Etiket: Sağlık
Detoks Etkili 5 Kış Besini
Kullandığımız bakım ürünlerinden gıdalarla aldığımız kimyasallara, temizlik malzemelerinden böcek ilaçlarına, fast-fooddan alkol ve sigaraya, kirli havadan gereksiz yere içtiğimiz ilaçlara… Günlük hayatımızda pek çok zararlı etkenle iç içe yaşıyoruz. Gerçi vücudumuzun temas ettiği bu zararlı etkenlerden, toksinlerden kurtulmak için doğal bir sistemimiz var; bu görevi üstlenen karaciğerimiz vücudumuzu temizlemek için çok çalışıyor. Ancak bazen toksinleri vücuttan atmak için karaciğere yardım etmek gerekebiliyor. İşte bu aşamada detoks içeriği yüksek gıdalara ihtiyaç olduğunu belirten Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Hiçbir besin tek başına mucizevi olmamakla birlikte, meyve ve sebzeler antioksidan açısından daha zengin olduğundan zararlı maddelerin vücudumuzdan arındırılması için çok önemli bir fırsat sunuyor. Elbette tüketeceğiniz miktarda aşırıya kaçmamak kaydıyla. 1 porsiyon içeceği gün içerisinde 1 kez ihtiyaca göre ana öğün veya ara öğün olarak tercih edebilirsiniz. Ancak diyabet, hipertansiyon, tiroit gibi hastalıkları olanların mutlaka dikkatli tüketmesi gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, vücudu arındırmak için detoks etkili 5 kış besinini anlattı, pratik içecek tarifleri verdi.
Bal Kabağı
Kabak cildimizin sağlığında önemli bir rol oynadığı tespit edilen C ve E vitaminlerinin yanı sıra A vitaminine dönüşen beta-karoten içeriyor. Parlak turuncu renkleriyle ünlü olan bal kabağı, bağışıklık sistemini desteklemede de önemli bir rol oynuyor. Araştırmalar, lif yönünden zengin olmasının bağırsakların temizlenmesine katkı sağladığını ve kabızlık gibi bağırsak şikayetlerini azalttığını ortaya koyuyor.
Ispanak
Ispanak kabızlığı önlemeye ve sağlıklı bir sindirim sistemini teşvik etmeye yardımcı olan lif ve su açısından oldukça zengin bir besin. Ayrıca yüksek oranda kalsiyum, demir ve magnezyum içeriyor. C vitamini açısından zengin olan ıspanak bağışıklığı desteklerken aynı zamanda cilde ve saça yapı sağlayan kolajenin üretimi için çok önemli.
Turp
Turp bol miktarda lif sağlayarak sindirimi kolaylaştırıyor. Aynı zamanda safra üretimini düzenlerken, karaciğeri ve safra kesesini koruyor. Yüksek oranda C vitamini ve antioksidan içermesi sayesinde bağışıklık sistemini de destekleyen turp, mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmada önemli bir besin. Özellikle kırmızı turp, antosiyanin açısından zengin olup, karaciğer, mide, böbrekler, mesane ve kardiyovasküler sistem için de koruyucu.
Greyfurt
Yüzde 88’i sudan oluşan greyfurt C vitamininin de iyi bir kaynağı olup, vücudu toksinlerden arındırmaya oldukça yardımcı. Ayrıca lif açısından oldukça zengin olduğu için bağırsakların çalışmasına destek oluyor. Yüksek lif içermesi tokluk hissinizin artmasına yardımcı olurken kilo verme diyetlerinizde iyi bir alternatif olabilir. Ancak greyfurt bazı ilaçlarla etkileşime girdiğinden ilaç kullanan kişilerin mutlaka doktorlarına danışmaları gerekiyor.
Kivi
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Kış meyvesi olan kivi, soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmada etkili C vitamini açısından oldukça zengin bir besin. Ayrıca A, B2, E, K vitaminleri, folik asit, potasyum, demir, magnezyum, kalsiyum, bakır ve fosfor minerallerini de içeriyor. Yüksek lif içeriği sayesinde bağırsakların çalışmasına yardımcı oluyor, kabızlığı gideriyor. Actinidin enzimi içeriği sayesinde sindirimi de kolay olan bir besin.
4 pratik detoks tarifi
Bal Kabaklı Smoothie
1 çay bardağı haşlanmış püre yapılmış balkabağı
1 orta boy muzun yarısı
1 çay bardağı süt
2 kaşık yoğurt
İstenilen kadar tarçın
Tüm malzemeleri blenderdan geçirip tüketebilirsiniz.
Ispanaklı Smoothie
1 ince dilim ananas
Yarım orta boy yeşil elma
1 avuç çiğ ıspanak
1 küçük boy muzun yarısı
2 yemek kaşığı yoğurt
1 çay bardağı süt
Tüm malzemeleri blenderdan geçirin.
Turplu Smoothie
1 orta boy portakal
1 küçük boy salatalık
1 küçük boy havuç
1 adet turp
1 adet kereviz
Tüm malzemeleri posası ile birlikte sıkan katı meyve sıkacağından geçirip tüketebilirsiniz.
Greyfurt ve Kivili Smoothie
1 orta boy kivi (olgunlaşmış olursa daha tatlı olur)
1 yarım orta boy greyfurt
Yarım limon suyu
1 çay kaşığının ucu kadar kök zencefil
1 bardak kefir veya 3 kaşık yoğurt
İsteğe bağlı olarak 1 çay kaşığı bal
Tüm malzemeleri blenderdan geçirin.
Yorgunluğunuzun Nedeni B12 Eksikliği Olabilir!
B12 eksikliği bulunan kişilerde en sık görülen durum: Yorgunluk. Yorgunlukla beraber; kafa karışıklığı, hafıza kaybı ve bunamanın da B12 eksikliğinin belirtileri arasında yer aldığını ifade eden uzmanlar, bu durumun; geri döndürülemez kafa karışıklığı ve hafıza kaybı da dâhil olmak üzere, zihinsel sorunlara yol açabileceğinin altını çizdi.
Üsküdar Üniversitesi NP İSTANBUL Beyin Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Güzin Oğuz Yıldırım, B12 vitamini eksikliği hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.
“Yorgunluk, düşük B12 vitamini düzeylerine sahip kişilerde en sık görülen semptomdur. Ancak yorgunluk, hemen hemen her sağlık durumunun bir işareti olabilir, ya da sadece yeterince uyumadığınız için yorgun olabilirsiniz” diyen Uzm. Dr. Güzin Oğuz Yıldırım, “B12 eksikliğinin diğer belirtileri arasında yorgunlukla beraber kafa karışıklığı, kognitif bozukluk, uyuşukluk ve karıncalanma yer alır” dedi.
Veganlar risk altında!
Yıldırım, “B12 vitamini eksikliğiniz; vücudunuz besinleri doğru bir şekilde ememediğinde ve sindirim sistemi ile ilgili başka sorunlarınız olduğunda, diyetinizde doğru besinleri alamadığınızda ortaya çıkabilir” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çoğu B12 hayvansal ürünlerden oluştuğu için, veganlar B12 eksikliği için risk altındadır. Crohn ve çölyak hastalığı, kilo kaybı cerrahisi bariyatrik cerrahi ve kronik alkolizm, bir kişinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini yeterince emebilme yeteneğini engelleyebilir. Yaşlılar da besin emiliminde ve yetersiz beslenmede daha fazla sorun yaşamaktadır.
B12 eksikliği; hafıza kaybı, bunama ve anemiye neden oluyor!
B12 vitamini, vücudunuzun sağlıklı kırmızı kan hücrelerini oluşturmasına yardımcı olan kritik bir unsurdur. Eğer kronik B12 eksikliğiniz varsa, vücudunuz ihtiyacı olan kırmızı kan hücresi miktarını yapamaz, bu da anemiye neden olabilir. B12 vitamini eksikliği olan çoğu insanın hafif bir problemi vardır. Ancak bazı durumlarda, ciddi sonuçları olabilir. Geri döndürülemez kafa karışıklığı, hafıza kaybı ve bunama da dâhil olmak üzere zihinsel sorunlar geliştirebilirsiniz. Düşük B12 seviyeleri de sinir hasarı ve anemiye neden olur ve kemiklerinizi zayıflatır.”
Hayvansal ürünler, B12 kaynağı!
Uzm. Dr. Güzin Oğuz Yıldırım, et, kümes hayvanları ve deniz ürünleri gibi hayvansal ürünlerin ve süt, yumurta, yoğurt, peynir gibi sütlü gıdaların en iyi B12 vitamini kaynakları olduğunu söyleyerek,
“Bal, sebze ve meyveler B12 vitamini kaynakları değildir, bu nedenle vegan diyetini takip eden insanlar için besinler yeterli olmayabilir. Bir vegan iseniz, B12 ile güçlendirilmiş takviyelere ihtiyacınız vardır. Ayrıca, hamile ve emziren anneler için de tavsiye edilen B12 takviyesi alabilirsiniz. Bazen B12 eksikliği, diyet dışındaki durumlardan kaynaklanır. Vücudunuz B12’yi düzgün bir şekilde ememezse, B12’nizi güvenli seviyelere taşımak için bir doktor yardımına ihtiyacınız olacaktır” diye konuştu.
B12 eksikliği nasıl tedavi edilir?
Bazı antibiyotik, antiasit, nöbet ve diyabet ilaçlarının B12 vitaminin emilimini engellediğini ifade eden Yıldırım, B12 vitamini eksikliğinin tedavisi hakkında şu bilgileri verdi:
“Bazı insanlar için, vitamin takviyesi almak veya daha fazla hayvansal ürün (veya her ikisi de) tüketmek, B12 seviyelerini olması gereken yere geri getirmeye yardımcı olabilir. Ancak diğer insanların ciddi bir eksikliği olabilir ya da B12’nin düşmesine neden olan temel bir sağlık durumu olabilir. Doktorlar bir B12 eksikliğini çeşitli şekillerde tedavi edebilir. Semptomlarınız hafif veya ılımlı ise, günde bir kez aldığınız bir B12 ilavesiyle başlayabilirsiniz; haftalık olarak kullanılan bir B12 vitamini tableti işinizi görebilir veya daha az sıklıkta B12 vitamini enjeksiyonları ile bu sorunu çözebilirsiniz.”
Karpal Tünel Sendromundan Korunmak İçin 5 Öneri
Her yaş grubunda görülebilen ancak en çok orta yaş grubundaki kadınlarda ortaya çıkan “Karpal Tünel Sendromu”, öncelikle sık kullanılan el bileğini etkiliyor ve hastaların yüzde 50’sinde, her iki el bileğinde de oluşabiliyor. Hastalığın ilerlediği ve tedavinin geciktiği durumlarda, parmaklarda güç kaybı yaşanabiliyor. El bilek sinirlerini olumsuz etkileyebilecek hareketlerden kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmak, hastalıktan korunmada önemli rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Yılmaz Niyazi Yazman, “Karpal Tünel Sendromu” oluşumuna karşı önerilerde bulundu.
Her iki elde de görülebilir
Karpal tünel sendromu, elin önemli sinirlerinden biri olan “median” sinirinin el bileğinde sıkışması sonucu ortaya çıkar. En sık belirtileri; baş parmak, işaret parmağı ve orta parmaklarda genellikle geceleri aralıklarla ortaya çıkan uyuşma, karıncalanma, yanma gibi şikayetlerdir. Hasta bu nedenle uykudan uyanır ve ellerini sallayarak rahatlatmaya çalışır. Hastalığın ilerlediği durumlarda, zamanla ellerde ve parmaklarda güçsüzlük meydana gelir ve şikayetler diğer elde de başlayabilir. Bunun yanında karıncalanma ve uyuşma artar, devamlılaşır ve başparmakta kuvvetsizlik başlar. Çok ileri evrelerde ise başparmak tarafındaki kasta erime görülebilir.
Gebelikte başlayıp, doğumla bitebilir
Karpal tünel sendromu; gebelik döneminde başlayıp, yalnızca bu süreçte devam eden ve doğum sonrasında kendiliğinden düzelebilen bir seyir de gösterebilir. Hastalık erken dönemde anne adayında, sabahları orta parmakta uyuşma ve karıncalanma ile belirti verir. Bu durum, parmakların hareket ettirilmesi ile ortadan kalkar. Karpal tünel sendromu olan ve şikayetleri olan gebelerde egzersiz ve yaşam şekli değişiklikleri önemlidir. El ve el bileğini zorlayıcı hareketler yapmamak, el bileğini dinlendirmek için istirahat, ateli kullanmak, tuz ve su alımı ile kilo dengesini kontrolde tutmak, el bileği egzersizleri yapmak, hastalığın olumsuz etiklerini azaltacaktır.
Belirtileri boyun fıtığı ile karıştırılabilir
El-bilek hastalığı, diğer sinirleri etkileyen hastalıklar ile karışabilir. Özellikle boyun fıtıkları belirtileri buna dahildir. Ayrıca sinir sistemini etkileyen şeker hastalığı, tiroit hastalığı, romatoid artrit, kronik böbrek yetmezliği gibi diğer metabolik hastalıkları olanlarda karpal tünel sendromu daha çok gelişebilir. Karpal tünel sendromunun teşhisi EMG ile konulmaktadır. EMG ile hastalığın seviyesi hakkında da fikir edinilir. Karpal tünel sendromu çok hafif düzeyde ise el bileği atelleri kullanılabilir. Bunun yanında el bileğini zorlayıcı aktivitelerden kaçınmak da hastalığın ilerlemesini önleyebilir. Tedavide el bileğinden uygulanan tetik nokta enjeksiyonu da hafif düzeydeki hastalarda yararlı sonuçlar vermektedir.
Elleri zorlayıcı hareketlere dikkat!
El bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketleri, karpal tünel sendromu oluşumu için önemli bir risktir. Bu nedenle bazı meslek gruplarında bu hastalığın görülme sıklığı daha fazladır. El bileğinin sürekli kullanıldığı bazı meslek grupları olan marangozlar, bahçe işleri ile uğraşanlar ve çiftçiler, hayvancılık ile uğraşan kişiler, ev kadınları ve el işi yapanlar, fabrika işçileri ile uzun süre bilgisayar başında çalışanlarda, sinir harabiyeti ortaya çıkmaktadır.
El bileğini doğru kullanmak için…
- Bilgisayar kullanımında uygun mouse tercih edin.
-
Bileğe yük bindirecek şekilde masaya dayanarak çalışmayın.
-
Ağır yük kaldırmayın.
-
El işi yaparken dikkat edin ve elde çamaşır sıkma gibi işlemlerden kaçının ya da bileğinizi zorlamamaya özen gösterin.
-
El bileğini kuvvetlendirici özelliği olan ve gün içinde 10’ar kez tekrarlamanız gereken şu egzersizleri yapın:
- Bileklerinizi düz tutup, parmaklarınızı kendinize çekin ve bu şekilde 5 saniye (5’e kadar sayın) tutup parmaklarınızı eski haline getirin.
- Parmaklarınızı sıkıp elinizi yumruk yapın, sonra yumruğunuzu aşağı doğru bükün. Bu hareketi yaparken de 5’e kadar sayın ve daha sonra bileklerinizi düz tutun ve parmaklarınızı gevşetin.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Yeni Bir Aşı Teknolojisi Geliştirildi
Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen ‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi bu kez de Çin Patent Ofisi’nden patent aldı. Dünyada ilk kez Türk bilim insanları tarafından geliştirilen ve ASC proteini mikrokürecikler’inden oda sıcaklığında 30 gün dayanabilen aşı taşıyıcı teknolojisi Avrupa Patent Ofisi, Japonya ve ABD’den patent almıştı.
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’in Çin Patent Ofisi’nden patent almış olması sebebiyle ‘’triadic patent’’ olarak adlandırılan buluşu, Türkiye’nin ilk ve tek biyoteknoloji patenti olarak artık dört dünya bölgesinde koruma altına alınmış oldu. Uluslararası yatırımcıların dikkatini çekmesi beklenen ‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi’, tüm dünyada Kuş Gribi ve Domuz Gribi gibi hastalıkların yanı sıra, Zika benzeri dünyayı sarsan yeni virüslere karşı da etkin bir buluş olarak kabul görüyor.
Türkiye’nin dört kıtada patent alan buluşu
Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Araştırma Merkezi ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’e, “oda sıcaklığında 30 gün muhafaza edilen aşı taşıyıcı protein mikrokürecik teknolojisi” buluşu için ABD, Japonya, Avrupa Patent Ofisi’nden sonra Çin’de patent verdi. 2009 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde sürdürülen proje kapsamında geliştirilen “ASC zerrecik/mikrokürecik aşı taşıyıcı” teknolojisi, soğuk zincir standartlarından bağımsız olarak dünyanın her yerine aşıların bozulmadan gönderilmesini olanaklı hale getiriyor.
Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen sistemin dünyada henüz mevcut olmadığının altını çizen Özören “Günümüzde aşı teknolojisinde kullanılan lipozom veya nano-parçacık odaklı farklı taşıyıcı sistemler var ancak bizim geliştirdiğimiz mikro kürecik sistemi yepyeni bir teknoloji. Bu sistem, ASC proteininin meydana getirdiği iplik yapılarının birbiri üzerinde katlanarak yumak gibi tanımlanabilecek sağlam bir yapı oluşturmasından kaynaklanıyor” diye konuştu.
Aşılar normal ısı koşullarında dünyanın her yerine gönderilebilecek
Günümüzde kullanılan yeni nesil aşılara mikroorganizmaların sadece en çok bağışıklık yanıtı veren parçaları dâhil ediliyor, bu yapıları içeren aşıların da 2-8 0C derecede ve sabit koşullarda saklanmaları gerekiyor.Dünyada ilk kez ASC zerrecikleri üzerinde başka moleküllerin (antijenlerin) taşınabileceğini ve bunların makrofaj hücreleri tarafından sindirilebileceğini bulup bu sayede aşı teknolojisi geliştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Özören, dışarıdan bir virüs ya da mikroorganizma hücre içine ya da vücut içine geldiğinde tetiklenen bu mekanizmanın enfeksiyon bölgesindeki mikroorganizmanın yok edilmesinde etkili olduğunu belirtti. Özören, “Buluşumuz olan ASC zerrecik taşıyıcısı; üzerine yüklenen antijenleri/uyaranları 30 gün boyunca oda sıcaklığında ya da donma/çözülme döngülerine dirençli bir şekilde koruyor. Bu teknoloji ile geliştirilecek tüm aşılar; bugün ihtiyaç duyulan sabit koşullar yerine normal ısı koşullarında dünyanın her yerine gönderilebilecek” dedi.
Yeni Yılda Sağlıklı Yaşam İçin 9 Öneri
Kötü alışkanlıklardan uzak durmak, hareketli bir yaşam tarzı benimsemek, sağlıklı beslenmek ve en önemlisi de stresi kontrol edebilmek sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, yeni yıla sağlıklı girmek, sağlıklı kalmak ve pek çok hastalıktan korunmak için 9 sağlıklı öneride bulundu.
Sağlıklı kiloda kalın
Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra aktif yaşam tarzı ile ideal kilonuzda kalmayı başarabilirsiniz. Bilindiği gibi obezite, yaşam kalitesini düşüren ve diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, böbrek hastalıkları, kanser gibi pek çok hastalığın gelişiminde rol oynayan önemli bir toplumsal sağlık sorunudur.
“Yemek günlüğü” tutun, sağlıklı beslenin
Yemeklerinizde daha fazla oranda tam tahıl, taze sebze, meyve ve baklagilleri tercih edin. Şekerli aperatiflerden uzak durmaya gayret edin. Beslenmeyi sağlıklı bir hale getirmek için “yemek günlüğü” tutulması çok yararlı. Çünkü kişinin farkında olmadığı veya kabul etmediği beslenme yanlışlarını düzeltmesi olası değil. Kahvaltının atlanmaması ve akşam yemeklerinin hafif yemekler olmasına özen gösterilmesi uygun olur.
Ara öğünlerde düşük kalorili atıştırmalıkları (yarım elma, az yağlı küçük yoğurt gibi) tercih ederek gereksiz kalori yüklemekten kurtulun. Günlük tuz tüketiminin 6 gramı (bir çay kaşığı) geçmemesi gerekir. Hiç ekstra tuz kullanılmasa da tüketilen besinler ile günlük tuz gereksiniminin 4’te 3’ü karşılanır. Yenilen besinin 100 gramında 1.5 gramdan fazla tuz varsa, o besinin tuzlu olduğu göz önünde bulundurulmalı.
Sıvı tüketimi çok önemli olup, özel bir sağlık sorunu yoksa kişinin günde 6-8 bardak su içmesi çok yararlıdır. Taze sıkılmış ve şeker eklenmemiş meyve suyu veya sebze sularını günde 150 ml’den fazla tüketilmemesi gerekir.
Egzersiz yapın
Düzenli olarak günlük egzersiz yaparak sağlıklı yaşlanma sürecinde önemli bir adım atmışsınızdır. Tek bir egzersiz türü yerine dayanıklılık, kuvvet, esneklik ve denge egzersizlerini içeren bir program yapmanız, sağlıklı bir bedene sahip olmak için önemli. Buna göre yürüyüş, yüzme, ip atlama, dans, trambolinde zıplama, bisiklet sürme, tek ayak üstünde durma, ağırlık kaldırma, topuk üstünde yürüme, yoga, bahçe işleri ile uğraşma gibi aktivitelerden birkaçını günlük yaşantınıza ekleyerek eğlenceli bir egzersiz programı yapabilirsiniz.
Sigara ve tütün ürünlerini kullanmayın
Sigara ve tütün kullanımı zararlı alışkanlıklardır. Kalp ve damar hastalıkları, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kanser gelişiminde, sorumlu faktörlerden bir tanesi de sigara ve tütün kullanımı olduğu unutulmamalı. Bu kötü alışkanlıklardan ne kadar erken kurtulunursa, o kadar iyidir.
Güneşe uzun sure maruz kalmaktan sakının
Günün saat 10.00 ile 16.00 arasındaki zaman diliminde direkt güneş ışığında güneşlenmekten sakının. Sürekli güneşe maruz kalan yüz ve ellerinize koruyucu krem sürün. Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için en az 15 faktör güneş koruyucu özelliği olan kremleri kullanın. İnsan vücudunda üretilen tek vitamin olan D vitamini üretimini sağlamak için genellikle günde 15 dakikalık süre ile kol ve bacakların güneşte tutulması yararlıdır.
Stresle başa çıkmayı öğrenin
Günlük yaşantımızda yoğun olarak maruz kaldığımız stresli durumlar ile başa çıkabilmek için birkaç yöntem uygulanabilir. Birincisi, bakış açısını değiştirmektir. Stres yaratan durumun aslında çoğu zaman sizi hayat boyu etkilemeyeceğini göz önünde bulundurun. İkincisi, sizin desteğinize gereksinim olan kişilere yardım ederek kendi sorunlarınızı daha kolay aşabilirsiniz. Ayrıca yaşadığınız mutlu olayları, olumlu insanları not ederek, hatırlayarak stresi gözünüzde küçültebilirsiniz. Son olarak, nefes alıştırmaları yapabilirsiniz. Dakikada aldığınız nefes sayısını sayıp, bir sonraki dakika içinde nefes sayınızı yarıya indirerek rahatlayabilirsiniz.
İyi uyuyun
Her gün 7-8 saat uyumaya özen gösterin. Uyumadan önce ılık bir banyo almanız, karanlık bir ortamda uyumanız rahat uyku uyumanıza yardımcı olacaktır. Uyumadan önce ağır egzersiz yapmak, televizyon veya bilgisayar karşısında uyumaya çalışmak uykunun kalitesini düşürecektir.
Sosyal ilişkilerinizi güçlendirin
Sağlıklı yaşam sadece diyet ve fiziksel aktivite ile sağlanamaz. Diğer insanlar ile olan bağlantılarınız, sosyal iletişim ağınız da sağlıklı bir yaşam sürmenize katkıda bulunur. Aile bağlarını kuvvetlendirmek, komşu ve iş arkadaşlarınız ile zaman geçirmek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Günümüzde sanal iletişim daha yoğun kullanılsa da yüz yüze iletişim kurarak duygu dünyanızı zenginleştirebilirsiniz.
Düzenli olarak kontrollerinizi yaptırın
Diyabet, hipertansiyon, romatizmal hastalıklar, kalp hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik hastalıkları olan kimselerin doktorları ile iletişim halinde olarak kontrollerini aksatmamaları önemli. Herhangi bir sorunu olmasa da herkesin haftada bir kez göz ve elleri ile kendi vücudunu, cildini kontrol etmesi, cilt değişikliklerinin, cilt altındaki ufak yumru ve bezelerin erken dönemde fark edilmesini sağlayabilir
Ses Kısıklığına Karşı 9 Etkili Öneri
Havaların buz kestiği bugünlerde bağışıklık sistemimizin zayıflaması ses sağlığımızı da yakından tehdit ediyor. Hele de sürekli konuşmak zorunda olanlar ya da yüksek sesle hitap etmesi gereken kişiler çok daha risk altında. Zira toplumumuzda basit ve geçici bir durum olarak görülen, ses kısıklığı kalıcı hasarlara zemin hazırlayabiliyor! Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, sinirli biçimde bağırmanın yanı sıra futbolda ani gol heyecanının da ses tellerinde kanamaya yol açabileceğini belirtirken, ses kısıklığına karşı basit ama etkili 9 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
- Boğazınızı temizlemeye çalışmayın
Sık sık boğaz temizleme hareketi yapmaktan ve sert öksürüklerden kaçının. Bunun yerine boğazınızda gıcık varsa su içerek ondan kurtulmaya çalışın. Kuru, klimalı, tozlu ve dumanlı ortamlar ses tellerine zarar verdiğinden böyle ortamlarda kendinizi koruyup sıvı alımını artırın.
- Bol su için
Sıvı tüketimi çok önemli. Gün boyu ortalama en az 6-8 bardak su için. Çünkü sesin başlıca düşmanlarından biri yeterince su içmemek. Hava zaten soğuk diyerek su tüketmeyen kişilerin ses tellerinde oluşan kuruluk ses kısılmasına yol açıyor. Ses telleri nemli tutulduğunda ses daha sağlıklı oluyor. Ihlamur, zencefil, bal gibi bitki çayları aşırıya kaçılmadığı sürece faydalı olabiliyor. Burada özellikle etken madde sıcak su ve buhar.
- Bir anda soğuğa çıkmayın
Odanız aşırı sıcak olmamalı. Isıyı yaklaşık 25 derecede tutun. Kaloriferin üzerine su dolu bir kap koyarak ortamı da nemlendirebilirsiniz. Isıtılmış ortamdan birdenbire soğuğa çıkmak yerine önce bulunduğunuz ortamın ısısını düşürün. Hava koşullarına uygun giyinin.
- Sesinizi doğru kullanın
Sesinizin tonunu ayarlayarak ve aralıksız konuşmak yerine ara ara durup nefes alarak, yani ses tellerinizi dinlendirerek konuşun. Bağırmak, yüksek sesle konuşmak ve ani çıkışlar yapmak ses tellerine zarar verdiğinden bu davranışlardan kaçının. Stadyum ve düğün salonu gibi gürültülü yerlerde sesinizi zorlamayın.
- Stresi kontrol altına almayı öğrenin
Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan “Gergin ve öfkeli konuşma ses tellerinde ciddi hasar oluşturur. Sinirli biçimde bağırma ses tellerinde kanama sebebidir. Maç seyreden birinin aniden gol diye yüksek sesle bağırması yine ses telinde kanama yapabilir. Öfke kontrolü ses sağlığı için önemlidir. Sesteki gerginliği azaltmak için psikolojik destek yararlıdır” diyor.
- Beslenmenize dikkat edin
Sigara ve alkolden uzak durun. Çay, kahve, bitki çayları, süt ve süt ürünlerini aşırı tüketmeyin. Fast-food olarak da bilinen hazır gıdalar, çikolata, kızartmalar, turşu, ketçap, mayonez, hardal, aşırı baharatlı gıdalar, gazlı içecekler, hazır meyve suları gibi kendisi asitli olan veya asit artırıcı içeceklerden kaçının. Midenizi tıka basa doldurmayın. Yatmadan 2-3 saat önce yemeyi
kesin.
- Uykunuza dikkat edin
Yapılan bilimsel çalışmalar, uykusuzluk ve yorgunluğun da ses kısıklığına yol açtığını ortay koyuyor. Bu nedenle uyku düzeninize çok dikkat edin. Kaliteli uyumaya özen gösterin.
- Bu hastalıklarınız varsa mutlaka tedavi olun
Reflü, alerji, sinüzit, farenjit ve tiroit gibi hastalıklar da ses kısıklığına neden olabiliyor. O nedenle kronik hastalığınız olup olmadığını mutlaka öğrenin ve en kısa zamanda tedavi olun.
- Kemerinizi fazla sıkmayın
Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Davranışsal değişiklikler yaparak ses hijyeninizi sağlayabilirsiniz. Bu değişikliklerden biri de kıyafetleriniz. Örneğin, kemerinizi fazla sıkmayın. Karın içi basıncını artıracak davranışlardan uzak durun. Belinizi sıkan kıyafetler giymeyin” diyor.
Kış Çayları Doğru Tüketmek İçin:
Havaların soğumasıyla birlikte özellikle üst solunum yolu hastalıkları, soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi hastalıkların görülme sıklığı da artıyor. Kış aylarında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin önemli olduğunu belirten Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Soğuk havalarda içimizi ısıtan ve şifa veren bitki çayları içmek de çok eskiden beri var olan geleneklerimizden biridir. Ancak doğru bitki karışımları uygun şekilde hazırlanmalı ve kararında içilmeli” dedi.

Bitki çayları doğru tüketildiğinde faydalı
Bitki çaylarının amacına göre doğu bitkilerin kullanılarak hazırlanmasının önemli olduğunu belirten Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Çünkü biliyoruz ki bitkilerin doğal yapısında, yararlı olduğu kadar zararlı bileşikler de var ve doğru hazırlanarak uygun dozlarda tüketildiklerinde faydalı olurlar. Özellikle kronik bir rahatsızlık nedeniyle düzenli ilaç kullananlar bitki çaylarına başvurmadan önce mutlaka doktoruna danışmalı” dedi.
Bitki çayları karanfil, tarçın ve balla tatlandırılabilir
Kış aylarında en çok tercih edilen çayların ise başta ıhlamur ve zencefil olmak üzere kuşburnu, elma, papatya çayları gibi çaylarının olduğunu söyleyen Sibel Mumcu, “Çayları tatlandırmak için limon, karanfil, tarçın, bal gibi tatlandırıcılar kullanılabilir” önerisinde bulunarak bitki çaylarının faydalarını şöyle sıraladı:
Kuşburnu, en çok C vitamini içeren meyvelerden biridir. Ayrıca B vitaminleri, potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum gibi mineraller ve meyve asitleri içerir. C vitamini enfeksiyon ve soğuk algınlığına karşı vücudu güçlendirir. B vitaminleri enerji metabolizmasını düzenler, içerdiği meyve asitleri sindirim sistemine faydalıdır.
Zencefil, soğuk algınlığının tedavisinde sıklıkla kullanılan bir bitkidir. Zencefil çayının burun tıkanıklığını giderdiği bilinmektedir. Terlemeye neden olduğu için toksin atıcı özelliği olan zencefil, aromatik yağlar açısından da zengindir. Manganez, magnezyum, fosfor, kalsiyum C vitamini ve demir içerir. Hazımsızlık ve bulantı gibi mide rahatsızlıklarına da iyi gelir.
Kış aylarının en sağlıklı meyvelerinden biri de elmadır. İçeriğindeki antioksidan vitaminler ve flavanoidler sayesinde bağışıklığı güçlendirir. Lifli yapısı sayesinde hazımsızlık sorunlarına iyi gelir.
Boğaz ağrısı sorununu hafifleterek öksürüğe iyi gelen papatya çayı ise aynı zamanda strese iyi gelen ve sakinleştirici etkiler de gösterir.
Ihlamur, güçlü antioksidan bileşikler içerir. Bu nedenle soğuk algınlığı, nezle ve gribal enfeksiyonların destek tedavisinde tercih edilir. Ihlamur çayının buharı burun tıkanıklığını açar, sıcak çayı ise boğaz ağrısına ve öksürüğe iyi gelir. Ihlamura bal ve limon eklenebilir. Limon ile tüketildiğinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Üşütmeden kaynaklanan öksürüğe karşı iyi gelir. Stresi azaltıcı etkisi bulunan ıhlamur çayı, sinirleri yatıştırır ve uykuya geçişi kolaylaştırır.

