Loading...

Mekanı ve geleceği paylaşmak

Önce kim geliyor? Ben mi biz mi?..
Bugün içinde bulunduğumuz durumda, en çok çelişki yaşadığımız konu, karşılaştığımız bir durum karşısında ben olarak mı yoksa biz olarak mı davranacağımız. Markette su alırken de, kayıp sayılarını veren haberleri izlerken de ben ile biz arasında gidip geliyoruz.
Çok doğal. Evet çok doğal ama, bir o kadar da yıpratıcı bir zihinsel çaba. Çünkü bu süreçte ben ve biz demek, etrafımızdaki insan sayısına bakarak karar verdiğimiz bir şey değil. Karakterimizi, bütün inanç sistemimizi ve bakış açılarımızı sorgulatan bir karar bu. Karakterimiz kimi durumlarda “ben” olarak “biz”den ayrılırken, kimi durumlarda “biz” olarak “ben” olanın davranışlarını yargılayabiliyor.
Modern insanı anlamaya yönelik bir çabası olan Rainer Funk, çokca tartışılan eserinde postmodern ve ben odaklı karakteri ele alıyor. Eserinin sonunda, bu karakterin aktif arzcı ve pasif kullanıcı tutumlarının karşılaştırması ile bireyin çeşitli durumlarda davranış ve düşünce yapısını örnekleyerek özetliyor. Eser kimileri tarafından çok yüzeysel bir analiz olarak değerlendiriliyor. Bir diğer gruba göre ise Erich Fromm’un asistanı ve editörü olan Funk’un en önemli yapıtı.
Funk’a göre karakterimiz, birey olarak kendi öz yaşantımız ile dış gerçekliğimiz arasında kurduğumuz ilişki biçimine göre farklılık gösteriyor. Zaman tüketim şeklimiz, meslek, kültür, sosyal ve siyasi sorumluluk konularına bakışımız buna göre belirleniyor. Yaşam tarzımız, estetik anlayışımız da yine bu eksende kendisine bir yer buluyor. Analizin belki de en cazip ve tartışmaya açık kısmını ise Funk’un bu ben/biz çatışmasının zeminine “mekan” ve “gelenek” ile “zaman” ve “gelecek” bakış açılarımızı yerleştirmesi.
Yeni mekanı nasıl yaşayacağız?
Yarın mekanlarımız açılacak. Her zaman gittiğimiz bu mekanlara yeniden gideceğiz. Neresi olduğu önemli değil. Alışkanlıklarımızının bizi sürüklediği yerlere gideceğiz öncelikle; her zaman gittiğimiz AVM veya köşedeki kafe. Ben olarak gidecek, biz olanı arayacağız. Bizim için mekan olmaktan çıkıp bir olaya ve bir deneyime dönüşen yerlere gideceğiz.
Ancak yarın gideceğimiz bu mekanlarda, ben ve bize ait bütün izlerin silinmiş olduğunu, olay ve deneyimin bulanıklaştığını göreceğiz. Önce sevinecek ve sonra da belki üzüleceğiz. Yeni bir olay yaşayacağız. Bu yeni olayı mekanın yeni ve sevilesi deneyimi haline getirmek için çaba sarfedeceğiz. Kimi zaman yalnız kalmak istediğimiz bu mekanlarda, altın tepside sunulan yeni yalnızlığın belki de hiç istemediğimiz tatsız bir meyve olduğunu göreceğiz.
Funk’un aktif arzcı beni için ise mekan, verili bir şey değildir ve her zaman diliminde yeniden yaratılmalıdır; mekana bağlı gelenek ise işe yaradığı halde canlı tutulabilir. Pasif kullanıcı ben ise aynı mekanı, içinde yaşaması için oluşturulmuş bir dünya olarak kabul etmekte, mekansal geleneği ise ancak nostaljik, statik bir unsur olarak ele almaktadır.
Alışkanlık ve deneyimlerimizin karşılığını bulamadığı bu mekanlarda esasen çok dramatik bir değişimi de yaşayacağız. İçimizdeki benin bizi aradığı, biz olanın ise ben olmak istediği bir değişim. Kolay görülse dahi, başa çıkılması zor bir durum ile karşılaşacağız bu yeni dünyada.
Yeni zamanın yeni geleceği…
Mekan ile ilişkimizi zaman içinde yeni bir deneyime dönüştürerek, yeniden yaşama dönmenin yollarını belki bulacağız. Ancak, belki de en önemli yaşamsal motivasyonumuz olan, zamanı tüketim şeklimiz ve geleceğimize yüklediğimiz anlamın değişimi ile nasıl başa çıkacağız?
Zamanı, yaşamın içinde aktif olduğumuz halde kontrol edebiliyoruz. Dünyanın mekansal unsurları ile kurduğumuz ilişki ve bu ilişkiye göre oluşturduğumuz zamanı tüketim kompozisyonu da mekan ile birlikte değişecek. Deneyimlerimize yüklediğimiz estetik değer ile elde ettiğimiz zamanı uzatma ve kısaltma yeteneğimizin elimizden alındığını göreceğiz.
Yeniden Funk’a baktığımızda, aktif arzcı ben zaman ile ilişkisini kurarken şimdiye odaklanmaktadır; gelecek konusunda ise kuşkucudur, gelecek kendisidir. Pasif kullanıcı bende ise içinde bulunduğu zamanı unutma isteği baskındır; gelecek ile daha ilgilidir ve bu konuda kayıtsız kalmayı tercih etmez.
İşlevsel seviyeye indirerek bizdeki zamansal karşılığını kısalttığımız birçok deneyimin yeni zamanda uzadığını göreceğiz. Ya da ben için estetik değerini yükselterek uzattığımız zamanın kısaldığına şahit olacağız. Bir toplu taşıma aracını kullanma deneyiminin yeni ritüelleri ile mesele olduğunu, çok sevdiğimiz kafede geçirmek istediğimiz zamanın ise mekanikleştiğini göreceğiz. Yeni bir yıkıcı etki daha. Nasıl başa çıkacağız?
Kontrolden vazgeçmemek ya da gerçekliğe dalmak…
Dış dünya ile olan ilişkimizi her zaman kontrol etmek istedik. Nerede hangi mekanda veya ne zaman olduğu önemli değil. Bize sunulan dış gerçekliği kimi zaman istekle ve içine dalarak, kimi zaman ise baskınlığı karşısında geri çekilerek kabul etmiş olabiliriz.
Ama şu bir gerçek ki, yaşam deneyimimiz içinde, hepimizin kontrol ettiği bir mekan ve zaman parçası oldu. Şimdi bunların hepsinin yerinin değiştiğine ve kontrolü başka bir gücün ele aldığına şahit olacağız. Kendimize yeni kontrol mekanları ve zamanları arayacağız. Ben olduğumuz yerde biz gibi, biz olmaya alıştığımız yerde ben gibi davranmaya başlayacağız. Ben ve biz alıştığı mekan ve zamanın dışında bir yerlerde kendisini yeniden bulmaya çalışacak.
Bu ne yazık ki Funk’un eserinde yer alan bir bölüm değil. Funk’da yanıtı yok veya ben anlamadım. Ancak bu yeni durum ile başa çıkmakta zorlanacağımız aşikar. Bu yeni mekan ve zamanın kontrolünü ele alabilmek için bugüne dek alışkın olmadığımız bir çaba sarfedeceğiz. Belki de öncesinde, ben ve bizin bu yeni ve rol değişimi için sakince düşünmemiz gerekecek. Sanırım desteğe ihtiyacımız olacak.

Netizenlist.com

İnternet vatandaşlarının buluşma noktası