Loading...

Ağlar ve ipler karışınca…

Ortalık sakinleşmedi ama ilk heyecanlı açıklamalar yapıldı. Trump ile Dorsey’in karşılıklı atışmaları ise düşük tansiyonlu olarak devam ediyor. Ancak bu kavga kolay kolay bitecek gibi görünmüyor. Medyanın ağları ve siyasetin ipleri birbirine karıştı. Çektikçe daha da düğüm oluyor.
Başlangıç… Sen çekil artık Dorsey…
Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Twitter’ın hisselerini alan Paul Singer’ın ilk talebi Jack Patrick Dorsey’in CEO’luğu bırakması yönünde oldu. Paul Singer, aralarında Twitter, Wella AG, Novell, Compuware, Hess, Telecom Italia, Samsung, AT&T, JW Marriott, Akzo Nobel, AC Milan, Softbank Group ve Alexion Pharmaceuticals gibi tanınmış teknoloji, iletişim, turizm, ilaç firmaları ile Amerika ve İngiltere’de çok sayıda enerji yatırımı olan Elliot Management Corporation’ın kurucusu. Aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti’nin de en önemli destekçilerinden olan Singer’ın Twitter’daki ilk icraatının CEO değişikliği talebi olması Dorsey ve Trump kavgasının aslında ne kadar derinlikli olduğunu gösteriyor.
Cumhuriyetçi Parti’nin birçok senatörünün seçilmesinde doğrudan etkili olan Paul Singer’ın aynı zamanda eşcinsel evliliğini destekleyen ve fonlayan bir yatırımcı olduğunu söylemekte de yarar var. WEF’in önemli konuşmacıları arasında da yer alan Singer’ın hem LGBT hareketini hem de muhafazakar Cumhuriyetçileri desteklemesi sıklıkla tartışılan bir konu. Ancak Singer’ın buna yanıtı daha da tartışmalı. Singer, eşcinsel bireylerin hak talebini tamamen Cumhuriyetçi Parti’nin dışında aramalarını engellemeye çalıştığını dile getiriyor. Buna karşılık, bir yandan da eşcinsel evliliğine kesin olarak karşı çıkışı ile bilinen senatörlerin seçimini destekliyor.
Singer, Elliott Management Corporation ve yatırımları ile, politikasını ve amaçlarını oldukça zor analiz edebileceğiniz karmaşık bir yapı sunuyor bize. Ancak bu grubun teknolojik ağları ve elindeki ipler ile siyasi yapıyı birlikte yönetmek gayesinde olduğu açık.
Twitter Şubat 2020’de Singer’ın bu talebini, Twitter’a yeni bir bağımsız müdür ile iki yönetim kurulu üyesi atayarak ve önemli bir miktar hisseyi de geri alma taahhüdü ile savuşturuyor. Bu anlaşmanın sonucunda, Dorsey’in CEO’luğa devam etmesi de mümkün oluyor. Yani Twitter’ın sahibi olarak gördüğümüz Dorsey’in de makamı, Singer’ın sunduğu anlaşma şartlarına uymasına ve karşı bir saldırıda bulunmamasına bağlı.
Dorsey, amacı çok net olmamakla birlikte, Afrika gezisini planladığı tarihlerde, Singer ile uğraşmaya başlayınca, bu hayallerini de ancak belirli ölçülerde gerçekleştirebiliyor. Çünkü Singer, Dorsey’in CEO’luktan çekilmesini isterken, Dorsey’in altı aylık bir Afrika gezisinde olacağını, zaten işlerin iyi gitmediği ve değer kaybeden Twitter’ı da gerektiği gibi yönetemeyeceğini söylüyordu. Anlaşma yapıldı, Dorsey CEO’luk makamında kaldı ama o istediği Afrika gezisi de büyük ölçüde zayıflatılmış oldu.
Bu gelişmelerden aylar sonra, Twitter’ın Trump’a yönelik müdahalesi, cılız ifade özgürlüğü savunuculuğuna karşın, Amerikalı Demokratların, genel olarak Trump karşıtı ittifakın ve dünyada birçok kişinin de sevinmesine neden oldu. Trump’a nefret boyutunda karşı çıkan hemen herkes, gizliden gizliye Twitter’ı ve Dorsey’in bu cesur adımını destekledi.
Dorsey’in 2020 ve sonrası için kurduğu hayaller nedir bilmiyoruz ama, hem pandeminin hem de Singer’ın atakları nedeniyle, bunları gerçekleştirmesi pek mümkün olmadı. Bu durumun, Dorsey gibi dünyayı hayal ettiği şekilde değiştirmek isteyen birini pek de memnun etmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ben Dorsey… Dünyanızı değiştireceğim…
Peki Dorsey’in dünyayı değiştirmek istediğini nereden çıkartıyoruz? Onu CEO’luktan etmeye çalışan Singer’ı tanıdık, peki Dorsey kimdir? Twitter’ın kurucusu Dorsey, aynı zamanda Berggruen Institute yönetim merkezi üyesi ve enstitünün aktif bir destekçisi.
Nicolas Berggruen tarafından 2010 yılında kurulan Berggruen Institute son derece demokrat bir tavra sahip görünüyor. Ancak elindeki projeler ile çalışma gruplarının uğraş alanları oldukça ilgi çekici. En önemlileri “insanın değişimi programı”, “kapitalizmin geleceği programı”, “demokrasinin geleceği programı” ile “jeopolitik ve küreselleşme programı” olarak karşımıza çıkıyor. Evet oldukça demokrasi aşığı projeler gibi görünüyor.
Bu enstitüde, Dorsey ile birlikte Elon Musk ve Demokrat eski hazine sekreteri Larry Summers’ın isimlerini de görüyoruz. Musk’ı zaten herkes tanıyor. Başarı hikayesini anlattığı kitaplarını alıp okuyan milyonlarca kişi olduğunu biliyoruz.
Ancak Musk’ın bu müthiş kitabında yer almayan bir hikayesi daha var. Çok az kişi Musk’ın Bolivya lideri Evo Morales’i bir darbe ile düşürdüğünü, ülkesinden sürgün ettiğini ve bununla ilgili olarak da “istediğimiz herkese darbe yapabiliriz” yazan bir tweet attığını biliyordur. Musk’ın enstitüden dostu ve demokrasi aşığı Dorsey’in bu tweet ile ilgili ne yaptığını merak eden var ise hemen yanıtını verelim, hiçbir şey.
Demokrasi değil toprak kavgası…
Buna karşılık, aynı Dorsey’in 13 Ocak tarihinde Trump kararı hakkında şu tweeti attığına şahit oluyoruz. “@RealDonaldTrump’ı Twitter’dan yasaklamak zorunda olmamızı ya da buraya nasıl geldiğimizi kutlamıyorum, ya da bununla gurur duymuyorum. Açık bir uyarıdan sonra bu işlemi gerçekleştirdik. Hem Twitter’da hem de Twitter dışında fiziksel güvenliğe yönelik tehditlere dayanarak elimizdeki en iyi bilgilerle bir karar verdik.”
Bu açıklaması ile atılan her bir tweetin hem siber dünyada hem de gerçek dünyada etkisine önem verdiğini söyleyen Dorsey’in, Musk’ın bir ülke liderini sürgüne gönderen darbe eylemini alkışlayan tweetine hiçbir şey yapmamış olmasının takdirini size bırakıyorum.
Açıkçası Musk’ın Güney Amerika’da yaptıklarını gördükten sonra Dorsey’in Afrika’ya hangi amaçlar ile gittiğini düşünmeden edemiyoruz. Dünyanın teknoloji ve iletişim geleceğini elinde tutan iki dolar milyarderi demokratın, kıtaları paylaşmasını hayretle ve hiçbir önlem alamadan izliyoruz sadece.
Bugün dünyada demokrasi adına kavgayı ancak ezilenlerin verdiğine, daha doğrusu vermeye çalıştığına şahit oluyoruz. Bolivya halkı, ülke kaynaklarını koruyan, sağlık sistemini iyileştiren liderinin arkasında durmaya çalışırken elindeki en etkili silah Twitter’ın özgür ifade ortamıydı. Ancak, aynı Twitter’ın sahibi olan Dorsey’in dostu Musk’ın silahları karşısında bu mücadelesini kaybetti. Yarın aynı şekilde, bu acımasız oyunu Afrika’da, Asya’da ve dünyanın her yerinde görmeye devam edeceğiz. Bitti, kurtulduk dediğimiz Cambridge Analytica’nın zihniyetinin ve kodlarının Twitter’ın içine ve ruhuna gömülü olduğu aşikar.
Dünyada ifade özgürlüğünün adresi olan Twitter’ın ve arkasındaki güçlü finansın demokrasiden ziyade toprakların ve bu toprakların geleceğinin peşinde olduğunu anlıyoruz. Cumhuriyetçi Singer ve Demokrat Summers gibi kasalar ile onların teknoloji tutkunu dolar milyarderi yeni yetme çocuklarının belki de tek ayrışma konusu, Çin karşıtlığı veya Çin’in etki alanında olan Güney Amerika, Afrika ve Asya hakimiyetinin kimde olacağı. Bizlere düşen sorumluluk ve bizlere yakışan ise, demokrasinin, eşitliğin ve dayanışmanın ancak bireysel aydınlığımız ve çabamız ile korunabileceğini bilmektir.

Netizenlist.com

İnternet vatandaşlarının buluşma noktası