Mobil Cihazları Korumanın En İyi 10 Yolu

2025 itibarıyla, kullanıcıların dijital dünyayla kurduğu etkileşim her geçen gün artıyor. Günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen mobil teknolojiler, aynı zamanda siber saldırganların en çok hedef aldığı alanlardan biri haline geldi. Günümüzde alışverişten bankacılığa, sağlık hizmetlerinden iş yönetimine kadar pek çok işlem mobil cihazlar üzerinden yürütülüyor. Kullanıcıların farkında olmadan indirdiği zararlı uygulamalar, konum bilgisi, kişisel belgeler, mesajlar ve şifreler gibi özel verilere erişim sağlayabiliyor. Üstelik bu tür saldırılar, çoğu zaman arka planda sessizce gerçekleşerek fark edilmesini zorlaştırıyor. Mobil cihazların güvenliği için teknik korumanın yanı sıra kullanıcıların alışkanlıklarını ve farkındalıklarını gözden geçirmesi gerektiğini ifade eden Bitdefender Antivirüs Türkiye distribütörü Laykon Bilişim’in Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, mobil cihazları korumanın en iyi 10 yolunu sıralıyor.

1-Güçlü kimlik doğrulama ile başlayın.

Free log in to register window illustration

Mobil cihazlar yalnızca ekran kilidi ya da basit bir PIN ile korunuyorsa, bu yetersiz bir güvenlik önlemidir. Özellikle cihazınız kaybolduğunda ya da çalındığında, zayıf bir parola kolaylıkla kırılabilir. Bu riski azaltmak için cihazınızda tahmin edilmesi zor, büyük/küçük harf, rakam ve sembollerden oluşan en az 12 karakterlik bir parola kullanın. Bununla birlikte, e-posta ve banka uygulamaları gibi kritik uygulamalarda çok faktörlü kimlik doğrulamayı (MFA) mutlaka aktif hale getirin. Tek kullanımlık kodlar, bildirimler ya da biyometrik doğrulama gibi ikinci adımlar, hesap güvenliğini artırır. Mümkünse, SMS yerine uygulama tabanlı kimlik doğrulayıcıları kullanın.

2. Korumasız halka açık Wi-Fi’den kaçının.

Free wifi web free illustration

Kafeler, oteller ya da havaalanlarındaki ücretsiz Wi-Fi ağları, saldırganların sahte erişim noktaları kurdukları işlek mekanlardır. Bu tür ortamlarda internet erişimi gerekiyorsa, her zaman VPN kullanarak verilerinizi şifreleyin. Otomatik Wi-Fi bağlantılarını kapatın, Bluetooth ve dosya paylaşımı gibi açık protokolleri yalnızca ihtiyaç halinde aktif edin. Ayrıca halka açık USB portlarından şarj yapmaktan kaçının. Juice jacking adı verilen yöntemle, kötü amaçlı yazılımlar bu bağlantılar aracılığıyla cihazınıza sızabilir.

3-Uzaktan kilitleme ve silme özelliklerini aktif edin.

Free Phone Android photo and picture

Mobil cihazlar çalındığında ya da kaybolduğunda, ekran kilidi tek başına yeterli bir koruma sağlamayabilir. Bu tarz durumlar için cihazlarda yer alan uzaktan müdahale seçeneği, verilerin korunmasında hayati önem taşır. Android cihazlarda “Cihazımı Bul”, iOS’ta “iPhone’umu Bul” özelliğini aktif hale getirerek, telefonunuzu uzaktan kilitleyebilir ya da içeriğini silebilirsiniz.

4-Güncellemeleri ihmal etmeyin.

Free Mockup Screen photo and picture

Hem işletim sistemi hem de uygulamalar, zaman içinde keşfedilen açıklar nedeniyle güncellenir. Güncellemeleri ertelemek, cihazınızın güvenliğini riske atar. Otomatik güncellemeleri aktif hale getirerek, en son güvenlik yamalarından faydalandığınızdan emin olun. Ayrıca Android kullanıcıları için Google Play Protect gibi koruma özelliklerini devre dışı bırakmaktan kaçının. Bitdefender Mobile Security, sürekli güvenlik açığı tespiti sunarak, eski yazılımlardan yararlanmak isteyen kötü niyetli girişimlere karşı sizi proaktif olarak korur.

5-Uygulamaları sadece güvenilir kaynaklardan indirin.

Free Iphone Apps photo and picture

Resmi uygulama mağazaları dışında sunulan, modifiye edilmiş ya da kırılmış uygulamalar kötü amaçlı yazılım içerebilir. Uygulama indirirken geliştirici adı, yorumlar ve simge tasarımı gibi detaylara dikkat edin. APK dosyalarını manuel yüklemekten kaçının. Bitdefender’ın Uygulama Anormallik Algılama özelliği, yükleme sonrasında bile şüpheli davranışları tespit ederek ekstra güvenlik katmanı sağlar.

6-Uygulama izinlerini düzenli olarak kontrol edin.

Oyunun düzgün olarak çalışması için yüklü dosyalara erişim izni verilmesi gerekiyor hatası | Technopat Sosyal

Bir uygulamanın neden mikrofonunuza, konum bilgilerinize ya da rehberinize erişmesi gerektiğini sorgulamak, mobil güvenliğin temel adımlarından biridir. Android kullanıcıları, İzin Yöneticisi üzerinden hangi uygulamanın hangi verilere eriştiğini kontrol edebilir. iOS kullanıcıları ise Uygulama Gizliliği Raporu’nu kullanarak benzer bir denetim gerçekleştirebilir. Gereksiz ya da aşırı izin talepleri olan uygulamalara karşı dikkatli olun ve mümkünse bu tür izinler için “her zaman sor” seçeneğini aktif edin.

7-Şüpheli davranışlara karşı tetikte olun.

Free Security Protection photo and picture

Kötü amaçlı yazılımlar genellikle sessizce çalışır ve belirtileri kullanıcılar tarafından fark edilmez. Ancak ani pil tüketimi, cihazın kendiliğinden ısınması, yüklemediğiniz uygulamaların ortaya çıkması ya da garip sistem uyarıları gibi belirtiler, arka planda çalışan zararlı yazılımların göstergesi olabilir. Böyle bir durum fark ettiğinizde cihazınızı tam bir güvenlik taramasından geçirin.

8-Kimlik avına ve dolandırıcılığa karşı dikkatli olun.

Telefon Dolandırıcılarına Kanmayın! Kendinizi Nasıl Korursunuz?

E-postalar, SMS’ler, takvim davetleri, doğrudan mesajlar ve hatta sosyal medya grupları dahi kimlik avı saldırıları için kullanılabiliyor. Bu tür mesajlar genellikle acele ettiren bir dil kullanır ve kişisel bilgilerinizi “doğrulamanızı” ister. Herhangi bir bağlantıya tıklamadan önce, Scamio gibi dolandırıcılık tespit araçlarıyla içeriği kontrol edin. Banka ya da kargo firması gibi görünen her mesajı sorgulayın, form bağlantılarına kişisel veri girmeyin.

9-Güçlü ve kapsamlı bir mobil güvenlik çözümü kullanın.

Mobil Antivirüs Uygulamaları Telefonları Koruyabilir mi? - Getmobil

Mobil cihazlar için sadece antivirüsün yanı sıra davranış analizi, ağ trafiği izleme ve uygulama içi tehdit algılama gibi kapsamlı yeteneklere sahip bir güvenlik uygulaması gerekir. Bitdefender Mobile Security, Android cihazlarda uygulama anomali tespiti hem iOS hem Android için web koruması, günlük 200 MB VPN, gizlilik denetimi ve düşük pil tüketimi ile çalışan bulut tabanlı tehdit analizi sunar. Ayrıca Android kullanıcıları için uygulamaların çalışma anındaki güvenliğini sağlayan RASP özelliği de mevcuttur.

10-Mobil güvenliği ciddiyetle ele alın.

Bizcom | Mobil Cihaz Güvenliği Nedir, Şirketler Mobil Cihaz Güvenliğini Nasıl Sağlamalı? Alınması Gereken TedbirlerNelerdir?

Mobil cihazların güvenliği bir defalık değil, sürekli devam eden bir süreçtir. Düzenli veri yedeklemeleri, güvenilir şarj kabloları kullanımı, şüpheli bağlantılardan kaçınma ve cihaz politikalarının belirlenmesi bireyler ve ekipler için temel güvenlik adımlarındandır. Özellikle birden fazla cihaz yöneten profesyoneller için mobil cihaz yönetimi (MDM) çözümleri kullanmak, güvenlik politikalarının etkin bir şekilde uygulanmasını sağlar. Güçlü şifreler, MFA ve VPN kullanımı önemli adımlar olsa da esas farkı yaratacak olan güvenlik alışkanlıklarınızı gerçek zamanlı tehditlerle başa çıkabilecek güçlü bir mobil güvenlik çözümüyle desteklemektir.

Operasyonel Ve Mühendislik Alanında Sezgisel Çalışma Dönemi 

Enerji yönetimi ve otomasyonda dünya çapında uzman olan Schneider Electric, yeni nesil yazılımlarla mühendislik ve operasyonel faaliyetlerin pürüzsüz bir şekilde birbirine bağlanarak sürdürülebilir bir çalışma ortamı yaratılabileceğine dikkat çekiyor. Böylece yazılım geliştirme araçları esnek bir yapı kazanırken, çalışanların da iş yapış biçimi daha interaktif bir hal alıyor ve tesislerdeki işlevler yalınlaşıyor.

Bunların sonucunda ise tüm araçların çok daha verimli kullanımı söz konusu. Artık insanların dünyaya zarar vermeksizin ve arka planda olup biten tüm ayrıntıları anlama gereği olmaksızın daha sezgisel bir şekilde ekipmanla çalıştığını görmek mümkün.

Daha etkin ve daha hızlı kararlar

Sektör lideri Schneider Electric, mühendislik ve endüstriyel yazılımlar sayesinde yaşanan değişimleri anlattı. Buna göre endüstriyel ortamlardaki mühendislik ve operasyon disiplinleri yıllarca birbirinden tamamen kopuktu. Bu nedenle de bir tesisin tasarım, inşa ve işletme süreci mühendislerden mühendislere bir dizi devir içeriyordu. Elden ele geçen ve oldukça karmaşık olan bir süreç sonunda da son kullanıcıya teslim gerçekleşiyordu. Böyle bir süreçte yaşanabilecek sorunlarda en son dokümantasyona erişmek başlı başına bir problem olarak ortaya çıkıyordu. Tesis sahibinin tesisi, operasyonel verimliliğini ve kârlılığını optimize etmeye dönük çalışmaları ise yine aynı sebepten başarısızlıkla sonuçlanabiliyordu.

Bu noktada mühendislik ve operasyonel yazılımların birleştirilmesi endüstri açısından büyük avantaj sağlıyor. Çünkü artık tesisi inşa eden bir kişiye devretmek gerekmiyor. Tüm bu işlemler kişilerin tesisi inşa etmesini sağlayan ve kontrol sistemini otomatik olarak programlayan tasarım yazılımıyla profesyonel bir şekilde arayüz oluşturan yazılım aracılığıyla yapılıyor. Ayrıca, o tasarım aracının çıktısı tesisin bir “dijital gösterimi” olarak işlev görüyor. Tesis çevrimiçi olduğunda dijital gösterim fiziksel tesis tarafından üretilen gerçek zamanlı verilerle etkileşime giriyor. Böylece yazılım “dijital gösterimi” fiziksel tesiste olup bitenleri aynen yansıtabilen bir “dijital ikize” dönüştürebiliyor.

Bununla birlikte, yakın zamana kadar, kilit tesis sistemlerini kullanan çalışanlar, genellikle yazılımların sunduğu işlevselliğinin yalnızca bir kısmını kullanabilirdi. Görselleştirme karmaşıktı ve işlevleri öğrenmek zordu. Artık daha gelişmiş ve sezgisel operasyonel yazılımlar sayesinde görevler karmaşık arka plan ayrıntılarının tümünü anlamaya gerek olmaksızın yerine getirebiliyorlar.

CES 2019’da Tüketicilerin, 2030 Sonrası Beklentileri Açıklandı

CES 2019’da Açıklandı: Tüketiciler, 2030’dan sonra Hyperloop’u kullanmayı ve ev robotlarına sahip olmayı bekliyor

  • CITE Research/Dassault Systèmes tarafından ABD’de 1000 yetişkinle yapılan anket, gelecekteki ev, ulaşım, sağlık ve perakende deneyimlerine yönelik tüketici beklentileri hakkında fikir veriyor
  • Yüzde 71’i elektrikli araç kullanmayı beklerken, yüzde 51’i hyperloop ile ve yüzde 38’i hava taksisi ile seyahat etmeyi bekliyor
  • Yüzde 73’ü evde uzaktan izlenen cihazları, yüzde 70’i tam bağlantılı akıllı ev sistemlerini ve yüzde 40’ı sanal ev robotlarını kullanmayı bekliyor
  • Yeni nesil, tüm kategorilerde kişiselleştirilmiş deneyimler beklerken hizmetlerin geliştirilmesi için kişisel bilgilerini paylaşmayı düşünmüyor

[yotuwp type=”videos” id=”zcikLQZI5wQ” ]

VELIZY-VILLACOUBLAY, Fransa  Ocak 2019 — Dassault Systèmes (Euronext Paris: #13065, DSY.PA), tüketicilerin 2030’da şehirlerin, genel yaşam kalitesini artıran, sosyal açıdan sorumlu faydalar sağlayan ve deneyimleri kişiselleştiren teknolojiyle dolup taşmasını beklediklerini ortaya koydu. Bu bulgular, bağımsız pazar araştırma şirketi CITE Research ile birlikte çalışarak temas kurulan ve ABD’li yetişkin nüfusu temsil eden vatandaşlarla yapılan bir anketten elde edildi.

Gelecekteki ev, ulaşım, sağlık ve perakende beklentileri hakkında sorular yöneltilen katılımcılara göre Hyperloop tren, tam bağlantılı akıllı ev sistemleri, mobil ödemeler ve kişisel koruyucu sağlık planları, 2030’da norm haline gelmesi beklenen ancak bugünlerde çığır açıcı sayılan teknolojilerden birkaçı. Tüketiciler, kişiselleştirmenin, 2030’da bu kategorilerin her birindeki teknolojik yeniliklerin en büyük faydalarından biri olmasını beklerken, farklı teknolojilerden beklenen faydalar arasında güvenlik, enerji verimliliği, kolaylık, erişilebilirlik, tasarruf ve koruma gibi unsurlardan da söz ettiler.

Anketten elde edilen bulgular şunları içeriyor:

  • Kişiselleştirilmiş deneyimler, özellikle yeni nesil tarafından gelişmiş teknolojilerin en önemli faydası olarak görülüyor. 18-34 yaş arası, teknolojinin kendi kişisel ihtiyaçları ve zevklerine uyarlanmış deneyimler sunmasını bekliyor; 35 yaşın üzerindeki katılımcılar, teknolojik gelişmelerden öncelikle daha iyi bir yaşam kalitesi sunmasını bekliyor.
  • 2030’un evi güvenli ve enerji açısından verimli olacak. Ankete katılanların yüzde 70’inden fazlası uzaktan izlenen cihazlar, ses özellikli yardımcılar ve tam bağlantılı akıllı ev sistemleri kullanacak. Yüzde kırk dokuzu sanal bir kişiselleştirilmiş ev yardımcısı veya robot kullanmayı bekliyor.
  • Ulaşım ve mobilitenin elektrikli ve bağlantılı olması, maliyetlerin azalması, seyahat süresinin kısalması, yol güvenliğinin ve yaşam kalitesinin gelişmesi bekleniyor. Ankete katılanların yüzde 70’inden fazlası hibrit veya tamamen elektrikli araçlar kullanmayı beklerken, yarısından fazlası Hyperloop ile seyahat etmeyi bekliyor. Yüzde 38’i hava taksisi kullanmayı bekliyor. Yüzde 75’inden fazlası navigasyon yolu optimizasyonu ve şehir kontrollü trafik düzenlemesi gibi kişiselleştirilmiş yolcu deneyimleri bekliyor ancak çoğu, bu hizmetlerin geliştirilmesi için kişisel bilgilerine erişim sağlanmasına izin vermeyi düşünmüyor.
  • Kişiselleştirilmiş önleyici sağlık ve evde tedavi uygulamaları norm haline gelecek. Katılımcıların yüzde 80’inden fazlası, teknoloji sayesinde kişisel sağlıklarını daha kolay ve verimli bir şekilde kontrol edebilecekleri için hastalıkları önlemeyi ve daha uzun yaşamayı bekliyor; yüzde 83’ü davranışa veya beslenmeye, yüzde 81’i evde tedavi sağlayan cihazlara ve yüzde 80’i tam elektronik kayıt sistemlerine dayalı önleyici planların etkili olacağını düşünüyor. Katılımcıların dörtte üçü evde teşhis uygulamaları, giyilebilir cihazlar ve özel yapım protez ortopedik cihazlar gibi teknolojilerin de etkili olacağını düşünüyor.
  • Fiziksel mağazalar ortadan kalkmıyor; ancak mağaza içi deneyim ödemeler ve mağaza içi teknolojilerin kullanımı etrafında gelişiyor. Perakendede, katılımcıların yüzde 84’ü alışverişi kolaylaştırmak için mobil ödemeleri ve her zaman/her yerde teslimattan faydalanmayı bekliyor; ancak yüzde 55’i, 2030’da alışverişin sadece sanal alışverişten ibaret olamayacağını düşünüyor.

Dassault Systèmes, Global İlişkiler, Pazarlama ve Endüstri Çözümleri Başkan Yardımcısı Florence Verzelen şunları söyledi: “2030’un şehrinde tüketici beklentileri üzerine yapılan bu anket, tüketicilerin tam anlamıyla yolunda giden gerçekler olarak algıladıklarıyla aldatıcı olanları karşılaştırmamızı sağladı. Tüketiciler hayatlarının her alanında büyük değişiklikler bekliyor. Düşüncelerine hızlı bir bakış, şirketlere neyi keşfetmeleri, geliştirmeleri ve hızlandırmalarıyla ilgili değerli geri bildirimler sunuyor. Kişisel girişimlerin tüm yenilikçiliğin ardındaki baskın tema olduğunu da doğruluyor. Dassault Systèmes, bu tüketicilerin beklentilerini karşılamak için endüstrilerin girişimlerini 3DEXPERIENCE platformu ile desteklemeye devam edecek.”

Lenovo ThinkVision P44 Monitör’ünü CES’te Tanıttı

Lenovo’nun, CES 2019 tüketici elektroniği fuarında tanıttığı yeni ürünleri arasında yer alan Lenovo ThinkVision P44, birden çok ekranla çalışan kullanıcılara büyük kolaylık sunuyor.

Ultra geniş kusursuz görüntü

Aynı anda birden çok ekranla çalışmanın gereği olan fazla çerçeve ve kablolarının getirdiği zorlukları ortadan kaldıran 43,4 inçlik Lenovo ThinkVision P44monitör, 3840×1200 çözünürlükle, 32:10’luk ultra geniş bir görüntü oranı sunuyor ve iki adet 24 inçlik 16:10’luk monitöre eşdeğer bir ekran sağlıyor. Ürün, bütünleşik, ikili USB-C bağlantı noktası, aynı anda veri, görüntü ve ses sinyali transferi yapabilecek iki adet görüntü girişinin yanı sıra, 90W’a kadar şarj gücü ile sizi yarı yolda bırakmıyor.

Üstün özellikler

Lenovo ThinkVision P44 monitörün diğer önemli özellikleri arasında tek tuşla resim yanında resim (PBP; Picture-by-picture) özelliğini etkinleştirme ve çift kaynakla çalışırken kullanabileceğiniz geçiş düğmesi, üst düzey çoklu görev olanağı sunuyor.

Monitörün akıllı masaüstü yönetimi yazılımı ise birden fazla monitör yapılandırması ve görüntü bölgesi oluşturulmasına olanak tanıyor. Daha da fazlasını isteyenler için iki adet USB 3.1 Tip C bağlantı noktası ve gelişmiş bağlanırlık (2 adet HDMI 2.0 ve 1 adet DP 1.4) ile donatılan Lenovo ThinkVision P44, 450 nitlik maksimum parlaklık sunan VESA Certified DisplayHDR™, daha iyi kontrast ve renk doğruluğu ile canlı ve gerçekçi görüntü deneyimi sunuyor.

BMW Group 2018 Yılında Dünyanın Lider Premium Otomotiv Şirketi Olmaya Devam Etti

BMW Group, 2018 yılında gerçekleştirdiği 2 milyon 490 bin 664 adetlik BMWMINI ve Rolls-Royce satışıyla 8’inci kez üst üste kendi satış rekorunu kırdı. Geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre toplamda % 1,1 büyüme ile tarihindeki en yüksek otomobil satışına imza atan BMW Group’un elektrikli otomobillerdeki artış oranı ise % 38,4’e ulaştı. BMW Group yakaladığı bu başarı ile dünyanın bir numaralı premium otomobil üreticisi olma unvanını bir kez daha tescillemiş oldu.

2019’da da büyümeye devam edecek.

Dünya genelinde pek çok ülkede pazar koşullarının zorlu olacağını öngören BMW Group, müşterilerle buluşturacağı yeni modeller sayesinde 2019’da da unvanını korumayı hedefliyor. Bu yıl satışa çıkacak Yeni BMW 3 Serisi ve BMW X7 ile büyümesini sürdürmeyi planlayan BMW Group, satışlarını da 2018’e göre artırmayı hedefliyor.

Grubun en büyük markası BMW, 2018 yılında satışlarını % 1,8 artırarak 2 milyon 125 bin 26 adetlik otomobil teslimatı gerçekleştirdi. Bu artışta Yeni BMW X2 ile ABD’ye ek olarak Güney Afrika ve Çin’de de üretilmeye başlayan BMW X3 önemli rol oynadı. Toplam BMW satışlarının % 37,3’ü ise SAV modellerden oluştu. BMW’ye bu başarıyı getiren bir diğer önemli model ise 328 bin 997 adetlik satış ile dünyanın en popüler, premium sedanı BMW 5 Serisi oldu.

Elektrikli modellerde önemli rekor.

BMW Group, elektrikli modellerde yakaladığı satış başarısı ile de premium 25ye liderlik ettiğini ortaya koydu. 2018 yılında gerçekleştirilen 142 bin 617 adetlik elektrikli BMW ve MINI satışı ile bir önceki yıla göre % 38,4’lük bir büyüme yakalayan BMW Group’un en çok tercih edilen elektrikli modeli, plug-in hybrid BMW 530e oldu. Dünya çapında 40 bin 260 adetlik satışa ulaşan BMW 530e, toplam BMW 5 Serisi satışlarının %12,2’sini oluşturdu. Ayrıca BMW i3 de % 10,6’lık büyüme ile dünya çapında 34 bin 829 adetlik satış başarısına ulaştı. 2018 yılı için koyduğu 140 bin adetlik elektrikli otomobil satış beklentisinin üzerine çıkan BMW Group, 2019 yılsonuna kadar 500 bin elektrikli otomobilinin yollarda dolaşmasını hedefliyor. BMW Group, 2025 yılında 12’si tamamen elektrikli olmak üzere toplamda 25 elektrikli ve hibrit modelle premium elektromobilitedeki liderliğini sürdürmeyi amaçlıyor.

BMW M modelleri hedefe 2 yıl erken ulaştı.

BMW’nin performans modellerinin üretimine imza atan BMW M GmbH, M modellerinin satışını % 27,2 oranında artırarak 2020 yılına kadar koyduğu 100 bin’lik hedefin üzerine çıktı ve 102 bin 780 adetlik otomobil teslimatını 2 yıl önceden gerçekleştirdi. Öte yandan BMW Motorrad da 2018’de kendi satış rekorunu üst üste sekizinci defa kırdı. 2018’de 165 bin 566 adetlik motosiklet satışı gerçekleştiren BMW Motorrad, 2019’da da bu başarısını sürdürmeyi hedefliyor.

Türk Girişimin Geliştirdiği Uygulama, Dünyada 40 Milyon İndirme Sayısına Ulaştı

Yaratıcı yeni nesil kitlelere yönelik video temelli uygulamalar geliştiren Pixery, kurulduğu 2014 yılından bu yana, Türkiye’den dünyaya teknoloji ihraç ediyor.

Pixery’nin geliştirdiği video uygulamalarından ilki olan Funimate, 5 yılda dünya genelinde 100’den fazla ülkede toplamda 40 milyondan fazla indirme sayısına ulaştı. Nisan 2018’de kullanıcıların beğenisine sunulan, sosyal medya için video reklamı hazırlama uygulaması Impresso ise Apple tarafından “Günün Uygulaması” olarak seçildi. Pixery’nin hedefi, 1-2 yıl içerisinde 50 Milyon ve 5 sene içerisinde de 200 Milyon aktif kullanıcı sayısına ulaşmak. Pixery Labs, Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketlerinin yer aldığı Deloitte Teknoloji Fast 50 Türkiye 2018 listesinde, gelirlerinde %4.600 büyüme başarısı ile 4.lük ödülünün sahibi oldu.

Yatırımcı fonlaması olmadan 5 senede bu noktaya gelerek büyümeye devam ettiklerinin altını çizen Pixery Kurucu Ortağı Dr. Kemal Uğur, konuyla ilgili olarak şu sözleri aktardı: “6000 yıllık hikayecilik tarihinde mağara duvarlarında mevsim geçişlerini anlatan figürlerden, günümüzde sosyal medya duvarlarında yazılan Shakespeare sonelerine gelindiğini bir çırpıda gözlemledik. Hikaye anlatma sanatı ise hiç değişmedi. Hikayelerimiz de çoğunlukla aynıydı. Ama hikayelerimizi anlatma biçimimiz teknolojinin evrimleşmesiyle birlikte şekil değiştirdi. Özellikle geçtiğimiz birkaç yıllık dönem içerisinde, telefon kameralarının güçlenmesi, ekranların büyümesi ve internet hızının artmasıyla, video içeriği üretimi ve tüketiminde büyük bir sıçrama yaşandı. Geleneksel medyanın tekten çokluğa doğru olan iletişimine karşı, dijital medyanın çok yönlü olması ve pahalı prodüksiyon yöntemleri yerine ekonomik prodüksiyon yöntemlerinin kullanılabilmesi de, işin en cazip kısmı haline geldi.Artık herkes kendini videolarla, akıllı telefonları aracılığı ile ifade edebilmeye başladı. Bu alanda teknolojik gelişmeler çok hızlı şekilde ilerlemeye devam ediyor ve global pazarda bu alanda inovatif uygulamalar geliştiren çok büyük global şirketler göreceğiz. Biz de, bu şirketler arasında yerimizi almak üzere çalışıyoruz.Türkiye’de faaliyet gösterip, globalde App Store’da büyük başarıya ulaşan video uygulamalarının geliştiricisi olarak ödüle layık görülmekten dolayı çok mutluyuz.

15 yıl Kanada ve Finlandiya’da edindiğim tecrübe ile Türkiye’ye döndüğümde, kurucu ortağım Dr. Oğuz Bici ile en büyük hayalimiz, Türkiye’nin yaratıcı ve yetenekli mühendislerinin elinden çıkan, tüm dünyanın takdir ettiği teknoloji ürünlerini üretebilmekti. Bu ödül, bu hayalin gerçek olduğunu ispatlar nitelikte. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan global bir teknoloji şirketi olabilmek. Bugün İstanbul ve Ankara ofislerimizde alanlarında uzman 30 kişilik bir ekibimiz ile bu hedefe emin adımlarla ilerliyoruz. Her birine de ayrıca gönülden teşekkür ediyorum.”

Deloitte’un 2019 Teknoloji, Medya ve Telekomünikasyon Öngörüleri

Deloitte’un bu yıl 18.’sini hazırladığı global “Teknoloji Medya ve Telekomünikasyon Öngörüleri Raporu” açıklandı. Her yıl ilgiyle karşılanan rapora göre, 2019 yılında akıllı hoparlörlerin 7 milyar dolarlık pazar elde ederek, bağlantılı cihaz alanında yılın en hızlı gelişen teknolojisi olacağı öngörülüyor.

Akıllı hoparlör pazarında yüzde 63’lük artış

Rapora göre, ortalama 43 dolarlık birim satış fiyatıyla 164 milyon adet satılan akıllı hoparlörün toplam pazar gelirinin, 2018 yılına kıyasla yüzde 63’lük artışla 4,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Ses algılama teknolojisi gelişimine devam ederken; sektörün tam büyüme potansiyeline ulaşabilmesi için bazı engelleri de aşması gerekecek. Bu doğrultuda kapsayıcılık ve küresel anlamda kabul görmek için daha geniş bir dil desteğine ihtiyaç duyulacak.

Yapay zekânın önlenemez yükselişi

Deloitte’a göre; bulut tabanlı yapay zekâ yazılımları ve hizmetlerinin kullanımı hızlanacak. Yapay zekâ kullanan firmaların %70’i bulut tabanlı kurumsal yazılımlarıyla yapay zekâ olanaklarına sahip olurken; %65’i de bulut destekli geliştirme hizmetleri sayesinde yapay zekâ uygulamaları yapılabilecek. Diğer yandan 2020 yılı itibarıyla, yapay zekâ ile hazırlanan kurumsal yazılımların ve bulut tabanlı yapay zeka geliştirme hizmetlerinin payı sırasıyla %87 ve %83 seviyelerine yükselecek.

Sahne 5G’nin…

Beşinci nesil (5G) kablosuz ağların kademeli olarak gelmesi, kullanıcılar ve işletmeler için daha hızlı bağlantılar sağlaması ve telekomünikasyon şirketleri için yeni gelir fırsatları yaratması bekleniyor. Raporda, halihazırda 72 operatörün test aşamasında olduğu belirtilirken; 2019 yılında 25 operatörün 5G hizmeti sunmaya başlayacağının ve 2020 yılında da bu sayının 2 katına ulaşacağının altı çiziliyor.

Ayrıca, 2019 yılında toplamda 1 milyonun üzerinde 5G’li telefon satılması ve bu sayının 2020 yılında 15-20 milyona kadar yükselmesi beklenirken; 1 milyondan fazla sayıda puck/modem satışı da öngörülüyor.

Araştırma ile ilgili açıklama yapan Deloitte Türkiye Teknoloji, Medya ve Telekomünikasyon (TMT) Endüstrisi Lideri Metin Aslantaş; “Bu yılki araştırma 2019’un, hızla gelişen kablosuz iletişim endüstrisi ve yapay zekâ teknolojileri sayesinde önemli fırsatların ve yeni yatırımların gündeme geleceği bir yıl olacağına işaret ediyor. Yapay zekâ giderek günlük yaşamımızın daha fazla alanında kendine yer açarken; ses algılama teknolojilerinin hızlı gelişimi ve çeşitlenen dil desteği ile akıllı hoparlörler de önemli bir pazar haline gelecek gibi görünüyor. 5G ise daha hızlı bağlantı sağlayan yeni bir gelir alanı olarak, 2019 ve 2020’de telekom operatörlerinin öncelikli gündemlerinden biri olmayı sürdürecek” dedi.

Deloite Global 2019 TMT Raporu’nda yer alan diğer başlıklar ise şöyle:

  • 3 Boyutlu yazıcı atılım yapıyor-Kurumsal 3 boyutlu yazıcıların, malzemelerin ve büyük kamu firmaları tarafından sunulan hizmetlerin satışının 2019 yılında 2,7 milyar doları geçmesi ve 2020 yılına kadar yıllık %12,5’lik büyüme payıyla 3 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
  • eSpor gelişimini sürdürüyor– Kuzey Amerika e- spor pazarının; reklam, yayın lisansı ve franchise satışlarıyla yüzde 35 oranında büyüyeceği öngörülüyor. Küresel eSpor pazarı ise yaklaşık %32’lik büyümeyle 1 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı.
  • Radyoya ilgi sürecek– Deloitte, gelişmekte olan ülkelerde farklılıklar görülse de, gelişmiş ülkelerde yetişkin nüfusun %85’inin (2018 yılındaki oranla aynı) radyo dinlemeye devam edeceğini öngörüyor.
  • Kuantum bilgisayar fırsatı- Kuantum bilgisayarların önümüzdeki on yıl içinde yeni teknolojilerdeki en büyük gelir fırsatlarından birini oluşturacağı öngörülürken; klasik bilgisayarların yerini alma olasılığı ise düşük görülüyor. Bununla birlikte, gelecekteki kuantum bilgisayar pazarının, süper bilgisayar piyasasıyla karşılaştırılabilir olması bekleniyor. (2030’larda yılda yaklaşık 50 milyar dolar)24

“Algoritmaların Liderleri” Yapay Zeka Zirvesi’nde Buluşacak

Mayıs 2017’de kurulan Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), geçtiğimiz yıl büyük bir ilgiyle karşılanan Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nin ikincisini bu yıl 14 Mart’ta Uniq İstanbul’da gerçekleştirecek. Türkiye’nin lider şirketleri, teknoloji devleri, yerli ve yabancı uzmanlar, akademisyenler ve girişimcilerden oluşan binin üzerinde katılımcıyı ağırlaması beklenen etkinliğin ana teması “Algoritmalar” olacak.

“Algoritmaların Liderlerini Buluşturacak” olan Yapay Zeka Zirvesi’nde yapay zeka ekosisteminin önemli aktörleriyle yapay zeka gün boyunca her yönüyle ele alınacak. Onlarca lider bu alandaki başarılı örneklerini; hangi problemi, hangi verilerle, hangi algoritmalarla çözdüklerini, müşterilerine nasıl değer kattıkları gibi önemli detaylarla aktaracaklar. TRAI Start-Up Demo Night ismiyle Türkiye’de ilk kez yapay zeka odaklı bir start-up buluşmasının da düzenleneceği etkinlik hakkında detaylı bilgiye http://turkiye.ai/zirve/ adresinden ulaşılabiliyor.

Bugün dünyanın en değerli şirketleri teknoloji ile internet devleridir. Bu şirketler sermaye gücüyle değil, teknoloji gücüyle rekabet ediyorlar. Müşterilerini tanımak, ikna etmek ve onlara değer katmak için en keskin algoritmaları kullanıyorlar. Bunun için yapay zeka ve beyin bilimi profesörlerinden danışmanlık alıyorlar. Artık bu çalışmaların farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için de kaçınılmaz olmaya başladığını görüyoruz. Tam da bu noktadan hareketle GelecekHane inisiyatifi olarak kurulan, geleceği şekillendiren yapay zeka teknolojileriyle ilgili farkındalığı artırmak ve bu alandaki faaliyetlerin sürdürülebilir kalkınmaya dönüşmesini sağlamak amacını benimseyen Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), Türkiye iş dünyasına yapay zeka alanındaki gelişmeleri yakından takip etmek için önemli bir kaynak oluyor.

“Yapay Zeka, büyük veri, analitik, makine öğrenmesi gibi günümüzde çok konuşulan teknolojiler ve bunların doğru bir şekilde çalışmasını ve yönetilmesini sağlayan algoritmalar sadece iş süreçlerini değil, jargonları da değiştiriyor” diyen GelecekHane CEO’su Halil Aksu, yöneticilerin yapay zeka teknolojilerinin şekillendirdiği geleceğin dilini şimdiden öğrenmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Günümüz teknolojileriyle değişimin daha önce hiç olmadığı kadar hızlı cereyan ettiğini vurgulayan Aksu, “Üretim ve sanayiyi etkileyen her değişimle birlikte yeni kavramlar, yöntemler, yönetim felsefeleri öğrenmek zorunda olan yöneticilerin geleceğin dilini şimdiden öğrenmeleri gerekiyor. Aksi halde başarılı bir şekilde süreçleri yönetmeleri, gündeme ayak uydurmaları mümkün olmayacak. Bunun için de dönüşümü yakından takip etmek şart. Yapay Zeka Zirvesi ile bu alandaki gelişmeleri öğrenmek ve gündemi takip etmek isteyen yöneticilere önemli bir fırsat sunuyoruz” diye konuştu.

Yapay Zeka StartUp’ları Yatırımcılarla Buluşacak

Yapay Zeka Zirvesi’nde bu yıl da bir ilke imza atılacak ve Türkiye’de ilk kez Yapay Zeka odaklı bir start-up etkinliği düzenlenecek: TRAI Start-Up Demo Night. Yatırımcı arayan TRAI girişimcilerine mükemmel bir platform sunacak olan bu etkinlikte, 10 Yapay Zeka Girişimi sunum yaparak, girişimleriyle ilgili soruları yanıtlayacaklar. Paylaşılan bilgilerle startup’ları değerlendirecek olan mentör ve yatırımcılar, buna göre yatırım tercihlerini yapacaklar.

Geçtiğimiz yıl ilki gerçekleştirilen Yapay Zeka Zirvesi ile Türkiye’de ilk defa yapay zeka konusunu önde gelen yöneticilerle birlikte ele alınmış, önemli bir gündem oluşturulmuştu. Bu yıl ikincisi 14 Mart’ta Uniq İstanbul’da gerçekleştirilecek etkinlikte, birkaç salonda paralel oturumlarla “Yarının dili ne olacak? Rekabet gücünüz nedir? En keskin algoritmalarınız nelerdir? Bu algoritmaların hesaplayacağı büyük veriniz var mıdır? Bunlarla hangi problemleri çözeceksiniz? Öğrenen sistemler insan aklını ne zaman geçecek?” gibi soruların yanıtları aranacak. Binin üzerinde katılımcıyı, 6 binin üzerinde online izleyiciyi ağırlaması beklenen etkinlikte paralel salonlarda 50’nin üzerinde uzman yapay zekayı her yönüyle ele alacak.

Samsung, Modüler Micro LED Teknolojisini CES’te Tanıttı

LAS VEGAS – 7 Ocak 2019 – Samsung Electronics, Las Vegas’taki Aria Resort & Casino’da her yıl düzenlediği ‘First Look’ etkinliğinde Micro LED ekran teknolojisindeki son yenilikleri tanıttı. Etkinlikte tanıtılan devrim niteliğindeki yeni Micro LED tasarımları arasında 75 inç boyutunda yeni bir ekran ve 219 inç boyutundaki The Wall da yer aldı. 2019 CES En İyi İnovasyon ödülü sahibi yeni nesil Micro LED ekranların değişik boyut ve şekillere sahip örnekleri de sergilendi.

“Samsung onlarca yıldır yeni nesil ekran inovasyonunda öncü oluyor” diyen Samsung Electronics Görüntü Sistemleri İş Birimi Başkanı Jonghee Han, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm performans kategorilerinde mükemmel sonuç veren akıllı ve özelleştirilebilir ekranlarla Micro LED teknolojimiz, sıradaki ekran devriminin liderliğini yapıyor. Samsung Micro LED’in önünde hiçbir sınır yok, aksine sonsuz olasılıklar var.”

Micro LED Teknolojisine Sahip 75” Micro LED ve 219” The Wall

İleri düzey kendi kendine ışıma teknolojisine ve modüler özelliklere sahip olan Samsung Micro LED ekranlar, benzersiz görüntü kalitesi, çok yönlü kullanım imkânı ve tasarım seçenekleri sunuyor. Bu dönüşebilen TV ekranları, kendi kendine ışıma yapabilen ayrı Micro LED modüllerinden oluşuyor. Kendi ışıklarını yayarak ekranda harika görüntüler oluşmasını sağlayan inorganik kırmızı, yeşil ve mavi renklerde milyonlarca adet mikroskobik LED yongası, şu anda piyasadaki tüm ekran teknolojilerini geride bırakan, benzersiz bir görüntü kalitesi sunuyor.

Samsung, Micro LED teknolojisini geçtiğimiz yıl CES’te övgü ve ödüller alan The Wall adlı 146” Micro LED ekranla birlikte tanıtmıştı. Mikroskobik LED yongaları arasındaki açıklığı azaltan ultra hassas dizilimli yarı iletken paketleme sürecindeki teknik gelişmeler sayesinde, Samsung daha küçük ve evlere daha uygun 75 inçlik etkileyici bir 4K Micro LED ekran üretmeyi başardı.

Micro LED teknolojisinin modüler yapısı ekran boyutu konusunda esneklik sağlıyor, böylece kullanıcılar ekranı herhangi bir oda veya alana uygun hale getirebiliyor. Kullanıcılar Micro LED modülleri ekleyerek ekran boyutunu istediği kadar genişletebiliyor. Micro LED’lerin modüler işlevi ile kullanıcılar gelecekte 9×3, 1×7 veya 5×1 gibi kendi mekânlarına, estetik anlayışlarına ve işlevsel ihtiyaçlarına uygun sıra dışı ekran boyutları oluşturabilecek.

Samsung’un Micro LED teknolojisi ayrıca içerikleri de ekran boyutu ve şekline uygun hale getiriyor. Samsung Micro LED ekranlar, yeni modül eklendiğinde bile çözünürlüğü artırıp piksel yoğunluğunu sabit tutabiliyor. Ayrıca, Micro LED’ler standart 16:9 içeriklerden 21:9 geniş ekran filmlere, 32:9 ve hatta 1:1 gibi alışılmadık en boy oranlarını da görüntü kalitesinden taviz vermeden destekliyor.

Micro LED ekranlarda çerçeve olmadığından, daha fazla ekleseniz bile modüller arasında sınırlar bulunmuyor. Sonuç olarak, ekranın yaşanılan her ortama şık bir şekilde uymasını sağlayan etkileyici ve kusursuz bir sonsuz havuz etkisi elde ediliyor. Göz alıcı tasarımlar yeni Ambiyans Modu özelliği ile de  zenginleştiriliyor.

INFINITI QX Inspiration’a Concept, En İyi Konsept Ödülü

Otomobil tasarımcılarının bir araya gelmesiyle kurulan ve Detroit Otomobil Fuarı’ndaki en iyi tasarımları ödüllendiren EyesOnDesign, bu yıl “en iyi konsept otomobil” ve “en iyi iç mekan” ödüllerini INFINITI QX Inspiration Concept’e verdi. Model ayrıca “en yenilikçi renk, grafik ve materyal” kullanımı ödülünü de kazandı.

Otomotiv üretiminde yer alan 30 baş tasarımcının oylarıyla verilen EyesOn Design Awards, 7 farklı kategoride veriliyor. Verilen bu ödül tasarımların endüstri liderleri tarafından onaylanması olarak değerlendiriliyor.

INFINITI’nin Detroit’te sergilediği QX Inspiration Concept, dört tekerlekten çekiş sistemiyle elektrik motorunu bir araya getiren bir SUV olmasının yanında markanın gelecek vizyonunu da göstermesi adına önemli bir model.

Japon DNA’sına sahip olan QX Inspiration Concept’in iç tasarımında geleneksel teknikler ve ince Japon duygusallığından ilham alan el yapımı materyaller kullanılmış.

Rüzgar Türbinlerinin Bakımları Drone İle Yapılıyor

Rüzgar enerji santrallerinin bulunduğu yerlerdeki hava şartlarından dolayı türbinlerin kanatlarında yeterli derecede ve düzenli olarak inspection yapılamıyor. Inspection ve sonrasında yapılması gereken bakım ve onarım çalışmalarının hiçbirinin uygulanmamasından dolayı işletme ömürleri azalan türbinlerin enerji üretim verimliliği düşüyor. Türkiye ve çevresindeki rüzgar enerji santrallerine yönelik inspection, bakım, onarım ve retrofit hizmetleri sunan Ülke Enerji, drone teknolojisini kullandığı 3DX™ platformu sayesinde rüzgar türbini kanatlarına hızlı ve güvenli denetimi otonom şekilde uyguluyor.

Planlamadan uygulamaya, raporlama ve iyileştirmeye kadar her aşamasında oldukça zahmetli geçen rüzgar türbini bakım süreçlerinde uygulanan geleneksel yöntemler, oluşturdukları zaman ve maliyet kaybına rağmen hata oranı oldukça yüksek sonuçlar veriyor. Yeterli ve sağlıklı verinin toplanamaması ve aynı zamanda hasarlı türbinlere doğru müdahalenin yapılamaması gibi nedenlerle işlevsiz hale gelen kanatlar, kısa süre içinde rüzgar türbinlerinin bile işlevsiz hale gelmesine yol açabiliyor.

Rüzgar türbini kanat bakımlarına son teknolojiyi adapte eden Ülke Enerji, sunduğu 3DX™ inspection platformu sayesinde yükseklik ve zorlu kış şartlarında bile rüzgar türbinlerinde eksiksiz çalışma yapabiliyor. Binlerce kanadın tek bir ara yüz üzerinden takip edilebildiği bu platform, kanatlara dair pek çok önlemin en kısa sürede ve en etkili şekilde alınmasını sağlarken tamir ihtiyaçlarını da optimum zamanda belirleyerek ekonomik şekilde onarılmasını sağlıyor.

Rüzgar Türbini Kanat Bakımı, Drone Teknolojisiyle Fark Yaratıyor

Rüzgar türbini kontrol ve denetim sistemleri, şimdiye kadar kullanıcıların ihtiyaçlarına ve çeşitli senaryolara uyum sağlayabilecek, özelleştirilebilir özelliklere sahip değildi. Rüzgar türbini bakımına en verimli ve güvenilir yöntemi adapte ettiklerini belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, drone teknolojisinden faydalandıkları 3DX™ inspection platformunun nasıl fayda yarattığını açıklıyor.

1. Verimlilik: Rüzgar türbini kanat bakım sürecinde öncelikle saha planlaması yapılarak otonom uçuş gerçekleştiriliyor, sonrasında toplanan veriler kanat uzmanları tarafından incelenerek raporlanıyor ve bulut sisteminde saklanıyor.

3DX™ inspection platformu, rüzgar türbinine yönelik kapsamlı bir inspection işleminin 1 saat içerisinde tamamlanmasını sağlıyor. Bu sayede türbin duruş süresi minimize edilerek maksimum enerji üretimine destek sağlanıyor. Ortalama 700 fotoğrafın elde edildiği sistemde bu sürede 3 kanatın inspection işlemi yapılmış oluyor.

2. Güvenilirlik: Rüzgar türbini kanatlarında 6 farklı açıdan %100 tarama ile kör nokta bırakmayan bu yeni teknoloji, topladığı yüksek çözünürlüklü görsellerle en küçük hasarları bile algılıyor. Yapay zeka desteği ve drone teknolojisinin bir araya geldiği platformda kanatlardaki hasarlar ile ilgili doğru, hızlı ve otonom bir değerlendirme oluşturan 3DX™, fark edilen kusurları da hasar öncelik durumuna göre sıralıyor. Böylece onarım aşamasına nereden başlanılması gerektiği ve hasarın derecesinin ne olduğuna dair türbin kanatları hakkında veri sağlayan platform, kıyaslama ve trend analizi için güvenilir bilgilerle dolu, aksiyon almaya uygun dataların olduğu bir veri tabanı oluşturuyor. Veri tabanının bulut servislerinde tutulması da verilerin güvenliğini ve hızlı ulaşılabilirliğini sağlıyor.

Bosch, Nesnelerin İnterneti’nde Lider Şirket Olma Yolunda

Bosch, CES 2019’da geleceğin mobilitesi ve evleri için ağa bağlı çözümlerini sergiliyor

  • Nesnelerin İnterneti (IoT) ve yapay zeka: “Sadece yapay zekanın yardımıyla IoT’nin tam potansiyelini ortaya çıkartabiliriz.”
  • IoT yollarda: Bosch, geleceğin ağa bağlı mobilitesini sunuyor.
  • Evde IoT: Ağa bağlı cihazlar, ev sahiplerinin yaşamlarını gözle görülür şekilde kolaylaştırıyor.
  • IoT #LikeABosch: Bosch, global IoT imaj kampanyası başlatıyor.

Las Vegas, NV – Nesnelerin interneti (IoT) dünyamızı gittikçe daha fazla değiştiriyor. Bu alandaki lider şirketlerden biri olma yolunda konumunu güçlendiren Bosch, Las Vegas’ta gerçekleştirilen CES 2019’da kaydettiği ilerlemeyi ve ağa bağlı çözümlerini sergiliyor. Bosch, yeni tür bir mobiliteyi somut hale getiren servis aracı konseptinden gıda ürünlerinin saklanmasına ilişkin tavsiyelerde bulunan ağa bağlı buzdolaplarına kadar dünyanın en büyük tüketici elektroniği fuarında çok sayıda çözümünü sunuyor.

Bosch Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Markus Heyn, “Bosch olarak nesnelerin internetinin sunduğu olağanüstü fırsatları erkenden gördük. 10 yıldır ağa bağlı dünyayı aktif olarak şekillendiriyoruz. Yazılım ve IT uzmanlığımızı aşama aşama artırdık. Bugün, önde gelen bir IoT şirketiyiz” dedi. Kendi IoT bulutunu kullanan Bosch, daha şimdiden mobilite, akıllı evler, akıllı şehirler ve tarım gibi alanlarda 270’in üzerinde proje gerçekleştirdi. Bosch IoT Suite üzerinden bağlanan sensörlerin ve cihazların sayısı, geçtiğimiz yıla oranla yaklaşık yüzde 40 artış göstererek 8,5 milyona ulaştı.

 

Yapay zeka nesnelerin İnterneti alanında daha fazla büyümenin ve yeni iş fırsatları yaratmanın anahtarlarından biri. Dr. Heyn, “Yapay zekayla bir araya getirmemiz ve IoT ile yapay zeka faaliyetlerimizi birbirine paralel olarak ileriye taşımamız halinde IoT’nin potansiyelini daha iyi bir şekilde ortaya çıkartabiliriz” dedi.

Dr. Heyn, nesnelerin interneti ve yapay zeka arasındaki ilişkinin birbirini tamamladığını belirterek şöyle konuştu: “IoT’nin zekaya ihtiyacı var. Ağa bağlı nesnelerin veri toplamak üzere kullanılması, yapay zekanın geliştirilmesine kararlı bir destek sağlayabilir. Ağa bağlı nesnelerin akıllı hale gelerek kendi sonuçlarını nasıl yaratacaklarını öğrenmesi yalnızca yapay zeka aracılığıyla meydana gelebilir. En önemlisi, insanların gerçek, gündelik yaşamlarında daha fazla zaman, daha fazla güvenlik, daha fazla verimlilik ve daha fazla rahatlık gibi somut iyileşmeler elde etmelerini hedefliyoruz.”

Bu noktada Dr. Heyn, video tabanlı yangın algılama sistemi örneğini vererek, “Akıllı görüntü analizi kullanan güvenlik kameraları, sistem sensörlerinin ısıyı ve dumanı algılamasından bile önce sadece birkaç saniye içinde yangınları tespit edebilecek. Böylece yangınlar, konvansiyonel yangın veya duman alarmı sistemlerinden çok daha önce tespit edilebilecek. Bu özellik sayesinde yaşamların kurtarılmasında kritik bir faktör olan zamandan tasarruf sağlanacak” ifadelerini kullandı.

IoT çağına giden yolda başarının ikinci anahtarını ise iş birlikleri oluşturuyor. Bu noktada Bosch, geleneksel ve yeni oyuncu karışımını tercih ediyor. Kısa bir sıra önce Kanadalı platform sağlayıcı Mojio ile kurulan ittifak, daha şimdiden ağa bağlı araçlar için ilk entegre IoT platformunun hayata geçmesiyle sonuçlandı. Bir kaza meydana gelmesi durumunda, özel bir Bosch algoritması kazanın nerede ve ne zaman olduğunu ve şiddetini tespit edebiliyor. Mojio bulutu aracılığıyla veriler, herhangi bir gecikme olmadan Bosch acil durum servis merkezine iletiliyor ve buradan da otomatik olarak yerel kurtarma servislerine bir acil durum çağrısı yapılıyor. Ayrıca, bir metin mesajı olarak ya da Mojio uygulaması aracılığıyla önceden belirlenen bir alıcı listesine mesaj gönderiliyor. CES’de bir konuşma yapan Bosch Kuzey Amerika Başkanı Mike Mansuetti, “Mojio ile birlikte araçları doğrudan buluta bağlıyoruz. Bu, kurtarma servislerinin kaza yerine eskisinden çok daha hızlı bir şekilde ulaşabileceği anlamına geliyor. Önümüzdeki yılın ortasından itibaren IoT acil durum çözümü, Kuzey Amerika ve Avrupa’da neredeyse 1 milyon sürücüye sunulacak” dedi.

IoT yollarda: Bosch, geleceğin ağa bağlı mobilitesini sunuyor

Bosch, şirket içinde geliştirmiş olduğu konsept servis aracıyla dünyada imza attığı bir ilki daha CES’de kutluyor.Şirket, bu araçla otonom sürüş, bağlanabilirlik ve elektrifikasyon çözümlerini sergiliyor ve ziyaretçilere, kısa bir süre içerisinde dünya şehirlerinde caddelerde yer almaya başlayacak sürücüsüz servis araçlarıyla sunulacak yeni tür bir mobiliteyi ilk elden deneyimleme imkanını sunuyor. Bosch Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Markus Heyn, “Bu, bizim mümkün olduğunca emisyonsuz, kazasız ve stressiz mobilite vizyonumuza katkıda bulunuyor” dedi. Şirket servis aracı tabanlı mobilite için ayrıca, bileşenler ve sistemlerin yanı sıra rezervasyon, paylaşım ve bağlanabilirlik platformları, park etme ve yeniden şarj etme servisleri gibi tüm mobilite servislerini de sunacak. Bu servislerin 2017 yılında 47 milyar Euro düzeyinde olan pazar hacminin 2022 yılı itibarıyla 140 milyar Euro’ya çıkacağı tahmin ediliyor (Kaynak: PwC).

Bosch, bu rakam içerisinde bir paya sahip olmak istiyor ve sunduğu çözümlerle kayda değer şekilde iki haneli büyüme hedefliyor. Dr. Heyn bu hedefle ilgili olarak, “Gelecekte, yollardaki her araç Bosch dijital servislerini kullanacak. Bu servisleri akıllı, sorunsuz şekilde ağa bağlı bir ekosistem içerisinde bir araya getireceğiz” dedi.

Bosch, karmaşık ortamlarda otonom sürüşü elde etmenin yanıtının iş ortaklıklarına dayandığına inanıyor. Bosch ve Daimler tarafından sunulan tamamen otonom, sürücüsüz araç paylaşımı servisi, bu yılın ikinci yarısında ABD’de Silikon Vadisi’nde bulunan San José’de test edilecek. Bu konuyla ilgili niyet mektubunu imzalayan Bosch ve Daimler, geliştirme konusundaki ittifakları aracılığıyla şehir içi trafik akışlarını iyileştirmek, karayolu emniyetini artırmak ve geleceğin trafiği için önemli bir yapı taşı sağlamak istiyor. İki şirket, 2020 yılının başında üretime hazır olacak, tamamen sürücüsüz otonom sürüş sistemi geliştirmeyi amaçlıyor.

Evde IoT: Ağa bağlı cihazlar, ev sahiplerinin yaşamlarını gözle görülür şekilde kolaylaştırıyor

Kullanıcıların yaşamlarını daha kolay hale getiren ağa bağlı ürünler ve servislerin talep gördüğü tek yer, yollar değil! Bu anlamda Bosch, bir akıllı ev fikri ve kullanıcıların ne istediğini bağımsız bir şekilde düşünen ve anlayan cihazlar üzerinde çalışmalar yapıyor. Örneğin şirket, CES’de gıda ürünü türlerini tanıyabilen ve gıda ürünlerinin saklanması konusunda tavsiyelerde bulunabilen internet erişimli buzdolapları için yeni bir işlev sergiliyor. Buzdolabında yer alan kamera, bir uygulama aracılığıyla yaklaşık 60 meyve ve sebze türünü otomatik olarak tanıyor ve bunların depolanması için ideal yerle ilgili tavsiyede bulunuyor. Sonuç olarak, gıda ürünleri mümkün olan en iyi şekilde saklanıyor, daha uzun bir süre taze kalıyor ve sıklıkla çöpe gitmesinin önüne geçiliyor.

Bir başka gelişme ise bir sanal kullanıcı arayüzünü mutfak tezgahına yansıtabilen PAI projektör. Bir entegre 3D sensör, el hareketlerini yakalayarak arayüzün dokunmatik olarak çalıştırılmasını sağlıyor. Böylece kullanıcılar, yemek yaparken tarifleri online olarak kolaylıkla arayabiliyor ve internet üzerinden telefon görüşmesi yapabiliyor. Özellikle mutfak ortamı için geliştirilen PAI’nın bir akıllı telefon ya da tablet kadar dikkatli bir şekilde kullanılması gerekmiyor. Parmaklar yapış yapış olduğunda bile projektör mükemmel bir şekilde kontrol edilebiliyor. PAI, ilk olarak Şubat 2019’da Çin’de görücüye çıkacak, ardından da ABD’de piyasaya sunulacak.

Bosch, internet bağlantılı yeni robot çim biçme makinesi Indego S+’yi de CES’de sergiliyor. Indego, Amazon Alexa üzerinden sesli kontrol sağlayan pazardaki ilk robot çim biçme makinelerinden biri. Ayrıca, çimlerin yeniden kesilmesi için en iyi zamana otomatik olarak karar vermek üzere webdeki hava durumu tahminlerini kullanan tek robot çim biçme makinesi.

Bosch, robot çim biçme makinesinin motor akışı, hızlanma, motor hızı ve yön gibi verileri değerlendirerek, çimlerin üzerindeki engelleri tanımasını geliştirmek üzere yapay zeka kullanıyor. Dr. Heyn, “Yapay zekayı, çimleri biçmeyi çok daha kolay ve konforlu hale getirmek için kullanıyoruz. Vizyonumuz, her seferinde çimleri mükemmel bir şekilde biçmek üzere Indego’nun bahçeye uyum sağlamasıdır” dedi.

Samsung Akıllı Telefonlar POS Cihazı Haline Geliyor

Ödeme teknolojileri alanında 35’ten fazla ülkede müşterilerine yenilikçi ve uçtan uca çözümler sunan Cardtek, Samsung Electronics ve First Data Polonya ile NFC (yakın alan iletişimi) özellikli akıllı telefon ve tabletlerin POS terminali olarak kullanmasını sağlayan “SoftPOS” çözümü için iş birliği anlaşmasına imza attı.

Cardtek’in SoftPOS çözümü sayesinde Samsung’un akıllı telefon ve tabletleri ek bir cihaza ihtiyaç duyulmaksızın, sadece bir uygulama yüklenerek, temassız EMV işlemlerin kabul edildiği bir mobil POS terminaline dönüşüyor. Bu yeni nesil terminaller üzerinde yapılacak EMV temelli temassız işlemler, mevcutta kullanılan tüm temassız özellikli plastik kartlar, mobil cüzdanlar ve giyilebilir teknolojiler ile gerçekleştirilebilecek. Cardtek, Samsung-Knox güvenlik altyapısı kullanan akıllı telefonlarda temassız EMV işlemlerin kabulünü sağlayan çok katmanlı güvenlik protokolleri ve EMV temelli ödeme altyapılarının Android işletim sistemine adaptasyonu için gerekli çözümü sağlarken First Data ise işlem kabulü anlamında hızlı ve güvenli bir işletim hizmeti sunacak.

Polonya’da hayata geçiyor

Uygulamanın pilot çalışmalarının 2019’un ilk yarısında Polonya’da hayata geçmesi hedefleniyor. İlerleyen dönemde Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgelerinde de hizmetin yaygınlaşması planlanıyor.

Cardtek CEO’su Güney: Devrim niteliğinde bir yeniliğin parçası olmaktan gurur duyuyoruz

Cardtek CEO’su Turgut Güney, “Samsung ve First Data ile geliştirdiğimiz altyapı, mevcutta kullandığımız akıllı telefon ve tabletlerin, EMV temelli temassız ödeme işlemi kabulü noktasında devrim niteliğinde bir yeniliği hayatımıza kazandırıyor. Dijital ödemelerde lider teknoloji sağlayıcılarından biri olarak, pazardaki oyunu değiştiren bu mobil inovasyonun bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Güney, akıllı telefonları mobil ödeme terminali olarak etkinleştirmenin verimlilik ve yayılım açısından çığır açacağına inandığını da söyledi.

Samsung Electronics Başkanı Joseph Kim ise bu ortaklığın eksiksiz ve güvenli mobil ticarete geçişte büyük bir adım olduğunu belirterek, “Ortaya koyduğumuz çözüm, uygulama ve kullanım kolaylığı sayesinde nakitsiz topluma geçişte devrim yaratacak” dedi.

First Data Polonya Genel Müdürü Krzysztof Polonczyk de “Yenilikçi ödeme çözümlerimiz, müşterilerimiz ve iş ortaklarımız için dünya çapında ses getirecek. İnanıyoruz ki bu proje ile beraber tüketicilere ve iş yerlerine kapsamlı ve kullanımı kolay çözümler üreteceğiz” diye konuştu.

Akıllı Şehirler Yaratmak için 5 İpucu

Uzun yıllardır ciddi bir potansiyel barındıran akıllı şehir projeleri, meyvelerini vermeye henüz başladı. Bu gecikmenin sebebi ise akıllı şehirlerin tam potansiyellerini ortaya çıkarmak için gerekli olan ağ bağlantısı, sunucu depolama ve bilişim altyapısına daha yeni sahip olmamız. Bu hem belediyeler hem de günlük hayatları bağlantılı şehirlerle daha kolay hale gelen vatandaşlar için olumlu bir gelişme.

Amazon Web Services daha etkin, başarılı ve paylaşımcı şehirlere sahip bir gelecek için bulut bilişim hizmetlerinden nasıl faydalanılabileceğine dair 5 ipucu paylaşıyor:

1. Bulut bilişim hizmetleri ile potansiyeli ortaya çıkarın

Akıllı ve paylaşımcı şehirler yaratmanın olmazsa olmazı, sağlam bir bulut sunucusudur. Bir başka deyişle bulut çözümleri, akıllı şehirler yaratmayı mümkün kılar. Şehirlerin her ay binlerce petabyte büyüklüğünde veri üreteceği göz önünde bulundurulduğunda, sağlam bir bulut altyapısına sahip olmanın ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Tüm bu bilgilerin güvenli bir biçimde saklanması gerekiyor. Kesintisiz veri akışı gereksinimlerini karşılamak amacıyla depolama kapasitesini sürekli olarak yükseltebilmek için bulut çözümünün ölçeklendirilebilir olması da oldukça önemli. Bir şehir ortamında sınırsız sayıda veri setini gerçek zamanlı analiz edebilen bulut analitikleri de vatandaşların yaşam koşullarını iyileştirmede kritik rol oynuyor.

Bunun güzel bir örneğini yakın zamanda Vestel ve Antalya Büyükşehir Belediyesi de hayata geçirmeye hazırlanıyor. Vestel AWS Nesnelerin İnterneti (Internet of Things – IoT) hizmetlerini kullanarak Konyaaltı Sahili’nde trafik ışıklarından elektrikli arabalara, akıllı telefonlardan dijital panellere kadar pek çok cihazı birbirine bağlayan bir ağ ortamı oluşturuyor. Güven Çemberi projesi kapsamında Vestel tarafından geliştirilen güneş enerjisi ile çalışan Endirek adlı akıllı şehir direkleri, Büyükşehir Belediyesi tarafından Konyaaltı sahilinde kurulacak. Bölgeye kurulacak 115 adet akıllı direk çocukların, Alzheimer gibi rahatsızlıkları olan yaşlıların ve evcil hayvanların takip edilmesini kolaylaştıracak ve çocuklar veya ihtiyaç duyan kişiler güven çemberinin dışına çıktığında sistem uygulama üzerinden ailelerin cep telefonlarına bilgi iletecek.

Belediyeler için tipik bir IoT senaryosu, bilgi almak için tüm bölgeye birbirine bağlı sayısız kablo ve sensor yerleştirmek olabilir. Ancak bu yöntemin en önemli sorunu oldukça maliyetli yatırımlar gerektirmesidir. Bu yüzden herhangi bir şehir için uygulanabilir alternatifler göz önünde bulundurulabilir.

2. Mevcut kaynaklardan faydalanın

Alternatiflerden biri, şehirde halihazırda kullanılan sensörlerden faydalanmaktır. Bunun nasıl yapılabileceği ile ilgili güzel bir örnek, şehirde gezerken insanlara yakınlarındaki uygun park yerlerini gösteren akıllı mobil park uygulamaları olabilir. Örneğin İspanya’da entegre mobil çözümleri üzerinde uzmanlaşan EYSA tarafından geliştirilen ParkXplorer, AWS bulut hizmetlerinden faydalanarak park metrelere, akıllı telefonlara, park sensörlerine ve ekosistemdeki diğer ilgili cihazlara bağlanıyor ve vatandaşlara kolay ve gelişmiş bir park hizmeti sunuyor. ParkXplorer, ekosistemdeki tüm öğeler tarafından üretilen bilgilerin toplanması, entegre edilmesi ve işlenmesi için Büyük Veri teknolojilerinden faydalanıyor ve kaynak yönetimini en yüksek seviyeye çıkarmak ve arka planda yürütülen işleri optimize etmek için gerçek zamanlı, aksiyon alınabilir geri bildirimler sağlıyor.

3. Her yerden bilgi alın

Mevcut altyapıdan faydalanmanın diğer bir yolu da örneğin otobüs veya trafik ışıklarına ucuz maliyetli, çok güçlü olmayan sensörler yerleştirerek onları bilgi toplayan cihazlar haline getirmek olabilir. Örneğin İstanbul gibi büyük bir şehirde sensörlerle donatılmış otobüsler şehirde gezerken trafik akışı, karbondioksit seviyesi, hava durumu gibi bilgileri toplayabilirler. Bulut analitiği ile bu bilgiler analiz edilebilir ve hangi bölgelerde yoğun trafik veya kaza olabileceği ya da hava kirliliğinin güvenli olmayan seviyelere ulaştığıyla ilgili vatandaşlar mobil uygulamalardan bilgilendirilebilir. İnsanlar genelde şehirlerin yaşayan varlıklar olduğunu söylerler – bu yöntem sayesinde şehre gerçek zamanlı bir MR çekilebilir.

4. Dış kaynaklardan destek alın

Sensörler bağlamak bulutu daha akıllı ve paylaşımcı şehirler yaratmak için kullanmanın tek yöntemi değil. Bulut aynı zamanda açık veri setlerinin yayınlanması için de kullanılabilir.

Veri setlerini paylaşmanın en önemli avantajlarından biri, bireysel geliştiricilerin ya da küçük işletmelerin kendi uygulamalarını geliştirmelerine olanak sağlaması. Bu uygulamalar makul bir ücret karşılığında satılabiliyor ya da reklamla desteklenerek uygulama geliştiricilere gelir sağlıyor. Bu döngü, inovasyonu sürekli olarak destekleyen bir uygulama ekosistemi ortaya çıkarıyor.

Bu tarz örnekleri şimdiden görmeye başladık bile. Örneğin İngiltere’deki Peterborough Belediye Meclisi’ni ele alalım. Meclis şehrin dört bir yanındaki okullara hava tahmin istasyonları yerleştirdi. Bu sensörler meteorolojik hareketleri ve iklim hareketlerini sürekli olarak gözlemliyor. Elde edilen veriler fen bilimlerinden sosyal bilimlere kadar okullarda verilen pek çok dersin programına entegre edilebilir ve eğitimi neredeyse gerçek zamanlı hale getirebilir. Meclis aynı zamanda bu verileri açık kaynak haline getirmenin, yeterince geliştirici istihdam edememe sorununa da çözüm getirdiğini fark etti.

5. Açık veri sayesinde vatandaşları uygulama geliştiricilere dönüştürün

Gerçek bir akıllı şehir sadece veri toplayan sensörlerden değil, aynı zamanda birbirlerine fayda sağlayan bir sisteme katkı yapan ilgili vatandaşlardan oluşur.

Akıllı şehirler ve bulut teknolojileri birbirleriyle çok uyumlular. İlki sürekli olarak değişip vatandaşlarının ihtiyaçlarına göre şekillenirken bulut bilişim hizmetleri de kullanıcılarının gelişen ihtiyaçlarına kolayca uyum sağlayabiliyor.

Şehirler vatandaşları sadece bilgi alan değil, aynı zamanda açık veri setlerini kıllanarak uygulama geliştiren bireyler olarak görmeliler. Buradan yola çıkarak toplanan bilgiler Amazon Web Services gibi güvenli bulut teknolojileri kullanılarak analiz edilebilir. Bu, şehirlerin gelişimine katkı sağlamanın yanı sıra vatandaşlara da daha iyi yaşam koşulları sunarak akıllı şehirlerin potansiyelini hayata geçirebilir.

Yeni Nesil CNC Teknolojisi Daha Hızlı ve Ekonomik Üretim Sağlıyor

Elektrik, elektronik ve otomasyon sektörlerinin öncü markalarından biri olan Mitsubishi Electric, yeni nesil CNC ürünleriyle başta otomotiv ve metal işleme olmak üzere dünya genelindeki birçok sektörde standartları belirliyor. Sanayi 4.0 evresinde Türkiye’nin üretim kalitesini daha yükseğe taşımasına katkıda bulunmak için ileri teknoloji çözümler sunduklarını belirten Mitsubishi Electric Türkiye Fabrika Otomasyon Sistemleri Mekatronik CNC Departmanı Kıdemli Müdürü Hakan Aydın, satış sonrası hizmetlere de büyük önem verdiklerini vurguladı. Daha ekonomik, daha hızlı ve daha hassas üretim için M80 ve M800 serisi CNC kontrol üniteleri gibi yeni seri ürünler sunduklarını belirten Aydın, CNC işleme merkezleri ve CNC torna makineleri için üreticilere yüksek katma değer sağladıklarını söyledi.

Güvenilir ve yüksek kaliteli ürünleriyle elektrik, elektronik ve otomasyon alanında dünya devi bir marka olan Mitsubishi Electric, fabrikalara hızlı entegrasyon, üretkenlik, esneklik ve verimlilik konusunda katma değer sunuyor. Dünyanın önde gelen makine üreticilerine CNC ürünleri ve çözümleri sağlayan Mitsubishi Electric, bu sayede daha ekonomik, daha hızlı ve daha hassas üretime imkan tanıyor. Sanayi 4.0 evresinde Türkiye’nin üretim kalitesini daha yükseğe taşımasına katkıda bulunmak için ileri teknoloji çözümler sunduklarını belirten Mitsubishi Electric Türkiye Fabrika Otomasyon Sistemleri Mekatronik CNC Departmanı Kıdemli Müdürü Hakan Aydın, markanın Türk makine sektörüne yönelik çalışmaları hakkında bilgiler aktardı.

Türk makina sektörü Sanayi 4.0 çağında güçlenerek büyüyecek

Türkiye’nin gerek nüfus yoğunluğu ve genç iş gücü gerekse iş kalitesi anlamında Avrupa’daki birçok ülkenin önünde yer aldığını söyleyen Hakan Aydın; “Ülkemizin lokomotif iş kollarından biri olan makine sektörü, Sanayi 4.0 çağında güçlenerek büyümeye devam edecek. Biz de Mitsubishi Electric olarak yüksek teknolojili inovatif ürünlerimiz, kaliteli servis ve yedek parça hizmetimiz, mühendislik bilgimiz ve know-how’ımızla şekillendirdiğimiz projelendirme çalışmalarımız ve büyük özen gösterdiğimiz satış sonrası hizmetlerimizle Türk sanayisinin hızla artan rekabet şartlarına uyum sağlamasına katkıda bulunmak için çalışıyoruz” dedi.

Satış sonrası hizmetlerde de iddialı

Mitsubishi Electric’in yüksek teknolojiye sahip CNC ürünleri ile başta otomotiv ve metal işleme sektörü olmak üzere dünya genelinde birçok sektörde standartları belirlediğinin altını çizen Aydın; “Mitsubishi Electric Türkiye Fabrika Otomasyon Sistemleri Mekatronik CNC Departmanı olarak Türkiye’deki çalışmalarımızı iki ana başlıkta toplayabiliriz. Birincisi yurt dışından ithal edilen Mitsubishi Electric CNC ürünleriyle donatılmış CNC tezgahlarına servis ve yedek parça hizmetleri sağlamak. İkincisi ise Türkiye’de faaliyet gösteren makine imalatçılarının ürettikleri CNC tezgahları için gerekli Mitsubishi Electric donanımını sağlamak, projelendirme çalışmalarını yürütmek ve devreye almak. Özellikle Tayvan başta olmak üzere birçok ülkeden Türkiye’ye yılda bin adetten fazla Mitsubishi Electric kontrollü makine geliyor. Satış sonrası hizmetler de en çok önem verdiğimiz konuların başında geliyor. Bu doğrultuda deneyimli ve yetkin bir ekip ile müşterilerimize sorunsuz bir hizmet sunmayı hedefliyor ve çalışmalarımızı planlıyoruz” şeklinde konuştu.

Daha ekonomik, daha hızlı ve daha hassas üretim

Sektör profesyonellerine sundukları yeni seri ürünlerin optik haberleşme, yüksek hızlı ve yüksek hassasiyetli işleme, yüksek önden okuma kapasitesi, standart olarak sunulan data server fonksiyonu gibi özellikleri ile üretim süreçlerini çok daha verimli hale getirdiğini belirten Hakan Aydın; “CNC kullanıcıları daha ekonomik, daha hızlı ve daha hassas üretim hedefleri için yeni seri ürünlerimizi tercih ediyorlar. CNC işleme merkezleri ve CNC torna makineleri için üreticilere sunduğumuz katma değeri her geçen gün daha da artırmak için çalışıyoruz. Bu doğrultuda inovatif ürün gamımız içinde yer alan M80 ve M800 serisi CNC kontrol ünitelerimizi geliştirmeye devam ediyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.

Exit mobile version