Büyüme ve gelişme takibindeki rutin kontroller sırasında yapılan baş çevresi takibi beyin gelişiminin en önemli ölçütüdür. Baş çevresi büyümesinin aniden durması ya da normalden fazla artması beyin gelişimini etkileyen birçok kronik hastalığın habercisi olabilmektedir. Muayene sırasında bakılan bıngıldağın normalden geniş olması, erken ya da geç kapanması başta hipotiroidizm olmak üzere birçok metabolik hastalık ve vitamin eksikliğinin belirtisi olabilir. Bu hastalıkların erken teşhisi ve tedavisi bu ölçümler sayesinde mümkün olabilmektedir.

Bebeklikte yapılan kontroller ile ileri yaşlardaki obezite önlenebilir

Boy, kilo ve vücut kitle indeksi takibiyle boy kısalığı, malnütrisyon ve obezite gibi hastalıkların erken teşhisi sağlanabilmekte ve önüne geçilebilmektedir. Özellikle obezite son yılların ciddi bir problemi olmuştur. Obezitenin önüne geçilerek ilerde oluşabilecek şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, kemik ve eklem hastalıkları, uyku apnesi gibi hastalıkların önlenebilir. Büyüme takibi sırasında tam bir fizik muayene yapılmaktadır. Böylelikle konjenital kalp hastalıkları, inmemiş testis, şaşılık gibi rahatsızlıklar erken tespit edilebilir.

Otizmin belirtileri gözlemleniyor

Bebeklerin büyüme gelişme kontrolleri sırasında psikososyal gelişim takibi de yapılır. Özelikle son zamanlarda giderek artmakta olan otizmin belirtileri erken fark edilir ve gerekli bölümlere yönlendirilerek önüne geçilmesi sağlanabilir. Ayrıca kontroller sırasında yapılan hemoglobin taraması, idrar yolu enfeksiyon taraması, kalça ultrasonografisi, 3 yaşından sonra bakılan kan basıncı ölçümü ile kansızlık, kalça çıkığı, böbrek hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın erken teşhisi sağlanır.

Bebeklerde Büyüme Atakları Nedir?

“Anne karnındaki bebek; sıcak, güvenli, steril ama monoton bir ortamdan, rengarenk cıvıl cıvıl bir dünyaya gözlerini açacaktır. Ancak bebekler, doğum süreci başladığında strese girerler. Zira daha önce deneyimlemediği şeyleri yaşamaya, ortamını değiştirmeye rutinine veda etmeye başlamıştır” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, bebeklerde görülen büyüme ataklarını anlattı.

Büyüme Atağı Nedir?

Bebek, doğumundan itibaren de belirli haftalarda yoğun büyüme ve gelişme dönemleri yaşar. Bu haftalarda bebekler; normalden daha huysuz olabilir, daha fazla ağlayabilir, uyku problemleri yaşayabilir, iştahsız ama tam tersi bazen daha iştahlı olabilir. Bunun en önemli nedeni, bebeğin büyüyor olmasıdır. Bebekler belli aylarda, büyüme atağı yaşarlar. Bu şu demektir: Çevrenin farkına varırlar, ihtiyaçları değişir, beslenme ve güven ihtiyaçlarına yenileri eklenir. Bu ihtiyaçlar; renkleri keşfetmek, hareket eden nesneleri ayırt etmek, insan mimiklerini anlamlandırmak ve kendi bedeninin sınırlarını keşfetmesi olarak sıralanabilir. Çevrenin farkına varan bebek, bu çevreye katılmak ister; bu, gelişimi açısından çok olumlu bir şeydir. İşin en güzel yanı, bu büyüme atakları geçtiğinde arkasında çok tatlı yeni beceriler bırakır. Gülmek, oyuncağına vurarak çıkardığı sesi dinlemek, alkış yapmayı öğrenmek, ebeveynini tanıyıp izlemek, yüzüstü dönebilmek, oturmak, emeklemek yürümeye başlamak gibi.

Bu Dönemde Bebeğiniz ile Tensel Teması Arttırın

Bebeğin çevredeki uyaranlara ilgisinin artması, beslenmeye vakit ayırmak istememesine ve beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Annelerin bu dönemlerde bebeklerini iyi gözlemleyip, onların ihtiyaçlarını ve isteklerini doğru tekniklerle sabırla karşılamaları son derece önemlidir. Bu ona bol bol sarılarak tensel teması artırıp güvende olduğunu hissettirmekle daha fazla uykuyla, daha fazla kucakla, daha fazla emzirme ve beslemeyle olabilir.

Büyüme Atakları Ne Zaman Görülür?

Büyüme atağı beklenen haftalar, bebekten bebeğe küçük oynamalar olmakla birlikte; 5. hafta 8. hafta 12. hafta 19. hafta 26. hafta 36. hafta 42. hafta 55. hafta, 64 ve 76.haftalardır. 2 yaşa kadar toplamda 10 büyüme atağı gösterip en son 2. yaş sendromunu yaşarlar. Bebeklerde büyüme atakları 2-4 gün arasında sürer. Bebek büyüdükçe atak süreleri bir haftaya kadar uzayabilir.

“Ataklar Bebeğin Sosyal Gelişimine de Katkı Sağlar”

Bebekler bu dönemlerde motor ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra sosyal gelişim anlamında da ciddi ilerlemeler gösterirler. Bebeğin sinir sisteminin olgunlaşması, beyninin süratle gelişmesi ve bunlara bağlı olarak duygularının çeşitlenmesi her büyüme atağı sonrasında onun dünyaya daha fazla adapte olmasını sağlar. Büyüme atağından farklı olarak 3. hafta ile 3 ay arasında gaz sancıları olabilir. Üç saatten uzun süren, haftada en az üç kez yineleyen nedeni bilinmeyen ağlamalara “Kolik” denir. Bu ağlamalar, genellikle günün belli saatlerinde özellikle de akşamları olmaktadır, bebeği kucağa alıp sallamakla, saç kurutma makinası veya elektrik süpürgesinin çıkardığı gibi “şşşıııııttt” tarzı sesleri dinletmekle geçer. 2-4 ay arasında tükürük bezleri gelişirken damaklarda kaşınma, salya akması gibi belirtiler görülür. 6-7. Ayda diş çıkarırken 38 dereceye kadar; hafif ateş, salya akması, ishal olmaksızın dışkıda yumuşama ve huzursuzluk görülebilir. Ancak; ateş, ishal, kusma halsizlik, kendini salma gibi semptomlar kesinlikle büyüme atağı kaynaklı değildir. Bu bulgular varsa doktora götürülmelidir. Komşu, akraba eş dost tavsiyesiyle bebeğe doktorun önermediği herhangi bir ilaç verilmemelidir.

Bu Dönemde Ebeveynler Ne Yapmalı?

Çok huzursuz olduğunda, uyumakta zorlandığında ılık bir banyo ve sonrasında masajla rahatlatabilir. Bu dönemlerde bebek sık sık emmek hatta sürekli memede kalmak istediğinden anneler sütünün yetmediğinden korkar. Büyüyen bebeğin anne sütü ihtiyacı da artmıştır ve bebeğin daha sık emzirilmesiyle bu ihtiyaca karşılık verilmiş olur hemen mamaya başlanmamalıdır. Büyüme atağı veya başka bir huysuzluk döneminde uyku eğitimi, tuvalet eğitimi, ek gıdaya başlama ve sünnet gibi radikal değişimler yapılmamalıdır. Zira bebek zaten kendini rahatsız eden bir dönüşüm sürecindedir, rutinlerinin değişimi atak yaşatmaktadır, bir de bunun üstüne başka rutin değişimleri eklenmemelidir.

Çocuklar da Güneş Gözlüğü Kullanmalı

Havalar ısınıyor, güneş yüzünü gösteriyor. Güneşten korunmak göz sağlığı için de çok önemli. İleriki yaşlardaki cilt ve göz sorunlarının ortaya çıkmasında çocukluk ve gençlik döneminde maruz kalınan ultraviyole ışınların rol oynadığını söyleyen Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tuğrul Altan özellikle çocuklarda güneş gözlüğü seçerken dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı.

Güneşin dik geldiği saatlere dikkat

Atmosfer kirliliği nedeniyle ozon tabakasında oluşan hasarlar günümüzde daha fazla zararlı güneş ışığının bize ulaşmasına neden olur. Bu zararlı ışınların başında kısa dalga boylu ultraviyole (mor ötesi) gelir. Bu ışınların yüzde 95’i daha düşük enerjili olan UVA, kalan kısmı da daha yüksek enerjili UVB’dir. UVA daha derine ulaşırken UVB daha yüzeysel etkilidir. Bu ışınlar etkiledikleri vücut bölgesinde proteinler ve DNA üzerinde olumsuz etki yapar. Bu etki temas süresiyle artar ve zamanla birikir. Ultraviyole ışınlarının en güçlü olduğu durumlar yeryüzüne dik olarak ulaştığı yaz mevsimi, yansıyan ışığın fazla olduğu deniz kenarı, karla kaplı bölgeler veya yüksek rakımlı yerlerdir.

Siperli şapka da önemli

Yapılan çalışmalarda ileriki yaşlardaki cilt ve göz sorunlarının ortaya çıkmasında çocukluk ve gençlik döneminde maruz kalınan ultraviyole ışınlarının önemli olduğunu göstermiştir. Gözle ilgili en önemli iki hastalık grubu katarakt ve yaşa bağlı maküla dejeneresansıdır. Çocuklar ve gençler erişkinlere göre zamanlarının daha büyük kısmını açık havada geçirir. Yaşamı boyunca maruz kalınan ultraviyole ışınlarının yüzde 50’ye yakın kısmının ilk 18 yaşta olduğu ifade edilir. Bu nedenle çocuklarda cildin olduğu kadar gözlerin de güneş ışınlarından korunması önemlidir. Direkt güneş ışınlarından korunmanın en iyi yolu siperli şapka kullanmaktır. Geniş siperli şapka göze ulaşan ışınların yarısını engeller. Fakat ışınların yoğun olduğu, yansıyan ışın miktarının fazla olduğu sahillerde ve karlı ortamlarda mutlaka güneş gözlükleri kullanılmalıdır. Ayrıca güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10 ve 16 saatleri arasında güneşe maruz kalmamak istenmeyen etkileri en aza indirecektir.

Kızarıklık ve yanma yapabilir

Güneşin göz üzerindeki etkilerini gözkapağı cildi ile inceleyerek başlayabiliriz. UVB gözkapaklarında kızarıklık ve yanmaya neden olabilir. İleri yaşlarda güneş lekeleri, cilt kırışıklıkları gibi iyi huylu değişiklikler veya kanseröz yapılar da görülebilir. UVB gözün en dış saydam tabakası olan kornea tarafından tamamıyla bloke edilir. Korneayı geçen, lens ve retina üzerine etki eden UVA’dır. UVB’ye uzun süre maruz kalmak kornea yüzeyinde hasara ve geçici de olsa ağrılı görme kaybına neden olur. Bu durum korumasız kayak yapan kişilerde ve kaynakçılarda sık görülür. UVA ise korneadan geçerek göz merceği (lens) ve gözün sinir tabakası (retina) üzerine etki gösterir.

ÇOCUKLARA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ ALIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN

  • Camı kırılmaya dirençli olmalıdır. Polikarbonattan yapılmış camlar diğer organik reçinelerden kırılmaya 10 kat daha dayanıklıdır.
  • Yüzde 100’e yakın UVA filtreli olmalıdır. Polikarbonat yapısı gereği UVA’yı yüzde 100’e yakın bloke ederken diğer organik camlarda kaplama gereklidir.
  • Çerçeve de kırılmayan metaryelden üretilmiş olmalıdır.
  • Çerçeve yüzü tamamen saran tipte olmalıdır.
  • Gözlüğün düşmesini engellemek için meteşesi yaylı olmalı veya arkadan elastik bir bantla tutturulmalıdır.
  • ‘Ucuz’ gözlüklerden kaçınılmalıdır. ABD’de camı yüzde 100 UV filtreli olmasına rağmen çerçeve boyasında yüksek oranda kurşun içerdiği saptanan market gözlükleri piyasadan toplatılmıştır. Çocuk ciltlerinin ince olduğu ve toksik maddeleri çok daha kolay emebileceği unutulmamalıdır.

Doğru Beslenen Ve Nefes Alan Çocuklar Sağlıklı Büyüyor!

Sağlıklı bir yaşam tüm bireylerin beklentisi. Özellikle ebeveynler çocuklarını yetiştirirken en sağlıklı ve ideal şartları oluşturmaya çalışıyorlar. Ancak her durumu kontrol altına almak mümkün değil. Ebeveyn ve Çocuk Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılan Acıbadem Taksim Hastanesi Uzmanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsen Meral, anne ve babanın doğru beslenmesinin daha çocuk doğmadan çocuğun gelecekte karşı karşıya kalabileceği sağlık sorunlarına etki ettiğini belirtti. Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Aytuğ Altundağ da çocuklarda havayolunun düzgün çalışmasının çocuğun sağlıklı büyümesini birinci derecede etkilediğinin altını çizdi.

Epigenetik hastalıklara dikkat!

Bugün kanser, kalp hastalıkları gibi sık görülen birçok hastalıkların bir kısmı genetik yatkınlıktan kaynaklanıyorsa da genetik olmayan durumlar da söz konusu. Bu konularla ilgilenen bilim dalına “Epigenetik” adı veriliyor. Epigenetik, doğrudan DNA diziliminden kaynaklanmayan ancak beslenme, yaşam tarzı gibi dışsal nedenlerle belirli genlerin çalışmasını ya da susturulmasını aktive eden durumları ve bunun sonucu olarak vücudun koruma sisteminde ortaya çıkan anomalileri inceliyor. Örneğin bir babanın daha erişkin olmadan sahip olduğu beslenme düzeninin ya da annenin hamile kalmadan önceki beslenme diyetinin ileriki yıllarda kendi çocuklarının obeziteye veya kalp hastalıklarına yakalanması arasındaki ilişkiyi ele almak epigenetik dalının alanına giriyor.

Epigenetik hastalıklar arasında en önemlileri otoimmün hastalıklar, diyabet, insülin direnci, obezite, kardiyovasküler hastalıklar, nörodejeneratif hastalıklar, kanser, yaşlılık ve depresyon. “Çocuklarımızın beslenme şekillerini değiştirerek ve eksik mineralleri yerine koyarak bu hastalıkların görülmesini ve etkilerini azaltabiliriz” diyen Dr. Meral, bunun yanı sıra akupunktur uygulamalarının da beyindeki nörotropları artırarak epigenetiğin olumsuz etkilerinin azaltılabildiğine de vurgu yapıyor.

Bu besinleri sofranıza taşıyın

Her çocuğun kendine özgü bir beslenme programı olması gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsen Meral, çocukta alerji yapan ya da sıkça hastalanmasına neden olan durumların düzeltilip beslenme düzeninin de buna göre yeniden programlanmasını öneriyor. Dr. Gülsen Meral, çinko, selenyum, D ve B vitaminleri, alfa linolenik asit, folik asit ve Omega 3 içeren soya fasülyesi, üzüm, fıstık, yeşil çay, turpgiller, deniz ürünleri, keten tohumu, balık yağı gibi yiyeceklerin epigenetik hastalıkların olumsuz etkilerinin azaltılmasına yardımcı olduğunu da ekliyor.

Sağlıklı büyümenin diğer anahtarı: Düzgün nefes alma

Çocukların yaşantısının en önemli kısmı uykuda geçiyor. Yeni doğan döneminde 24 saatlik günün neredeyse 18 saati uykuda geçiyor. “Bu nedenle ebeveynlerin bu dönemi uyku bozuklukları ve özellikle uyku apnesi bakımından yakından takip etmeleri gerekiyor” diyen Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Aytuğ Altundağ, tıkayıcı uyku apnesi ve horlama sorunlarının mutlaka tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çocuğun solunum organı olarak burnu yerine ağzını kullanmasının bir probleme işaret ettiğini belirten Doç. Dr. Altundağ, çocuğun günlük hayatında sinirli ve huzursuz olmasının ya da okul başarısının düşmesinin genellikle solunum temelli uyku kalitesi sorunlarından kaynaklandığını belirtiyor.

Havayolunu tıkayan her neden incelenmeli

Çocukta uyku apnesi söz konusu ise, burundan akciğere kadar tüm havayolunda havayolunu tıkaması muhtemel nedenlerin incelenmesi gerekiyor. Bu durumun en çok rastlanan nedenleri ise alerji, burun etlerinin şişmesi, geniz eti, bademcik büyümesi ve birtakım kas hastalıkları. Özellikle bebeklerdeki burun tıkanıklıklarını mutlaka fark etmek ve gece uykuya yatmadan mutlaka bebeğin burun temizliğini yapmak gerekiyor. Ayrıca sık geçirilen grip, nezle gibi viral enfeksiyonlar, bakteriyel enfeksiyonlar, bronşit, bronşolit gibi hastalıklar da uyku apnesini tetikliyor.

Günümüzde 100 çocuktan 30’u alerjik!

Uyku apnesinde tıkayıcı nedenlerin yanı sıra alerjiye de dikkat etmek gerekiyor. Petrol türevi ürünlerin günlük hayatta çok fazla kullanılması, şeker kullanımının artması ve tüketilen ürünlerdeki çok sayıda alerjen madde alerjik reaksiyonların artışına neden oluyor. Bu alerjik reaksiyonlar bir yandan reflüyü artırırken bir yandan da burun etlerini şişiriyor ve çok fazla salgı üretimine yol açıyor. Doç. Dr. Aytuğ Altundağ, 1980’lerin ikinci yarısında yapılan çalışmalarda 100 çocuktan 3’ünde alerji görülürken şimdi 100 çocuktan 30 çocuğun alerjik olduğunun belirlenmesinin çarpıcı olduğuna ve alerjiye bağlı uyku apnelerinin de artık daha fazla görüldüğüne dikkat çekiyor. Alerjinin çok ilerlemesi durumunda gelişebilen astım da uyku apnesine yol açabilen önemli bir neden.

Bu belirtiler uyku apnesini düşündürmeli

Çocukların sağlıklı büyümesinin önündeki en büyük engellerden biri olan uyku apnesini nasıl fark edebilirsiniz? Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Aytuğ Altundağ, ebeveynlerin bu belirtileri görmeleri durumunda mutlaka bir hekime başvurmalarını öneriyor:

  • Anormal uyku pozisyonları
  • Akademik başarıda azalma
  • Gün içerisinde huzursuzluk
  • Horlama
  • Sabah baş ağrıları
  • Ağzı açık uyuma
  • Uykuda nefes durmaları
  • Uykuda altını ıslatma
  • Sabah erken uyanma atakları
  • Sabah zor uyanma
  • Gece terlemeleri
  • Uykuda huzursuzluk, bacak hareketleri

Çocukları Doğaya Çıkarmaktan Korkmayın

Günümüzde çocuklar vaktini TV, telefon, tablet veya oyun konsollarının başına geçiriyor. Sonuçta asosyal, teknoloji bağımlısı ve hayal güçleri tamamen baskılanmış bireyler yetiştirilmiş olunuyor. Bu kısır döngüden kurtulmak için çocukları doğaya çıkarmak gerektiğini söyleyen Liv Hospital Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Şilfeler çocuklarla doğaya çıkarken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

Doğa hayal gücünü geliştirir

Kendine güvenen,insan sevgisi ile dolu, mutlu ve başarılı bir geleceğin yolu doğadan geçiyor. Hem ebeveynlerin hem de çocukların stresten uzak kalması bir çeşit rehabilitasyon yerine geçecek doğa yürüyüşleri, doğada zaman geçirilmesi ve bunu yaşam tarzı haline getirilmesi çok önemli. Doğa çocukların hayal gücünü arttıracak ve önemli bir potansiyeli açığa çıkartacaktır. Bu nedenle çocuklarımızı her fırsatta doğaya çıkarmalı onları doğayla tanıştırmalı ve doğayı sevdirip korunması gerektiğini öğretmeliyiz.

Doğada büyümelerini sağlayın

12 yaşına kadar doğadan uzak kalan çocukların ileride doğayı önemsemedikleri pek çok çalışmalarda gösteriliyor. Anne babaların en çok korktukları şeylerden biri çocukları dışarıya çıkarınca hastalık kapacaklarıdır. Fakat şunu unutmamak gerekir: Doğa asla düşmanımız değil tam tersine dostumuzdur. Mikroplar olmasaydı bağışıklık sistemimiz hiç gelişemezdi. Bu nedenledir ki çocuklarımızı doğadan sakınmak yerine tam tersine doğada büyümelerini sağlayın.

NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

  • Doğa yürüyüşleri ile hem spor yapmaları hem de keyifli bir zaman geçirmeleri sağlanmalı. Tabi doğada dikkat etmemiz gereken pek çok şey olacaktır, bunları da gözden kaçırmamak gerekli.
  • Özellikle hareketli olan çocukları gözünüzün önünden ayırmayın, onların rotadan çıkmamasını sağlayın.
  • Çocukların kıyafetlerine özen gösterin. Kısa pantolon veya tişört yerine uzun kollu tişört ve uzun, rahat hareket edebilecekleri pantolonlar ve yürüyüş ayakkabıları giydirin.
  • Yanlarına taşıyabilecekleri büyüklükte sırt çantası verin. Kendi ihtiyaçlarını kendi sırt çantalarında taşımaları (en azından taşıyabildikleri kadarını)sorumluluk bilinci açısından çok önemlidir.
  • Sırt çantasında mutlaka su ve sağlıklı atıştırmalıklar olması önemlidir. Sadece karbonhidrat ağırlıklı veya paketli hazır ürünler olması hem çabuk acıkmalarına hem de doğayı kirletmelerine neden olabilir. Bu nedenle paketli hazır ürünler olmaması mümkünse evde hazırlanmış sandviç, çeşitli taze meyveler olması sağlıklı olacaktır.
  • Yürüyüşten önceki gece tahıllı besinler tüketilmesi de faydalı olacaktır.
  • Doğada üşümeleri durumunda giyebilecekleri bir mont sırt çantasına konması iyi olacaktır.
  • Özellikle 2 yaş sonrasında çocukların doğayla iç içe girmesi doğa yürüyüşlerine çıkması sosyal gelişimi için önemlidir.

Çocukta Davranış, “Ebeveyn Modeli” İle Şekilleniyor

Çocuk yetiştirirken söz odaklı değil, davranış odaklı eğitimin esas alınması büyük önem taşıyor. Kız çocuklarının annelerini, erkek çocuklarının ise babalarını rol model aldıklarına dikkat çeken Uzm. Dr. Mahir Yeşildal, çocuğun anne-babadan örnek aldığı davranışları, ilerleyen zamanlarda kendisinin de gerçekleştireceğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal, ebeveyn davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Çocuğunuzu sözlerle değil, davranışlarla ile eğitin

“Çocuk yetiştirirken temel kaidelerden biri çocuğu sözlerle eğitmek yerine, davranışlarla eğitmektir” diyen Uzm. Dr. Mahir Yeşildal,

“Mesela eve misafir gelir, 23.00-00.00 gibi kalkar, anne-baba ‘Oturun daha yeni gelmiştiniz’ der. Misafir gider, bu defa da ebeveyn, ‘Bir türlü gitmediler’ der. Çocuk oradan ikiyüzlülüğü öğrenir. Bu çocuğa dürüst davranmamak, ikiyüzlü davranmanın normal bir şey olduğunu gösterir. Şiddet noktasında aile içerisindeki problemleri çözme becerimizi çocuğa öğretmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

Kızlar annesini, erkekler babasını örnek alıyor

Uzm. Dr. Mahir Yeşildal, “Kız çocukları annelerini, erkek çocukları da babalarını rol model alır” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir kız çocuğunun hayatındaki ilk erkek babasıdır ve kız çocukları, bir başka erkekle nasıl iletişim kuracaklarını babası ile kurduğu ilişki ile öğrenir. Erkek için de aynı şey söz konusudur.

Çocuğunuzun fikrini sorun

5 yaşındaki çocuğu kendi kafasına göre giydirmemek gerekiyor. 3 tane tişörtü koyup, ‘Kızım-oğlum hangisini giymek istiyorsun’ diye sormak gerekiyor. Kendi özgür iradelerini ortaya koyabilecekleri bir yetişme modelini koymak lazım.

“Çocuğumuzun psikolojisi etkilenmesin” diyerek, sorunları gizlemeyin

Bir problem çıktığında aile içerisinde şuna da çok karşıyım; problem var, ‘Çocuğun yanında susalım’. Hayır efendim, eğer evinizde mali bir problem varsa, bunu çocuğun önünde konuşmanızın bir sakıncası yok. İkili ilişkilerinizde bir problem varsa, bunu medeni insanlar gibi konuşacaksanız, lütfen çocuğun önünde konuşun. Çünkü çocuk sizden sorun çözmeyi öğrenecek. Mesela anne-baba boşanacak, ‘Çocuğumuzun en azından soyut düşünme becerisi gelişsin, 6-7 yaşına kadar bekleyelim, boşanmanın ne olduğunu anlayabileceği yaşa kadar erteleyelim’ diyorlar ve o yaşa kadar, evin içerisinde hiçbir sorun yokmuş gibi davranılıyor. Çünkü ‘Aman çocuğun psikolojisi olumsuz etkilenir’ diye, sorunlar sofraya, çocuğun oyun alanına getirilmiyor. Çocuk güllük gülistanlık giderken, birden bire anne-babasının boşandığını öğreniyor. Neden boşandığını kimden öğrenecek? Anneanneden, babaanneden yani taraflı kişilerden öğrenecek ve olayları çarpık bir şekilde öğrenmiş olacak. Dolayısı ile burada çocuk yetiştirirken, eğer medeni bir biçimde ilişki kurabiliyorsanız, çocuktan bir şeyleri gizleyip saklamanın anlamı yok. Çocuğun olduğu ortamda belediye seçimlerini de konuşmalısınız, artan kuru yemiş fiyatlarını da tanzim satış noktalarını da… Bütün bunları konuşarak çocuğa hayatı öğretebiliriz.”

İletişim şekli, çocuğun bütün hayatını etkiliyor

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal, anne-babanın istikrarsız davranışlarının çocuk üzerindeki etkileri hakkında şunları söyledi:

“Baba işe gidiyor, anne kayınvalideden, görümcelerden şikâyet etmeye başlıyor. Babanın eve geldiğinde çizdiği tablo apayrı. Anne susmuş, bu konularla ilgili hiçbir şey söylemiyor, baba diyor ki; ‘Senin annen, 20 sene önce koltuk alırken de böyle yapmıştı’. Çocuk ikili bir mesaj almış oluyor. İstikrarlı bir iletişim ve ilişkiyi böyle bir ailede büyümüş bir çocuğun geliştirmesini beklemek mümkün mü?”

“Babası annesine nasıl davranıyorsa, o da aynı şekilde davranacak”

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal, sözlerini şöyle tamamladı:

“Erkek çocuksa, eğer annesi ile babası arasında sağlıklı bir ilişki yoksa ve kendisi baba ile özdeşleşip, anne ile sağlıklı bir iletişim kuramamışsa, babası annesine nasıl davranıyorsa, aynı şekilde davranacak. Babası annesine nasıl davranıyorsa, o da aynı şekilde davranacak. O çocuk sürekli babasından yakınacak, ‘Benim babam böyle yapmıştı, benim babam anneme şiddet göstermişti, benim babam para vermiyordu’ vb. diyecek; ama babasının yaptığının 5 katını kendisi yapacak. Çünkü başka bir şey bilmiyor.”

Çocuğunuzu Risk Faktörlerine Karşı Hazırlayın

Ülkemizde 2018 yılında yapılan bir araştırma 15-34 yaş arasında ortalama her 3 kişiden 1’inin hayatında en az bir kez madde kullandığını gösteriyor. Yüksekliği nedeniyle düşündürücü olan bu oran, ergenlik çağındaki gençlerin madde ile temasının giderek daha da kolaylaştığı sonucunu da gözler önüne seriyor. Yalnızca madde değil, internet, oyun, alışveriş gibi davranışsal bağımlılıklarda da riskin arttığını ancak bunların tedavi edilebilir beyin hastalıkları olduğunu söyleyen Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, özellikle madde bağımlılığının tedavisinde aile ile ergen genç arasında sağlıklı ve kesintisiz iletişimin en belirleyici etken olduğuna dikkat çekiyor.

“Çocuğunuzu risk faktörlerine hazırlayın”

Ergenlik dönemindeki bir gencin risklere karşı kendini koruyabilme becerisinin ilk olarak ailesi tarafından verilebileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, maddeyi ve bağımlılığı yok saymamanın ve bu konular hakkında konuşabilmenin gencin madde ile temas durumunda ‘hayır’ diyebilmesine önemli katkıda bulunacağını vurguluyor. Gençler; maddeye dair yaşadıkları sorunları ailesiyle konuşabileceğini, sorun büyümeden ailesinden yardım alabileceğine dair bilgileri, açık iletişim sayesinde alabilir. O nedenle açık iletişim çok önemli. Aksi durumda yanlış kişilere yönelmesi ve daha çok zarar görmesi olası hale geliyor.

“İletişimi asla koparmayın”

Ergenlik dönemi, gelişmekte olan bireyin merak duygusunun ve kendisini tanımlama isteğinin yüksek olduğu bir dönem. Son derece üretken ve doyuma yönelik olabilecek bu yüksek ruhsal enerji, risk alma davranışı ve akran grubu etkisiyle birleştiğinde ne yazık ki ‘zarar görmekten kaçınmama’ ile sonuçlanabiliyor.

Aile ile ergen birey arasında sağlıklı bir iletişimin her zaman önemli olduğunu, ancak bir madde bağımlılığı durumunda bunun üstesinden gelinmesi için en kritik etkenin iletişim olduğunu belirten Dr. Meral Akbıyık, erişkinlerce kısıtlanmaya cevap olarak, “yasağı bozma” çabasının ergen birey için ayrı bir motivasyon yaratarak madde ile teması kolaylaştırabildiğine vurgu yapıyor. Ailelerin gencin veya çocuğun mahremiyetine saygı duymaya özen göstermesi gerektiğini belirten Akbıyık, genci zorlamak ya da kendisinden habersiz olarak idrarını tahlile götürmek gibi davranışların olumsuz sonuç verdiğini belirtiyor. “Aileler bunun yerine kaygılarını gençle açıkça paylaşıp onunla iletişim kanallarını açık tutabilmeli, en uygun çözüm için onun hayatına ve özerkliğine saygı duyarken bir yandan da destek olmaya devam etmeli” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Akbıyık, iletişim problemi yaşadığını hisseden aile bireylerinin bir psikolog ya da psikiyatristten yardım almasının hem sorunun ilerlemeden çözülmesini hem de tedavi sürecinikolaylaştıracağının altını çiziyor.

“Bağımlılığın tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu unutmayın”

Bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olduğuna ve kişiye özel ihtiyaçlar değerlendirilerek planlanan tedavilerin daha başarılı sonuçlar verdiğine dikkat çeken Akbıyık hem bağımlılığa neden olan hem de bağımlılığı sürdüren duygusal faktörlerin mutlaka ele alınarak bireysel psikoterapi sürecine dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu belirtiler sizi düşündürmeli

Ergenlik dönemindeki bir gencin madde ile temas etmesinin normal hayatına yansıyan bazı belirtileri beraberinde getirdiğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, aileleri aşağıdaki durumların gözlenmesi durumunda çocuklarıyla uygun biçimde iletişim kurmaları ve vakit geçirmeden bir uzmanla görüşmeleri yönünde uyarıyor:

  • Gencin rutin hayatında olağandışı farklılıklar ortaya çıkması
  • Arkadaş çevresi değişimi
  • Daha fazla yalnız kalmak istemesi
  • Uyku düzeninin bozulması, okul başarısının düşmesi
  • Harcadığı paranın artması ya da parasını temel ihtiyaçlarına harcamaması
  • Yakınındakiler tarafından gözlemlenebilecek şekilde konuşma biçiminin bozulması
  • Ruh halinde dengesizlikler olması ya da “sarhoş gibi” hallerine tanıklık edilmesi
  • Odasında ya da diğer kullanım alanlarında kuru ot parçaları, tozlar veya haplar bulunması

Çocuğunuz Televizyonu Yakından Ve Yüksek Sesle İzliyorsa…

Çocukluk döneminde en sık görülen rahatsızlıkların başında kulak enfeksiyonları geliyor. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra yaşanan kulak enfeksiyonları, gerekli şekilde tedavi edilmediğinde işitme kaybı dahil çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Çocukların televizyonu yakından ve yüksek sesle izlemesi, konuşmaları tekrarlatması veya içine kapanık davranışları kulak enfeksiyonu sonrası işitme kayıplarından kaynaklanabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Erol Selimoğlu, kulak enfeksiyonları ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

Çocuklarda işitme kayıpları kalıcı olabilir

Akut orta kulak iltihaplanmaları daha çok 6 ay-2 yaş arası çocuklarda yaşanmaktadır. Çocuklarda östaki tüpünün daha kısa, daha yatay ve daha geniş olması bunda önemli rol oynamaktadır. Akut orta kulak enfeksiyonu yani “otitis media” kendi kendine düzelebilirken, çok ciddi sağlık sorunlarına da yol açabilmektedir. Çocuklarda östaki tüpü fonksiyonlarının yetersizliğinin yanında prematüre doğum, düşük doğum ağırlığı, yarık damak, sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları, pasif sigara içimi, kreş, anne sütünün az alınması, biberonla beslenme gibi faktörler de hastalığın risk faktörleri arasında bulunmaktadır.

Çocuğunuzun davranışlarını gözlemleyin
Kulak enfeksiyonları, soğuk algınlığı sonrası ani başlayan kulak ağrısı ve ateş ile kendini belli etmektedir. Bebeklerde; huzursuzluk, ateş, kulağını yastığa sürtme veya elini kulağına götürme gibi hareketlerle belirti verebilir. Hastalığın ilerlediği durumlarda kulak zarı delinebilmektedir. Bazen yüz felci, menenjit, apseler, kulak arkasında şişlik ve kızarıklıklar oluşabilmektedir. Effüzyonlu orta kulak iltihabı yani orta kulakta sıvı bulunması ise daha önce geçirilmiş akut orta kulak iltihaplanmalarından sonra olabilmektedir. Daha çok okul öncesi dönemdeki çocuklarda yaşanan efüzyonlu orta kulak iltihabının belirtileri bazen gözden kaçabilmektedir.

En sık işitme kaybı olarak ortaya çıktığı için;

. Çocuk televizyonu yakından ve yüksek sesle dinleyebilir.

. Çocukta davranış bozukluğu ve içine kapanıklık gibi psikolojik problemler yaşanabilir.

. Çocuk, konuşmaları tekrarlatabilir.

. Okulda başarısızlık gösterebilir.

Ailelerin bu belirtilere dikkat etmesi gerekmektedir. Bu hastalıkta başta geniz eti büyümesi gibi altta yatan risk faktörlerini düzeltmek ve östaki tüpünün fonksiyonlarını normale döndürmek önemlidir. Genellikle 3 aylık takip sonrası düzelme olmayan ve işitme kaybı yaşayan hastalarda cerrahi seçenekler ve kulağa tüp yerleştirilmesi gündeme gelebilmektedir.

Çocuğunuzun kulak akıntısını ihmal etmeyin

Kronik kulak enfeksiyonunda kulak akıntısı tipik bir belirti olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra kulak zarı delinmesi ve genellikle iletim tipi işitme kaybı görülmektedir. Kronik kulak enfeksiyonunda hastalık orta kulağı döşeyen mukozanın ilerisine doğru ilerleyerek komşu dokularda harabiyete ve daha ciddi problemlere neden olabilmektedir. Antibiyotiklerin kullanıldığı ilaç tedavisi, kulak yolunun temizlenmesi ve kulağa uygulanan tedavilerden sonuç alınamazsa cerrahi tedaviler gündeme gelmektedir. Cerrahi tedavide hastalığın derecesine göre çeşitli ameliyatlar uygulanabilir. Kulak zarında delik olup başka bir rahatsızlığı olmayan hastalarda kulak zarı tamiri ameliyatları yapılmaktadır. Kulak mikroskopunun kullanıldığı bu ameliyatlar genellikle kulak arkası kesi yapılarak gerçekleştirilmektedir. Normalde kulak içinde bulunmaması gereken derinin orta kulak içinde olması yani kolesteatom varlığında ise cerrahi tedavinin geciktirilmemesi gerekmektedir. Kolesteatom giderek büyüyerek etrafında bulunan tüm komşu dokulara hasar vererek yüz felcinden beyinde hasarlara kadar değişen komplikasyonlara neden olabilmektedir. Dış kulak yolu uygun hastalarda endoskopik yöntemlerle gerçekleştirilebilen operasyonlarda kulak arkası ya da önünden kesi yapılmasına ve hastalığı tedavi etmek için fazla kemik dokusu çıkarılmasına gerek kalmamaktadır. Endoskopik kulak cerrahisi ile yapılan ameliyatlarda dışardan kesi olmadığı için hastalar daha çabuk iyileşebilir, ağrıları klasik ameliyata göre daha az olur ve herhangi bir yara izi kalmamaktadır.

Çocuğunuzun Sağlıklı Beslenmesi İçin 7 Öneri

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin temeli çocuklukta atılıyor, büyüme ve gelişim çağında olan çocuklar için çok yönlü beslenme büyük önem taşıyor. Çocuğum yemek yemiyor diyerek panikleyen, yiyince ödüllendiren, yemesi için televizyon karşısına oturtan anne babalar çocukların sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmesine engel oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu çocuklarda sağlıklı beslenme ile ilgili önemli bilgiler verdi.

1. Çocuğunuza besin piramidini çizerek anlatabilirsiniz
Süt ürünleri (süt, ayran), et ürünleri (balık, tavuk, et), sebze ve meyveler, tahıl grupları (ekmek, makarna, kuru fasulye) ve yağ grubu (zeytinyağı, zeytin, ceviz) besin piramidini oluşturur. Sağlıklı beslenmek için her gün bu besin piramidindeki gruplardan yeterli miktarda tüketilmelidir. Çocuğum aç kalmasın diyerek sadece onun sevdiği besin grubuna ağırlık vermek beraberinde yetersiz ve dengesiz beslenmeyi getirir. Buna bağlı olarak şişmanlık, zayıflık, bağışıklığın azalması, ileriki yaşlarda kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı ve diğer metabolik hastalıklara yakalanma riski artar. Çocuklar belirli bir yaştan sonra bir kağıda çizeceğiniz renkli besin piramidini eğlenceli bulup yemek yeme konusunda motive olabilirler.
 
2. Kahvaltı etsin diye patates kızartmayın
Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Metabolizmanın çalışması ve güne sağlıklı bir şekilde başlayabilmek için vücut enerjiye ihtiyaç duyar. Dengeli ve düzenli bir kahvaltı bu enerji açığını kapatırken, çocukların okul başarısında da önemli bir rol oynar. Kahvaltı mönüsünde börek, patates kızartması, çikolata gibi yağ içeriği yüksek yiyecekler yerine daha hafif ve sağlıklı yiyecekler bulunmalıdır. Çünkü yağ sindirimi geç olan besin grubu olduğundan çocuklar doygunluk hissini en az yarım saat sonra hissedecektir. Bu geç doygunluk hissi çocuğun daha fazla yemek yemesine ve yemek sonrası sindirim sisteminde bozukluk, ağırlık, uyku gibi şikayetler yaşamasına neden olacaktır.
 
3. Hazır meyve suyu tercih etmeyin, meyveyi kendiniz sıkın
Sağlıklı örnek kahvaltı mönüsüne özellikle mevsim değişikliklerinde bağışıklık sistemini koruyarak hastalık riskini azaltan C vitamininden zengin bol limonlu yeşillik (maydanoz, marul) eklenmelidir. Ayrıca balın içine eklenecek zencefil hastalıklardan korunmada çok önemlidir. Kahvaltı için tercih edilen meyve suları taze sıkılmış olmalı sıkıldıktan en fazla 15 dakika sonrasında tüketilmelidir. Ancak meyve sularının enerji içeriğinin yüksek olduğu unutulmamalı, porsiyonları küçük tutulmalıdır.
 
4. Çocuğunuz için değerli olan öğünleri poğaça ve kekle geçiştirmeyin
İkinci kahvaltı olarak adlandırılan okul çağı çocuklarının beslenme saatleri en az kahvaltı kadar önem taşımaktadır. Ara öğün gibi de düşünülebilecek beslenme saatinde hafif yiyecekler tüketilmelidir. Sağlıklı bir beslenme çantasında, beyaz peynirli sandviç veya beyaz peynirli tost, ayran ve 1 porsiyon meyve bulunabileceği gibi, ev yapımı az yağlı bir börek, ayran ve bir porsiyon meyve bulunabilir. Hazır poğaça, çikolatalı ekmekler ve salamlı veya sosisli sandviçler tercih edilmemelidir.
 
5. Bir öğün et ise diğeri sebze olmalı
Köfte, tavuk, pirzola genelde çocukların çok sevdiği ve her öğün tüketseler bile bıkmayacakları besinlerdir. Ancak bu yiyecekler çok yağ içerdiğinden fazla tüketilmesi kilo artışına sebep olabilir. Fazla kilo artışı ve et ağırlıklı beslenme kolesterol değerlerinin yükselmesine buna bağlı olarak da kalp rahatsızlıklarına sebep olacağından yaşam kalitesini kötü yönde etkileyecektir. Bu nedenle et, yumurta ve bakliyatın oluşturduğu besin grubundan günde 5-6 porsiyon (30 gr et, 1 yumurta,1 kibrit kutusu peynir birer porsiyondur) yenmelidir.
Bir öğün et tercih edildiğinde diğer öğün sebze olmalı, çeşit olarak çocuğun sevdiği tercih edilmeli ve sebzeler sahip oldukları C vitaminini kaybetmeden pişirilmelidir. C vitamini kaybını önlemek için sebzeler az suda pişirilmeli ve suları asla dökülmemelidir. Günlük meyve ve sebze tüketimi 4-5 porsiyondur. Meyve porsiyonu özellikle mevsim geçişlerinde 3 porsiyonun altına düşmemeli portakal, mandalina, greyfurt gibi C vitamininden zengin meyveler tercih edilmelidir.
 
6. Çocuğunuzun süt ve ayranına farklı lezzetler katabilirsiniz
Yemeklerle birlikte tercih edilen içecekler de çocukların sağlıklı beslenmesinin bir parçası olduklarından oldukça önemlidirler. Asitli içecekler veya hazır meyve suları yerine süt veya ayran tercih edilmelidir. Kemik gelişiminde ve doku onarımından görevli olan süt ve süt ürünleri günde 3 porsiyon tüketilmelidir. Süt sevmeyen çocuklar için süte tarçın, kakao, bal ya da meyve eklenebilir. Buna rağmen çocuk süt sevmiyorsa onun yerine yoğurt ve ayran tercih edilerek çocuğun kalsiyum ihtiyacını karşılanmalıdır.
 
7. Tahıl ve tahıl ürünlerini kararında tüketin
Başlıca enerji kaynağı olan tahıllar ve tahıl ürünleri sinir, sindirim sistemi ve deri sağlığı için gerekliyken, vücudu hastalıklara karşı korur. Günlük tüketilmesi gereken miktar 7-8 porsiyondur. Enerji içeriği yüksek olan bu grubun fazla tüketimi beraberinde şişmanlığı getireceğinden fazla tüketilmemesine özen gösterilmelidir. Benim çocuğum pilavı çok seviyor diyerek her yemekle birlikte sunulması dengesiz bir beslenme olacaktır. Bunun yerine pilavlar garnitür olarak yemek yanında 2-3 yemek kaşığı verilmeli, beraberinde çocuğun tercihen tam buğday ekmeği yemesi sağlanmalıdır.

2 Yaş Sendromu İle Başa Çıkmanın 10 Yolu

Anne babaların çocuklarıyla baş etmekte zorlandıkları; onların inatlaşma, tutturma hatta bağırıp vurma gibi davranışları karşısında nasıl davranacaklarını bilemedikleri zorlu bir dönem 2 yaş. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Psikolog Sena Sivri, bu dönemde, sıradan günlük ihtiyaçların karşılanmasının bile adeta bir güç mücadelesine dönüşmesinin son derece normal olduğunu belirtirken, 2 yaş sendromuyla nasıl başa çıkılabileceğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Enerjisini boşaltın

Emeklemekten yürümeye geçen ve kas kuvvetinin artması ile beraber hareketliliği keşfeden çocuğunuzun, bundan sonraki süreçte en çok yapmak istediği şeyin özgürce hareket etmek, koşmak ve zıplamak olacağını bilin. 2 yaş döneminin getirdiği saldırganlık ve içinde biriken enerjiyi atmak için duyacağı hareket ihtiyacını kısıtlamayın, aksine daha çok hareketli olmaya teşvik edin ki rahatlasın.

Çocuğunuzu engellemeyin

Engellenme duygusu kendini ifade edebilecek her türlü bilişsel fonksiyona sahip biz yetişkinler için bile baş etmesi zor bir hisken, duygu ve düşüncesini ifade edebilecek donanıma tam sahip olmayan 2 yaş çocuğu için tahammül edilmesi çok güç bir duygu. Bu yüzden kısıtlanmak, engellenmek öfkesini pekiştirirken, “huysuz” diye tanımladığımız davranışlarının artmasına sebep olacağından, temel koruma alanı belirlenmiş bir çerçeve içerisinde özgürleşmesine izin verin.

Öfkesini ifade etmesine olanak tanıyın

Öfke hayat boyu her bireyin zaman zaman hissettiği bir duygu. Öfkeyi sağlıklı ifade edebilmek önemli. “Çocuk bu ne öfkesi” düşüncesinden kaçınarak neye kızdığını kelimeleri yettiğince anlatmasına alan tanımaya özen gösterin. Çocuğunuzun duygularını istediği gibi ifade edebilecek kelime dağarcığına sahip olmadığını unutmayın, kelimelerini tamamlamaya zorlamayın, kendisinin istediği gibi anlatmasına izin verin.

Huzursuzluktan kaçının

Çocuğunuzun her ne kadar saklamaya çalışsanız da duygunuzu hissettiğini ve bundan etkilendiğini unutmayın. Hissettiğiniz negatif duyguları, aile içi huzursuzlukları çocuğunuza yansıtmaktan kaçının.

Bir şeyi yapmaya zorlamayın

Psikolog Sena Sivri “Bu döneme ait en belirgin özellik çocuğunuzun canının istediği şeyi yapıp, istemediğini yapmaması, bu konuda direterek bireyselliğini ön plana çıkarmak istemesi olduğundan onu zorlamayın. O esnada ısrarcı olmayıp bir süre sonra tekrar denemek pozitif sonuçlar verecektir. Gerekçenizi anlayacağı bir üslupla anlatmak burada çok önemli. Yapmak istemediği bir şeyi yapmaya zorlamak hiçbir zaman iyi sonuçlar vermeyecektir. İstemediğinde ısrarcı olmamak, yemek, uyku, ilaç verme vs gibi inatlaşıp sizi zorladığı durumlarda bir süre sonra çocuğa gerekçelerini anlatarak ve fikrini alarak tekrar denemek gereklidir” diyor.

Sınırlarınızı belirleyin

Bu dönemin çocuğunuzun bireyselliğini, rüştünü ispat etmeye çalıştığı, “ben de buradayım, bir bireyim” dediği dönem olduğunu unutmamak lazım. Buna alan tanımak ne kadar önemliyse bu alan tanımayı sınırsızlığa çevirmemek de bir o kadar önemli. Sınırları belirli bir çerçevenin içini nasıl boyayacağını çocuğa bıraktığımız yöntem bu dönemle baş etmede en etkilisi.

Kontrol sizde olsun

Hayatı yeni keşfeden, “ben bir bireyim”i ispat etmeye çalışan çocuğunuz aslında birçok şey için size ihtiyaç duyduğunu unutarak kontrolü ele geçirmek ister. Otorite figürünün bilincinde olması ve varlığını hissetmesi bu dönemin sağlıklı gelişimi için gerekli. Çocuğunuza istediği şekilde kendisini ifade edebileceğini ama otorite ve kontrolün sizde olduğunu hissettirin.

‘Hayır’ kelimesini kullanmada seçici davranın

Her şeye hayır demek, ebeveynlerden birinin evet dediğine diğerinin hayır demesi ya da bir sefer evet denilen bir şeye bir sonrakinde hayır denmesi en sık yapılan hatalar. Çocuğun kafasını karıştırıp gerginliğini artıracağından “hayır”larınız net ve tutarlı olsun. Neden ‘hayır’ dediğinizi her seferinde çocuğa özenli bir dille anlatın.

Kendisine zarar vermesine izin vermeyin

Bu dönemde kendini rahat ifade edemeyen çocuklar engellenme hissiyle beraber kendine zarar verebiliyor. O nedenle çocuğun kendisine zarar vermesini engellemek, öfkesini kelimeleri yettiğince, oyun içerisinde ifade etmesini sağlamak, teskin edip sakinleştirmek gerekiyor.

Kendinize de zaman ayırın

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Psikolog Sena Sivri “Çocuk yetiştirmek her evresinde farklı zorlukları beraberinde getirir. Zaman zaman ebeveynlerin baş etme mekanizmaları hayatın diğer dinamiklerindeki zorluklar devreye girdiğinde yeterli gelmeyebilir. Yeterli ebeveynlik öncelikle kişinin kendi iyilik halini gerektirir. Siz iyi hissederseniz çocuğunuzda da bunun pozitif etkisini gözlemleyeceksinizdir. Kendinize zaman ayırmaya, iyi gelecek hobiler, aktiviteler edinmeye özen gösterin, çocuğun sorumluluğunu paylaşmayı unutmayın” diyor.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Üç Kişiden Birinde Görülüyor!

Dünya yavaş ve sıkıcı, siz ise hareketlisiniz. Ya dünyanızda bir problem var ya da sizde. Çoğunluk yavaş hareket ettiğinde ve sevmedikleri şeyleri uzun süre yapabilenlerin becerisi arttığında size bozukluk teşhisi konulabilir.

Günümüzün en yaygın konularından bir tanesi DEHB. Uzun adıyla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu… Özellikle okullarda yerinde durmakta zorlanan ve dürtülerini kontrol etmekte ya da ertelemekte zorlanan çocuklar için tanımlanan kategori. İlaç kullanımı ve tedavi yöntemleri konusunda uzun tartışmalar olsa da herkesin üzerinde anlaştığı konulardan birisi hem yetişkinlerde hem de çocuklarda topluma uyumun ve sürdürülebilir bir hayatın kişisel ve çevre farkındalığından geçtiği biliniyor.

Amerika Psikoloji Derneği’nin özellikle bu farkındalığı artırmak için hem ebeveynlerin hem de çocukların bilgisel açıklarının kapatılmasını çok önemsiyor. APA’nın bu nedenle çocuk kitaplarının bu alanda yoğunlaşmasını ve direkt olarak çocuğun kendi farkındalığını artıracak oyunların ve eğlenceli aktivitelerin kendilerini tanımaları konusunda faydalar sağlayabileceğine inanıyor. Bu alanda uluslararası alanda temel olarak yayınladığı iki kitabı tüm dünyada en önemli eserler arasında sayılıyor. Kathleen G. Nadeau ve Ellen B. Dixon tarafından yazılan Yavaşlamayı ve Odaklanmayı Öğrenmek, Jeanne Kraus tarafından yazılan Kori’nin Hikayesi.

DEHB’li çocuklara farkındalık sağlamanın en iyi yollarından bir diğeri de hayvanlar. Köpeklerin davranış yapılarının DEHB’li çocuklarla olan benzerliğini kaleme alan Kathy Hoopman’ın “Bütün Köpekler Hiperaktiftir ve Odaklanmakta Zorlanırlar” adlı çocuk kitabı da bu eğlenceye vurgu yapan farkındalık artırıcı çocuk kitaplarından.

Psikiyatrist Dr. Zengibar Özarslan’a göre; DEHB’li çocuklardaki farkındalık en az bizim klinik gözlemlerimiz ve müdahalelerimiz kadar önemli. Çünkü kendi yaşadıkları zorlukları, istenmiyorum, sevilmiyorum, başarısızım, yetersizim gibi olumsuz düşüncelerle besleyip mutsuz bir hayat sürebilirler. Bulunduğu ortamda olumsuz etiketlenmenin yükü ile hem içe dönük hem de buna bağlı depresyon ve kaygı ile agresif tepkiler verebilirler. DEHB’li çocuklar, olumlu farkındalık ile benlik saygılarında yükselme yaşayacağı gibi diğer çocukların da onların gözünden bu sorunun nasıl yaşandığını daha iyi anlayacaklardır. Buna bağlı olarak akran ilişkileri de olumlu yönde gelişecektir.

Psikolog Müberra Sabuncu’ya göre ise DEHB’li çocuklar aslında özel ve seçilmiş çocuklardır. DEHB’li çocuklarla çalıştığımızda onlara sadece akademik bir bakış açısı ile yaklaşmıyoruz. Sanatçı ve yaratıcı kişiliklerini fark ettirerek de dikkatlerini çekebiliyoruz. Çünkü DEHB tanısı almış bir çocuğun ritim kulağını fark etmesi veya çizim yeteneğini keşfetmesi onun için büyük bir maceradır. Ayrıca agresif dürtülerini sanat yoluyla atmaları onlara farklı bir bakış açısı kazandırmış oluyor. Böylelikle DEHB onlar için bir bozukluk olmaktan çıkıp bir lütuf haline gelebiliyor.

Özel çocuklar konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan Sola Unitas Academy, DEHB’li çocuklar gibi Otizm, Asperger, Disleksi, Duygusal Problemler, Yas, Senkronize Olamama, Travma Sonrası Stres Bozukluğu gibi alanlarda yayınlara öncelik veriyor. DEHB’li çocuklar için yayınladığı Amerikan Psikoloji Derneği ve JKP’nin konuyla ilgili kitaplarının Türkçeleri de çok yakında raflarda olacak.

Eyvah! Çocuğum Hasta Olacak!

“Soğuk algınlığı, nezle, grip, boğaz-bademcik iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı gibi hastalıklar kışın çocuklarda sık sık görülmektedir. Her çocuğun hastalıklara karşı direnç kazanabilmesi için, bu hastalıkları geçirmesi gerekmektedir. Bu hastalıkların çoğu, ayaktan tedavi edilebilmektedir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, açıkladı.

Kış mevsiminin gelmesi ile birlikte çocuklarımızın sık hastalandığı bir döneme girdik. Soğuk havadan dolayı vücudun daha fazla enerji harcayıp yorgun düşmesi, kapalı ve kalabalık yerlerde özellikle de; okul-kreş gibi toplu ortamlarda havadaki mikropların yoğunluğunun artması, kış aylarında hastalıklara davetiye çıkaran nedenlerdendir.

Çocuklara Aşırı C Vitamini Yüklemesi Yapmayın!

Anne ve babaların yaptığı yanlışlardan biri çocuklarına portakal, mandalina, narenciye gibi besinlerle aşırı C vitamini verip, hastalıklardan korumaya çalışmaktır. Yeterli miktarda almak yararlıdır ama fazla C vitamininin hastalıklardan koruyucu bir özelliği yoktur. Çocuğun gerektiği kadar; karbonhidrat, protein, süt ve süt ürünleri ile bol miktarda meyve ve sebze tüketmesi sağlanmalıdır. A vitamini, selenyum, demir ve çinko alımı da çok önemlidir. Tüm bu ihtiyaçlar, her türlü doğal besinden karşılanabilmektedir, fazladan takviye alınmasına gerek yoktur.

Çocuklarınızı Çok Sıkı Giydirmeyin

Ailelerin çocuklarını mevsim normallerine göre giydirmesi gerekmektedir. Çocuğu üşütmekten, aşırı terletmek ve ona kalın giysiler giydirmekten kaçınılmalıdır. Soğuk kendi başına hastalık yapmaz ise de soğukta kalıp üşüyen vücut, mikroplardan daha kolay etkilenmektedir. Yorgunluk da hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır. Yorgun ve uykusuz olunan dönemlerde, daha sık hasta olunmaktadır. Özellikle spor yapan çocukların yeterli oranda dinlenmesi ve beslenmesi gerekmektedir.

“Hasta Olan Anneler Bebeklerini Emzirmeyi Bırakmamalı”

Hasta olan anneler bebeklerini emzirmeyi kesmemelidir. Anne sütü, bugüne kadar koruyuculuğu kanıtlanmış olan tek ilaçtır. Annenin nezle, burun akıntısı, hapşırık ve basit ateşlerinin olması, anne sütünü kesmek için bir bahane değildir. Aksine annenin vücudunda o anki mikroba karsı oluşan maddeler, anne sütüyle bebeğe geçerek hastalığa karşı koruma sağlamaktadır. Annenin maske takarak emzirmeye devam etmesi gereklidir.

“Grip Aşısı Sadece Gripten Korur”

Grip, normal soğuk algınlığı, üst solunum yolu iltihapları ve nezleden farklı daha ciddi bir hastalıktır. Grip hastalığı; yüksek ateş, orta kulak iltihabı, zatürre, beyin iltihabı gibi ağır ve tehlikeli hastalıklara zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle; kronik akciğer ve kalp hastalığı bulunan risk altındaki grupta olan 6 aydan büyük çocuklara grip aşısı yapılmalıdır. Ancak grip aşısının, gripten farklı hastalıklar olan soğuk algınlığından ve nezleden korumadığı gerçeği unutulmamalıdır. Dolayısı ile grip aşısı olanların bir daha hiç hastalanmayacaklarını sanmak yanlıştır.

Bitkisel İlaçlara Güvenmeyin!

Bitkisel ilaçların hastalıklardan koruduğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bu ilaçların da yan etkileri olabilmektedir ve özellikle karaciğere olumsuz etkileri vardır. Aileler çocuklarını hastalıklardan korumak için; bilmedikleri bitkisel ilaçları, hekim önerisi olmadan çocuklarına içirmemelidirler.

Çocuklarınızı Dumandan Uzak Tutun

Sigara ve hava kirliliği; solunum yolunun mikroplara direncini kırarak, çocukların hastalık riskini artırmaktadır. Bu nedenle, sigara dumanından ve hava kirliliğinden çocukları uzak tutmak gerekmektedir. Kapalı ve kalabalık yerler de hastalıkların çok çabuk yayılmasına sebep olduğu için; çocuklar, mecbur kalınmadığı sürece bu ortamlara sokulmamalıdır.

Bu Durumlarda Vakit Kaybetmeden Doktora Başvurun!

  • * İlk 3 aylık bebekte görülen her ateşlenmede mutlaka doktora gidilmelidir.
  • * 3 aydan büyük bebeklerde; yüksek ateş, hızlı soluma, hışıltı, öksürükten uyuyamama, halsizlik, yeterince beslenememe ve ağızdan sıvı alamama gibi durumlar varsa gecikmeden doktora götürülmelidir.
  • * Solunum sıkıntısı ve beslenme güçlüğü olan çocuk, hangi yaşta olursa olsun hastaneye yatırılmalıdır.

Büyük Ayakkabılar, Ayak Sağlığını Tehdit Ediyor

Ayakkabı seçimi, ayak sağlığı için büyük önem taşıyor. Çizme ve bot seçimi yaparken dikkatli olunması gerektiğini ifade eden uzmanlar, çocuklara “Seneye de giyer” diyerek büyük ayakkabı almanın ayak sağlığını bozduğuna dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Ortopedi Uzmanı Dr. Abdullah Şarlak, ayakkabı alışverişinde dikkat edilmesi gerekenler hakkında önemli bilgiler verdi.

Ayakkabı alışverişinizi akşam saatlerinde yapın

Kış mevsimlerinde kullanılan çizme ve botu seçerken dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Abdullah Şarlak,

“Ayakkabı alışverişini özellikle ayaklarımızın şiştiği, akşam saatlerinde yapmalıyız. Tercihen deri malzemeden ve hafif modellerini seçmeliyiz. İç tabanı şoku emici olmalı ve ayak anatomisini desteklemelidir. Üst ve yanlardan sıkmamalı. Ayak büyük parmağı ile ön taraf arasında 1 cm kadar boşluk olmalıdır. Ayakkabı arkasından çekecek girebilmelidir. Topuksuz ya da yüksek topuklu ayakkabılar ayak ağrısı yapacağı için seçilmemelidir. Topuk; yetişkinler için 2,5-3 cm ve geniş tabanlı modelde olmalıdır. Bebeklerde 0,5 cm; çocuklarda ise 1,5-2 cm yükseklikte topuğu olan modeller tercih edilmelidir” şeklinde konuştu.

Çocuğunuza “Seneye de giyer” diye büyük ayakkabı almayın!

Uzm. Dr. Abdullah Şarlak, “Bot ve çizme seçerken hangi kalınlıkta çorap giyilecek ise onunla denenmelidir. Böylece sıkma ya da bol gelmeye bağlı vuruk, yara ve nasır oluşumunun önüne geçebilir” diyerek, çocuklarda ayakkabı seçimi hakkında şu uyarılarda bulundu:

“Çocukların ayakları hızla büyüdüğü için 6 ay aralıklarla ayakkabı, bot büyüklüğü kontrol edilmelidir. ‘Seneye giyer’ diye büyük ayakkabı almak sakıncalıdır. Bunun sonucunda ayak anatomisi bozulur, yürümesi zorlaşır, sıkma ve bol gelme durumlarında ayak bileği burkulma ve yaralanmaları daha sık olur.”

Exit mobile version