Okuma Süresi:3 Dakika, 38 Saniye

Yaygın inanışa göre pazara ilk giren işletme hangisiyse genellikle pazarın hakimi de odur. Dijital dünyada ise durum biraz farklı. Teknolojik gelişmelerin dinamik yapısı göz önüne alındığında, pazara ilk girenin değil sonradan girenlerin daha kalıcı başarılar elde ettiğini görüyoruz. Çünkü, yeni bir pazara girdiğinde belirsizlikler çoktur, maliyetler yüksektir, talep belirsizdir ve hatta gelecekte regülasyonların neler getireceğini bilemezsiniz.
 
Patentler ve teknolojiniz sayesinde bir süre pazara hakimiyet kurabilirsiniz ancak bu durum sizde rehavet yaratır da potansiyel rakiplerinizin atacağı adımı öngöremezseniz er ya da geç pazarın beklentilerini karşılayamaz duruma düşer ve yok olmaya mahkûm olursunuz.
 
Örneğin cep telefonu pazarında Nokia ve Motorola’nın tahtına Apple ve Samsung’un yerleşmesi tesadüfen olmamıştı. İlk(el) arama motoru ve web dizini Yahoo ve benzerlerinin tahtlarını Google’a bırakmaları da çok uzun sürmemişti.
 
Netscape’i hatırlıyorsanız, İnternet’in günümüze kadarki yolculuğunun önemli bir kısmına zaten şahitlik etmişsinizdir. 1990’ların ortalarında Bill Gates İnternet ekosistemine agresif bir giriş planı yaparken hedef olarak Netscape’i gözüne ketirmesi sayesinde uzunca süre belleklere yer eden “İnternet’te her şeye bedava” algısı oluşmuştu.
 
Eğer Microsoft İnternet tarayıcısı (browser) monopolünü kırmak için öğrenci ve öğretmenler dışındakilerden kullanım bedeli olarak $50 talep eden Netscape’e alternatif olarak tamamen ücretsiz Internet Explorer’ı sunmasaydı, muhtemelen ilerleyen dönemlerde İnternet’te haber siteleri, e-posta hizmetleri, anlık iletişim uygulamaları ve hatta sosyal ağlar bile kulanım ücreti istiyor olabilirdi. O yılarda, yazılım, müzik, film ve kitapların yaygın bir şekilde korsan paylaşımı da aslında “bedava” algısının bir tezahürüydü diyebiliriz.
 
Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, uzun yıllar boyunca pek çok çevrimiçi içerik üreticisi kullanıcılara hizmetlerini ücretsiz olarak sunarken, kendilerine gelir kaynakları oluşturmak için çevrimiçi reklam, satış, üyelik, sponsorluk ve ürün yönlendirme gibi alternatifler yaratmaya çalıştılar.
 
Kullanıcılar “bedava”nın maliyetinin aslında çok daha pahalı olduğunu kişisel verilerini teknoloji devlerine, İnternet korsanlarına, hükümetlere ve tabii ki de bundan nasiplenmek için bu verileri satın alan işletmelere kendi elleriyle teslim ettikten uzunca bir süre sonra anlamaya başladılar.
 
Günümüzde okuyucularına haber adı altında bolca reklam sunan haber siteleri ile bazı temel hizmetleri reklam karşılığında sunan sosyal ağlar dışında İnternet’te ücretsiz hizmet verenlerin kaldığını söyleyemeyiz. İnsanlar artık müzik dinlemek, dizi ve film izlemek için bir bedel ödemek ya da can sıkıcı reklamlara katlanmak zorunda. Bazı oyunları oynamak ücretsiz gibi görünse bile oynamaya devam edebilmek için ödeme yapılmak zorunda. Hatta, Elon Musk Twitter’ın (X?) bile ücretli olması için elinden geleni yapacağını söylemekte tereddüt etmiyor!
 
Buraya kadar yazdıklarım aslında İnternet’in tarihsel evrim sürecinin kısa bir özetinden başka bir şey değil. Buradan sonra yazacaklarım ise ‘Yapay Zekâ’nın İnternet’in tarihsel döngüsünü nasıl başa saracağına ilişkin gözlem ve öngörülerimden oluşuyor.
2020 yılının Eylül ayında, The Guardian gazetesinde yayınlanan “Bu makalenin tamamını bir robot yazdı: İnsanoğlu hala korkmadın mı?” başlıklı makaleyi belki duymamış ya da hatırlamıyor olabilirsiniz. O makale ChatGPT tarafından yazılmıştı ancak o günlerde hiçbirimiz bahsi geçen yapay zekâ uygulamasının 2 yıl içinde ilkokul öğrencileri tarafından bile yaygın bir şekilde kullanılmaya başlayacağını tahmin edemiyorduk. Tıpkı, iki Stanford öğrencisinin bir proje olarak hazırladıkları ve sonradan Google olarak adlandırılan arama motorunun zamanla dünyayı saran en büyük İnternet ekosistemlerinden birisi olacağını hiç kimsenin tahmin edemediği gibi!
 
ChatGPT şu anda sadece kısıtlı özellikleri olan eski versiyonunun sınırlı kullanımını ücretsiz olarak sunuyor. Sosyal ağlarda son aylarda popüler olan diğer yapay zekâ uygulamalarının pazarlama modellerine baktığımızda da benzer bir sistemin işlediğini görüyoruz. Örneğin, yapay zekâ tarafından fotoğrafınızın bir görsele dönüştürülmesini istiyorsanız bunun bedelini ödemeniz gerekiyor. Tıpkı İnternet’in ilk günlerinde Netscape’i kullanmaya devam etmek istiyorsanız ücret ödemeniz gerektiği günlerde olduğu gibi, yapay zekâ pazarına hızlı giriş yapan bu işletmeler haklı olarak sundukları hizmetin karşılığını da almak istiyorlar.
 
Ancak döngü yine aynı şekilde işliyor. Internet Explorer ile Netscape’i pazardan silen (daha sonra Netscape’in küllerinden doğan Mozilla ve Chrome’a tekrar tahtı devrettiğini de unutmadığımız) Microsoft (normalde ücretli olarak sunulan) ChatGPT4’ü ücretsiz olarak Bing uygulamasına entegre ederek yapay zekâ pazarına konumlanmak için ciddi bir adım attı. Benzer bir şekilde Google Bard ile Meta Connect ve Llama ile, Apple ve diğerleri de benzer uygulamalarla ciddi bir şekilde yapay zekâ’yı kendi ekosistemlerine entegre etmek suretiyle hizmetlerini yapay zekâ temelli ücretsiz alternatiflerle çeşitlendirmeye başladılar.
 
Yapay zekânın artan oranda geleceğe yön vereceğini fark etmeyen işletmeleri gelecekte zor günler beklediğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Bireyler açısından da tıpkı, su, hava, elektrik ve İnternet gibi yapay zekâ da yakın gelecekte hayatın ayrılmaz bir parçası haline getirilecek. Eğer bu süreç İnternet’in yukarıda bahsettiğim kısa tarihi gibi şekillenirse ilginç günler göreceğimizi söylemek yanlış olmaz…

Previous post Apple’ın WWDC 2023’te tanıttığı bütün ürünler
Next post 2023 ilk çeyrekte en çok satan akıllı telefon modelleri