Loading...

Ya Dönülür, Ya Dönülmez

Her şeyi kontrol edebileceği sanrısından hiçbir şeyi kontrol edemeyebileceği olgusunu öğrenmenin paniğine yuvarlanmak!
Koronovirüs pandemisinin patlak verişinden dört ay sonra insanlığın durumunu böyle özetleyebiliriz. Doğrusu ya, çok ağır bir “tenzili-rütbe” söz konusu.
Belirsizliği aşan bir bilinmezlik çökmüş durumda. Sis, pus, duman, buhar iç içe.Ve ne zaman kalkacağı belli değil!
Konuya iletişim araçları açısından bakacak olursa, örneğin bu yılın ilk aylarında koşulların zorlamasıyla kaybettiğimiz bir çok şeyin, bırakıp ne zaman geri döneceğini, dönüp dönmeyeceğini bilmiyoruz.
Evet, dönmeyeceklerden bazılarının suyu zaten ısınmıştı, ama yeni koronavirüsü kazanın altındaki ateşi körükledi.
Amerika’da uzmanlar soruyorlar: Acaba salgın bittikten sonra sinema salonları yeniden açılacak mı? Yoksa salonda başkalarıyla birlikte film seyretme olayı_ki bence işin özüdür_bitti mi?
Bu soru bizim için de geçerli.
Aynı şeyi kağıt/mürekkep gazeteler için haydi haydi sorabiliriz. Hayatında tek gün gazete sektirememiş olan ben bile aboneliğimi iptal ettim. Gerçek dağıtım rakamları içler acısı. Zaten gazeteyi bırakmak için bahane arayan pek çok “gerçek” gazete okurunun önemli bir kısmı geri gelmeyecek.
Vatan’dan sonra Hürriyet ve Milliyet’in de kapanacağı ya da sadece online haber vereceği söylentisinin tek nedeni, Türk medya elmaslarının har vurup harman savrulmasından ziyade; o tür gazetelerin zaten sürdürebilirliğinin kalmamış olması. Koronavirüs de bir tekme vurunca…
Televizyon için durum ilk bakışta o kadar umutsuz görünmüyor. Yapılan araştırmalar koronavirüsün insanları evlere kapattığı ülkelerin çoğunda televizyon seyretme sürelerinin arttığını gösteriyor. Televizyon haber kaynağı olarak da sosyal medyanın önünde gidiyor. Bunun nedeninin sosyal medyadaki bir çok haber kaynağının Covid19’lu bir hastadan daha berbat olması şüphesiz.
Salgın sonrası orada da bir kargaşa bekleniyor.
Bize gelince: En dinamik haber kanalları, insan türünün hem konuşmacı hem de izleyici olarak ne kadar da aptal olabileceğini kanıtlamak için düzenlenmişe benzeyen “tartışma” programlarıyla tıka basa doldurulmuş bizim televizyonların ise, hele yerli diziler de yayından kalkınca, aynı yükselişi gösterdiğini sanmıyorum. Yükselmişse de zaman doldurmak içindir.
Düşünün: “65 yaş üstü” lanetlileri bile yeni olduğu için Survivor seyrediyorlar!
Halk TV, Tele 1, KRT gibi “muhalif” kanalların baskılar ve yetersizlikler dolayısıyla açılan boşluğa hamle yapma fırsatını kullanamadıklarını görüyoruz.
Netflix başta olmak üzere dijital platformlar o hamleyi fazlasıyla yapmış durumdalar..
Netflix’in bağımsız ve özgür bir haber bülteni olsa AB grubunda Fatih Portakal’ı zorlardı!
Sonuç: Belirsizlik içinde bir bekleyiş. Ve belirsizliğin ne kadar süreceği de bilinmiyor! Kimler döner kimler dönmez belli değil!

NOT


Ya kitap diyeceksiniz? Türkiye’de tüm aydınların günün birinde zorunlu olarak eve kapanıp kitap okuma hülyası vardı. Aydın kişi okumak isteyip de zaman bulamadığı tüm kitapları o zaman okuyacaktı! Koronavirüs karantinası önce böyle bir fırsat olarak konuşuldu. Ama kısa zamanda anlaşıldı ki olmuyor. Pek çok kişi dehşet içinde keşfetti ki, ekrandan okuya okuyana, kağıt sayfadan okuma alışkanlığını, hatta yetisini kaybetmiş. Üstelik kitapçılar kapalıydı ve salgın kafaları çok meşgul ediyordu. Yani kitap için bir altın çağ yaşanmadı ama gene de kitapsız olamayacağı görüşü bir kez daha pekişti. Yani kitap bir yere gitmiyor!

Netizenlist.com

İnternet vatandaşlarının buluşma noktası